Kıvılcım Çağla
Yaşanmış Sosyalizm (3)
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ
2 Haziran 1937 günü yani bundan tam 72 yıl önce Nikolay Buharin yargılandığı davada ilk kez itiraflarını içeren ifadesini imzaladı. O zamandan beri birçok sosyalist Buharin'in suçsuz olduğunu ve itiraflarının düzmece olduğunu düşünüyor. Acaba bütün kanıtlara ve itiraflara rağmen Buharin'in suçsuz olduğunu düşündüren nedir? Gerçekten suçsuz olduğunu gösteren kanıtlar var mıdır? Benim bildiğim kadarıyla yoktur. 1988'de Buharin'i rehabilite eden Gorbaçovcu Politbüro komisyonu da herhangi bir kanıt sunmamıştı. Zaten Gorbaçovcu hainlerin derdi Buharin falan değildi, onlar kapitalist restorasyonu Buharinci NEP'e geri dönüyoruz diye pazarlamak için Buharin'den yararlanmak istiyorlardı, o kadar. Ancak yine de Buharin'in suçlu olmasına akıl erdiremeyen samimi sosyalistlerin sayısı az değildir. (Bir zamanlar ben de öyle düşünmüştüm). Buradaki mantık basit ama ilk bakışta epey güçlüdür: Ekim devriminin önderlerinin birçoğu ve bu arada Buharin nasıl olur da devrime ihanet eder?
Kuşkusuz Gorbaçov gibilerin ihanetini görmüş olan bizler için ihanet çok şaşılacak birşey değil, ancak Buharin'in Gorbaçov'dan farkı olduğunu da kabul etmeliyiz. Buharin gerçekten de çözümlenmesi zor bir karakterdir. Bu konuda tarih henüz son sözünü söylememiştir ve arşivler tamamen açılmamıştır. Dolayısıyla gerçeğin tamamını bildiğimizi iddia edemeyiz.
Sonuç olarak kendilerini harekete geçiren güdüler ne olursa olsun Buharin, Kamenev, Zinovyev, Troçki ve öteki muhalifler Sovyet hükümetini devirmek için yasadışı örgüt kurmuşlardır. Bununla da yetinmemiş düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla emperyalistlerle ilişki kurmuşlardır. M. İnanç Turan, Stephen Cohen'den bol bol alıntı yapıyor ancak Cohen'in kitabının 1980'de yayımlanmasından sonraki yeni yayınlardan habersiz görünüyor ya da işine gelmediği için bilmezlikten geliyor. Cohen, Robert Service, Robert Conquest ve Richard Pipes kadar olmasa da yine de bir antikomünisttir.
2007 yılında Grover Furr ve Vladimir Bobrov Buharin'in 2 Haziran 1937 tarihli itiraflarını ilk kez yayımlamışlardır. Grover Furr ayrıca yazılarında mevcut tüm bilgilerin Buharin'in suçlu olduğunu gösterdiğini sağlam bir biçimde göstermektedir. Ayrıca Rus tarihçi Yuriy Jukov (Mareşal Jukov'la bir ilgisi yok) Stalin üzerine arşiv belgelerine dayanan çok önemli iki kitabında (İnoy Stalin ve Stalin: Taynı Vlasti) Stalin'in 1930'larda ve 1945'ten sonra verdiği demokratikleşme mücadelesini anlatmıştır. Furr, Jukov ve başka kaynaklara dayanarak "Stalin and the Struggle for Democratic Reform" adlı yazısını yazmıştır. Bu yazı internette mevcuttur. Okurlara ve Turan'a bu yazıyı okumalarını tavsiye ediyorum.
Öte yandan ben Troçkizmi bütün yanlışlarına rağmen sosyalist bir hareket olarak görüyorum. Ancak SSCB'nin çözülüşü sürecinde malesef birçok Troçkist nesnel olarak karşı devrimcilerle işbirliğine girmiştir. Bunlar SSCB ve Doğu Avrupa'da sosyalizmin yıkılışına sevinmişler, önce Gorbaçov'u sonra da Yeltsin'i Stalinist bürokrasi ile mücadele ediyor diye desteklemişlerdir. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi bu kez Yeltsin denen ayyaş karşıdevrimciyi Stalin'e benzetmişlerdir. Örneğin kendisine marksist bir iktisatçı olarak saygı duyduğum ve başyapıtı olan Geç Kapitalizm'i Türkçeye çevirmiş olmaktan gurur duyduğum Ernest Mandel 1980'lerde ve 90'larda antibürokratizm adına Gorbaçov'u, Saharov'u ve Yeltsin'i destekledi. Son ana kadar kapitalist restorasyonu bir türlü görmek istemedi. Hatta öylesine ileri gitti ki 23 Mart 1990'da "Mevcut durumda, reformcu Boris Yeltsin devasa bürokratik aygıtın küçültülmesini isteyen eğilimi temsil ediyor. Böylelikle o, Troçki'nin açtığı yolda ilerlemektedir" bile dedi. Ağustos 1991'deki Gorbaçov'a karşı başarısız müdahale girişimi sırasında Yeltsin'i destekledi. (Bu konuda ayrıntılı ve Troçkizmi çok daha sert bir biçimde eleştiren bir yazı için Ludo Martens'in stalinkaynak.com adresindeki yazısına bakılabilir). Buharin'in nasıl hain olabildiğine akıl erdiremeyenlere şunu sorabilir miyiz: Marksist bir iktisatçı ve bir sosyalist olduğundan kuşku duymadığımız Ernest Mandel nasıl oldu da Yeltsin'i över hale hale geldi? Bu da mı Stalinistlerin bir oyunu?
Geçen yazımda değindiğim ulusal sorunda Lenin'in hatası konusunu biraz daha açmak istiyorum. Lenin'in Sovyet devletini Rusya federasyonu içinde özerk cumhuriyetler yerine egemen cumhuriyetlerin gönüllü birliği yani bir çeşit konfederasyon olarak tasarlamasının kuşkusuz bir sebebi vardı. Açıkçası 1922 yılında bile Lenin hala yakın gelecekte bir dünya devriminden umudunu kesmemişti. Lenin dünya ve özellikle Avrupa proletaryasını Sovyet devleti modeline çekmek ve onunla bütünleşmeyi teşvik için böyle bir gönüllü konfederasyon modelini benimsedi ve açık söyleyelim parti önderliğinin neredeyse tamamının muhalefetine karşın dediğini yaptırdı. Çünkü mükemmel bir polemikçi ve eşsiz bir politikacı olan Lenin'in parti içinde muazzam bir otoritesi vardı ve gerektiğinde tüm partiyi karşısına almaktan çekinmiyordu. Kaybettiği hiçbir polemik olmamıştı. MK üyeleri için değilse de sıradan parti üyeleri için parti içi görüş ayrılıklarında İlyiç'i desteklemek bir alışkanlık haline gelmişti. (Nitekim Lenin'in Ocak 1923'teki son yazılarından birinde MK üye sayısını artırmak istemesi muhtemelen MK içindeki nüfuzunu artırmak içindi. Açıkçası Lenin yeni üyelerin kendisinden yana olacağını düşünmüş olmalıdır).
Lenin'in SSCB için ilk düşündüğü ad Avrupa ve Asya Sosyalist Cumhuriyetler Birliği idi. Böylece ilerde olacak devrimlerle kurulacak sosyalist devletlerin bu birliğe katılmasını bekliyordu. Ayrıca böylece ezilen halkların güvenini kazanmayı ve İngiliz sömürgeciliğine karşı güçlü bir propaganda silahı elde etmeyi umuyordu. Önemli siyasi konularda Lenin'le hiçbir zaman ters düşmemiş olan Stalin de ona uymak zorunda kaldı. Ancak yine de Stalin Lenin'in aksine yerel bakanlıkların merkeze daha fazla bağlı olmasını sağladı. Yani Lenin'e kalsaydı birlik cumhuriyetleri içişlerinde daha fazla serbest kalacaklardı. Açıkçası Lenin naif davranmıştı. Avrupa proletaryasının devrim yapmakta acelesi yoktu. Lenin 1924'te öldü ve parti içinde önderlik mücadelesi başladı. Artık yeni durumlarda ne yapılacağına ilişkin otoriter bir ses yoktu ve Lenin böyle durumlarda ne yapardı sorusu farklı yorumlara tabi idi. Kuşkusuz siyasal sermayesinin çok büyük kısmı Lenin'in sadık öğrencisi olmak üzerine kurulu olan Stalin'in herhangi bir konuda bariz bir biçimde Lenin'in lafzına ters düşmesi mümkün değildi. Hatta 1930'larda bile, yani parti içindeki önemli rakipleri elendiğinde bile Stalin'in Lenin'in manevi otoritesi ile ters düşmesi çok zordu. Bu durumda hemen Leninizmden ayrılmakla suçlanırdı. Oysa Lenin yaşasaydı büyük olasılıkla kendisi hatasını görüp federasyona geri dönerdi.
Peki Stalin'in daha fazla merkeziyetçi olması onun daha az demokratik olduğu anlamına gelir mi? 1936 anayasası neler getirmiştir? Bu konuyu gelecek yazımda tartışmak istiyorum.