Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Yol arkadaşları seçilebilir mi?

İşimizi yaparken kimlerle birlikte olacağız, kimlerle yürüyüp hedefimize ulaşacağız? İşimiz derken anlatmak istediğimiz, sözü hiç uzatmadan ve sözcüğün içerdiği bütün aşamalar ile çok farklı görünen iş biçimlerini de özetleyerek söylersek, sosyalizmdir.

Yayın Tarihi: 24.09.2026 , 23:00 Güncelleme Tarihi: 25.09.2026 , 00:00

Şöyle bir soru üzerinde durmaya çalışalım: İşimizi yaparken kimlerle birlikte olacağız, kimlerle yürüyüp hedefimize ulaşacağız?

İşimiz derken anlatmak istediğimiz, sözü hiç uzatmadan ve sözcüğün içerdiği bütün aşamalar ile çok farklı görünen iş biçimlerini de özetleyerek söylersek, sosyalizmdir.

Çok mu kestirmeden ya da atlamalı bir özet oldu? Olsun.

Kimi zaman yeri gelmeden de yinelemekten hoşlandığım bir söz vardır. Yıllar boyunca değişik vesilelerle birçok kez yapmışımdır; bu kez de öyle başlayacağım. Umarım, çok yersiz bulunmaz. En azından, her yürüyüşün bir güzelliği vardır ya da olmalıdır. Bir yandan bunu çağrıştırıyor, bir yandan asıl güzelliğin nerede olduğuna işaret ediyor.

Geçen yüzyılın, hem birikimi ve yetenekleri hem de devrim davasına hizmeti açısından büyük nitelemesini hak ettiğinden kuşku duymadığım, ama hayatının ölümcül hatalarla dolu olduğu yargısını da itiraz edilemez bulduğum bir devrimcisinin sözüdür: "En güzel sanat eseri, sosyalist toplumdur." 

Eğer bu söz doğruysa, sosyalist toplumu kuruncaya kadar güzellik arayışımız sürecek demektir. Ondan sonra en güzeli nasıl tanımlayacağız sorusu ise o zamana kadar yanıtsız kalmak durumundadır; başka bir anlatımla, yanıtlanabilmesi için gerekli koşulların henüz oluşmadığı bir sorudur.

Bu sözün sahibi olan devrimcinin adına gelince, onu vermeyelim; bu yazının bilmecesi olsun. Kolaysa kolay, ne yapalım. Zaten ödül falan da yok sonunda.

Başlıktaki soruya dönersek, orada işimizi birlikte yapacaklarımızın sınıfsal kökenlerini sormadığımız açıktır. O konuda yeterince kazanım vardır dağarcığımızda; kitaplardan, işliklerden, sokaklardan, alanlardan elde edilmiştir... Başka türlü söylenirse, bozulmayacak, bozulmaması gereken bir ezberimiz bulunmaktadır. Böyle olmadan olmaz; bütün ezberleri bozulan, tutacağı yolu nasıl bulsun?

Sorulan, tek tek o insanların özellikleridir; deyiş uygunsa, kişisel ya da bu ikisi arasında önemli bir fark gözetmeden söylersek, bireysel özelliklerdir. Omuz omuza olacaklarımız, işçilerdir, bundan daha geniş bir anlam yükleyerek kullandığımız sözcükle emekçilerdir, onların yanında olmayı seçmiş aydınlardır. Tamam da, bu işçilerin, emekçilerin, aydınların içindeki hangi özellikleri taşıyanlar ve hangilerinden arınmış olanlardır?

Çok sevdiğim ve önem verdiğim bir yoldaşımla sık sık dertleşirdik bir zamanlar. Böyle derken iyice geride kalmış ve bugünle benzerliği çok azalmış zamanları kastetmiyorum; tersine, üzerinden daha birkaç on yıl geçtiğine göre, kuşkusuz hâlâ geçerlidir o dertleşmelerin konusu. Şimdilerde gürül gürül akan uçsuz bucaksız bir ırmakta birbirinden uzak düşmüş iki damlaya benzediğimiz o yoldaşımla konuşurken yakınırdık: Bizim saflarımızdaki çoğunluğu  genç olan insanlar, konumlandıkları yeri şu köhnemiş dünyada ve çürümekte olan toplumda kendilerini kurtarıp sığındıkları bir adacık olarak görürlerdi. Burada bir haklılık payı yok sayılmazdı; seçip ulaştıkları yere ilişkin gerçek dışı bir algılama söz konusu değildi. Kötülükse şuradaydı: Orada yaşamanın farklılığını abartarak dışarı çıkmanın, o adacığı büyütmenin, toplumun ve dünyanın daha belirgin, çok daha belirleyici bölümünü kaplar bir büyüklüğe ulaştırmanın peşine düşmenin gerekleri ihmal edilebiliyordu. Geçmiş zaman işte, tam bu sözcüklerle değildi kuşkusuz, sözcükleri hemen şimdi, yazarken buluyorum. Demek istediğim, bu sözcükler o konuşmalarımızda bir kez bile geçmemiştir büyük olasılıkla. Ama, aşağı yukarı, bu minval üzre konuşurduk.

Toplumsal çürüme, insanın halleri, yeni insan ve benzeri başlıklarda yazıp çizer ve konuşurken o dertleşmelerimiz hep belleğimde tazelenir. Aslına bakılırsa, bu konular üzerinde kafa yormak, okuyup yazmak son derece gereklidir, buna inanıyorum. Ama işin bir de şu yanı var: Böyle konuları sık sık ve yaygın olarak gündeme getirmek sakıncalı da olabilir; çünkü, sadece bu nedenle değilse bile bunların da etkisiyle, örgütlü mücadelenin militanları, yoldaşlarının sayılarını artırmaya uğraşırlarken, o çürümeden tümüyle uzak kalmış ya da arınmış insanlar bulmanın peşine düşebilirler. Gerçek durum burada dile getirdiğimiz kadar apaçık, dolayısıyla karikatürleştirilmiş biçimde ortaya çıkmaz elbette. Öyle yapmanın yanlışlığı üzerinde konuşmuş, kafa yormuş, büyük ölçüde "netleşmiş" olmamıza rağmen, kimilerimizin mücadeleye kazanmak için, Ekim Devrimi’nin önderinin 1920'li yılların hemen başlarında kullandığı deyişi yinelersek, "seralarda yetişmiş" insanlar aramaktan kurtulamadığına tanık oluruz.

Şu son paragrafın yazılmasıyla, bir bakıma, daha önce sözünü ettiğim o eski dertleşmede gündeme getirilenden farklı bir argüman da devreye sokulmuş oluyor. O zamanki konuşmalarımızda, yaşadıklarından, tanık olduklarından bıkmış, tiksinmiş, kaçmış insanların kendilerine korunaklı bir sığınak arayışından ve bir kez bulunmuş sığınağın olabildiğince bozulmadan, kirletici sızmalara kapalı, tertemiz tutulmasından söz ediyorduk daha çok. Burada ise, bir süredir mücadelenin içinde bulunmuş ve safları kalabalıklaştırmayı kendilerine iş edinmiş olanların, tepeden tırnağa yanlış bulunamayacak seçiciliklerini irdeleyerek öne çıkarmış oluyoruz aynı sorunu.

Oysa, bir yandan kendimize güvenimizi yüksek tutarken yanılmaktan da hiç korkmadan, hiç denemese bile bu korkuyu bastırma yürekliliğini göstererek, çoğalmak zorunda olduğumuz besbellidir artık. Bu işi, düzelterek yazalım, en başta tek olduğunu söylediğimiz ve sosyalizm diye kestirip attığımız işin bu bölümünü, sonuna erdirirken ulaşacağımız hızın da işin kendisinden daha az önemli olmadığını unutmamak ise bir başka açıklıktır.

Varsın, çürümeden az çok nasibini almış bir yığın işçi, emekçi, aydın da saflarımıza doluşsun! Onlarla uğraşırken, onları çürümenin etkilerinden özgürleştirirken kendi yetersizliklerimizi de görüp sağaltmış oluruz.  

Varsın, onların gelişiyle biraz dokunulmuş, biraz bozulmuş, biraz kirlenmiş olalım! Daha nitelikli, daha temiz, daha yıkılmaz, bunlarla birlikte ve hepsinden önemlisi, en büyük amacımıza gitgide daha yakın olmanın yollarını buluruz nasılsa. 

Ayrıca, silah olarak tanımladığımız partinin gerektiğinde öğrencilerle öğretmenlerin yer değiştirebildiği, derslerle sınavların iç içe geçtiği, bilinen bütün okullardan farklı bir okul özelliğinin de bulunduğu söylenemez mi?

Yazarın Son Yazıları