Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mesut Odman

Mesut Odman

Karşılaştırmalı demokrasi

Şimdi, geçerliliğini hiç yitirmeyen bir saptama yapmadan bitirmemeliyiz: Demokrasilerden demokrasi beğenmek, emekçiler için, ölümlerden ölüm beğenmek anlamına gelir.

Yayın Tarihi: 30.10.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 30.10.2026 , 00:02

Her boydan ve her soydan demokrasi sevdalıları, özellikle de bizdekiler için vazgeçilmezdir: Hem kendilerindekinin kimselerde var olana benzemez, kendine özgü bir nitelik taşıdığını, hem de bunun yanlış anlaşılmaması gerektiğini, çünkü öyle olmakla birlikte, aynı zamanda, ya hiçbir yerdekinden aşağı kalmaz ya da öyle olsa bile uğruna mücadele edildikçe tam ve gerçek bir demokrasiye evrimleştirilebilir olduğunu düşünürler. Aslında düşünüp düşünmedikleri pek belli değildir de bunu her fırsatta tekrar ederler, böylece bazen öyle düşündükleri sanısı uyanır. En kötüsü de budur zaten: O yetenekleri bulunmadığı halde düşünebildikleri izlenimi yarattıkları olur. Gerçi, bunları ideologları için ileri sürmek gerçekçi olmaz, onlarda az çok gelişmiş bazı nitelikler vardır; onları izleyen sürüye bakarak söylüyoruz.

Bu arada birbirinin karşıtı sanılabilen iki ana eğilim doğar, akım da diyebiliriz. “Birbirinin karşıtı sanılabilen” demekle aslında bunların yer yer bir karşıtlık ya da düşmanlık ilişkisi içinde görünmekle birlikte, aslında, düşman kardeşler yakıştırmasının daha uygun düşeceğini anlatmış oluyoruz.

Bunlara ayaküstü uydurulabilecek bir deyişle, “karşılaştırmalı  demokrasi yaklaşımı”nın iki ana eğilimi demek mümkün. İsteyen, eskimiş sözcüklerden bir türlü vazgeçemeyen, karşılaştırmalı yerine “mukayeseli” de diyebilir.

Bu eğilimlerden biri, daha çok, iktidarda bulunan ve alışılmış deyişle sağcılar olarak bilinenlerde ortaya çıkar. Onlara göre herkesin demokrasisi kendinedir. Demokrasi her ülkenin kendi koşulları içinde, o koşulların çizdiği ülke ve toplum için hayırlı/gerekli/yararlı çerçevede gerçekleşir. Her ülkenin varlığı ve geleceğinin, modaya dönüştürülmüş sözle “bekası”nın gerektirdikleriyle demokrasinin gereklerini bağdaştırmak mümkündür, ama zordur. Bu zor işi başarmak da gerçek yahut iyi politikacıların, hatta o kadarı da yetmez, “devlet adamı” düzeyine ulaşabilmiş olanların harcıdır.

Aslında meramlarını buna benzer bir derli topluluk içinde anlatma becerisini pek azı gösterebilse de, çoğu kez hamaset ve tehdit dolu bir biçemde söylenenleri, daha doğrusu, bağırılıp çağırılanları böyle anlatmak, yeterince kısa ve anlaşılır bir özet sağlayabiliyor. Bu eğilimdekilerin karşılaştırma gündeme gelince verdikleri örnekler ise zaman zaman gülünçleşiyor. Sözgelimi, sekiz yıl önce Fransa’da ortaya çıkan ve Sarı Yelekliler diye adlandırılan protestocuların eylemleriyle, daha doğrusu, onlara karşı Fransız polisinin tepkisiyle ilgili olarak, bizim polisin şiddetine, TOMA'lara şuna buna laf ediyordunuz hani, bakın işte çok demokratik bellediğiniz Fransa’da da aynı tepki gösteriliyor, diyebilmişlerdi. Bu arada, daha ciddi bir biçemde, ama çok daha gırgır bir resmi açıklamanın dış işleriyle uğraştığı sanılan bakanlıktan geldiğine tanık olmuştuk yıllar önce, o “Sarı Yelekliler” ilk kez ortaya, daha doğrusu, sokaklara çıktıklarında: Fransızlara “aman ha orantısız şiddet kullanmayın, ayıptır, demokrasiye sığmaz” anlamına gelecek öğütler vermişlerdi.

Karşılaştırmalı demokrasi yaklaşımının öteki eğilimine gelince, baskın tema bizdeki demokrasi ile oralardakilerin benzemezliğidir. Hatta basit bir benzemezliğin ötesinde, oralardaki gerçek, hakiki, tam demokrasi iken bizdeki, ne yazık, sahte, en iyimser gözle bakılsa bile, eksikli demokrasidir. Sorunların kaynağı buradadır. 

Bu “mukayeseli demokrasi” yaklaşımındaki öteki eğilime göre, ne kadar eksikli olsa da, birçok örnekte görüldüğü üzere, halkın  demokrasinin kendisine sağladığı imkânları kullanarak direnmesi ve iktidardakilere geri adım attırması mümkündür. Bunun altı sevinçle, hatta fark edilir bir “sanıldığı kadar çaresiz değiliz çok şükür” edasıyla çizilir. O arada, bir yanda, sekiz yıl önce Paris’te yapıldığı üzere göstericilerin canına okumakta temayüz eden polislere ödül ikramiyesi verileceğine ilişkin açıklama geciktirilmezken, öte yanda, halkın sorunlarına ilgisiz kalınmadığını göstermek üzere akaryakıt vergilerine yapılan zamların altı aylığına askıya alındığı açıklanır, hatta hemen ardından bu altı ayın bir yıla çıkarıldığı müjdelenir. O kadarla da yetinilmez, Sarı Yeleklilerin temsilcisi konumundakilerle masaya oturulabileceği yönünde haberler bile uçurulur.

“Mukayeseli demokrasi”nin bu ikinci ana akımına göre, demek ki, oralarda demokrasi sayesinde, onun tam ve gerçek olanının varlığından, o varlığın sağladığı tehditten  yararlanarak mücadele edilince kazanılıyordu. Bizimki gibi sahte, geri kalmış demokrasilerde ise gerçeğinin gelmesi için birlik olarak, korkmadan, çekinmeden mücadele etmek gerekiyordu. Gerçek demokrasiye kavuşunca biz de kazanmaya başlayacaktık.

Bunları gereğinden çok ciddiye almanın en küçük maliyeti boş yere zaman harcamaktır. Dolayısıyla, daha fazla uzatmadan, en önemli güncel görevi belirtmek yeterli olacak. Emperyalizmin, en “gelişmiş” sanılan ülkelerde bile, bırakalım insanlığa güzel bir gelecek vaadinde bulunmayı, içinden çıkılmaz boyutlara ulaştırdığı ölümcül sorunları üst üste yığmaktan başka şey yapamadığı bir zamanda yaşıyoruz. Onun sunduklarını reddetmek zorunda olanlar için, başaramadıkça yaşadıklarını alın yazısı olmaktan çıkarmaları mümkün olmayan bir görev bu. 

Kasım 2018’in sonlarında Atina’da gerçekleştirilen ve 73 ülkeden 91 partinin katıldığı Uluslararası Komünist  ve İşçi Partileri Toplantısı’nda konuşan Kemal Okuyan’ın bu bağlamda vurguladığı nokta ne kadar öne çıkarılsa yeridir. Emekçi yığınlara inandırıcı bir seçenek, gerçekçi bir kurtuluş yolu sunmak için kapitalizmin daha az vahşi olabileceğini, emperyalizmle ve emperyalistlerle barış ve işbirliği yapılabileceğini, hak ve özgürlüklerin demokrasiyi ilerleterek adım adım geliştirilebileceğini mi savunmak gerekir? Elbette ve kesinlikle hayır! 

“Yaratıcı olmalıyız, sekterlikten, slogancılık ve kolaycılıktan uzak durmalıyız. Çünkü yolumuz uzun, görevimiz zor. Ancak komünist ve işçi partileri olarak öncelikli görevimizin sosyalist devrimin güncelliği düşüncesinin emekçi kitleler içinde tuttuğu yeri genişletmek olduğunu unutamayız.

(…) Ekmek için, iş için verdiğimiz somut gündelik kavga, aç ve işsizin olmadığı bir düzen için kavga ile neden çelişsin ki? Biri önce, diğeri sonra değil; ikisi birlikte… Yaklaşımımız budur.”

Şimdi, geçerliliğini hiç yitirmeyen bir saptama yapmadan bitirmemeliyiz: Demokrasilerden demokrasi beğenmek, emekçiler için, ölümlerden ölüm beğenmek anlamına gelir.

Yazarın Son Yazıları