Kıvılcım Çağla
Rusya'da yeni dönem KIVILCIM ÇAĞLA (Rusya)
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Rusya'da yeni dönem:
Az devletçi kapitalizmden tam komprador neoliberalizme doğru
Rusya'da Vladimir Putin sekiz yıllık iktidarını Dmitri Medvedev'e devretti. Batılı ve Rusyalı sermayenin baskısı altında Putin tam onların adamı olan birini, Dmitriy Medvedev'i aday göstermek zorunda kaldı. İktidarı tümden elinden bırakmayan Putin ile Medvedev arasındaki ilişkinin nasıl gelişeceği şimdiden kestirilemezse de yeni dönemde her ikisinin de (ama özellikle Medvedev'in) daha piyasacı, Batı ile daha uzlaşmacı ve sosyal devleti demonte etmede daha hızlı olacağını tahmin ediyoruz. Nitekim Rus analist Dmitriy Yakuşev Medvedev'in aday gösterilmesini "ofis tipi turuncu devrim" olarak nitelemişti. (Bkz. http://left.ru/2007/17/yakushev169-2.phtml).
Putin devlet başkanlığı yaptığı sekiz yıl boyunca oldukça popülerdi. Halka "adil", "etkin" ve "ulusal" bir kapitalizmi yerleştirme ve güçlü bir devlet düzenini yeniden kurma umudunu verdi. Böylece en yakın rakibi "komünist" Züganov'u etkisiz kıldı, çünkü kısmen onun programını uyguladı. Ekonomide başlıca stratejik sektörlerde devletleştirmeye yöneldi. Annelere, emeklilere, engellilere vb yönelik bazı sosyal programlar uyguladı, sağlıkta kapitalist "reformu" yavaşlattı. Elbette Putin yeni burjuvazinin ve oligarşinin çıkarlarını temsil ediyordu ancak yine de o kontrol ettiği medya sayesinde kendisini oligarklarla mücadele ediyormuş gibi göstermeyi de başardı. KGB kökenli olması da onun devletçi imajını destekledi. Ayrıca Çubays gibi ultra liberaller karşısında sosyal devleti koruyormuş görüntüsünü vermeyi de başardı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yüksek seyri de elbette Putin'e yardımcı oldu. Ancak kapitalist-emperyalist sistemin periferisinde yer alan ülkelerdeki bütün burjuva politikaları gibi Rusya'daki burjuva politikası da kısa vadeli olmak zorunda. Nitekim Putin'in kendisi geçenlerde altyapı yatırımlarının gereğine işaret etti. Şimdilik kârlı giden petrol ve doğal gaz sevkiyatı bir süre sonra eskiyen altyapıyı (örneğin boru hatlarını) yenilemek gerektiği zaman o kadar kârlı olmayacak. Başbakan olarak Putin'in yaptığı ilk işlerden biri petrol firmalarının vergi yükünü azaltmak oldu.
Yeni devlet başkanı Medvedev'in ekibindeki önemli isimlerden biri ve ideolog rolündeki kişi Rusya'nın TÜSİAD'ı olan RSPP'nin başkan yardımcısı İgor Yurgens. Yurgens ayrıca bizzat Medvedev'in mütevelli heyeti başkanı olduğu bir "çağdaş gelişme enstitüsü"nün yöneticisi. Rusya burjuvazisinin bu doğrudan temsilcisi yönettiği enstitüyü açıkça Medvedev'in "beyin merkezi" ve bir "düşünce fabrikası" olarak niteliyor. Yurgens Eho Moskvı radyosundaki bir söyleşide politikada örnek aldığı kişilerin Reagan ve Thatcher olduğunu söyleyecek kadar cesur bir liberal. Tahmin edileceği üzere NATO ve Batılı kapitalist ülkelerle uzlaşmayı öneriyor. Esasen Medvedev'in seçilmesi ile birlikte Rusya'da kapitalistlerin niyetlerini gizlemeksizin, çok daha net konuşmaya başladıkları görülüyor. Nitekim RSPP'nin başkanı Aleksandr Şohin de Başkurdistan'da katıldığı bir forumda ekonomik gelişme ve üretime ilişkin önemli kararların hükümet tarafından değil firmalar tarafından alınması gerektiğini söyledi.
Rusya'da mevcut sol partilerin oy sayısına göre açık ara ile en büyüğü olan Gennadi Züganov önderliğindeki Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) ise şimdiye değin uzlaşmacı ve sosyal demokrat bir çizgi izledi. Ancak son başkanlık seçimlerinde rejimin her türlü manipülasyonlarına rağmen oylarını artıran partide bazı canlanma ve sola kayma emareleri görülüyor. Şüphesiz bunda bizzat Putin'in Medvedev'i aday göstermesinin ve daha sağa kaymasının da rolü var. Yani RFKP lideri eskiden Putin'e giden oylarının bir kısmını geri aldı. Kasım ayında programında bazı değişiklikler yapacak olan partinin MK sekreteri Dmitriy Novikov bu değişikliklerin sosyal demokratlaşma yönünde olacağına dair spekülasyonları yalanladı. Novikov'a göre Rusya'da kapitalizmin restorasyonu artık tamamlanmış ve kesinleşmiş durumda ve artık devlet kapitalizminin ağırlığı da sözkonusu değil. Program bu ve başka değişimleri kaydedecek. Ayrıca halkın trajedisinin ve kapitalist restorasyonun Gorbaçov'un perestroykası ile başladığı net bir biçimde ifade edilecek. (http://kprf.ru/party_live/57777.html). Önümüzdeki dönemde KPRF içindeki sol güçlerin etkisini artırması beklenebilir.
Ukrayna'da yükselen faşizm
Ukrayna'da mevcut burjuva iktidarı SSCB'nin yıkılışından bu yana Ukraya halkının yaşadığı büyük trajediyi anti-komünist dezinformasyon ve Sovyet tarihini karalama kampanyalarıyla gizlemeye çalışıyor. 1932 kıtlığını komünistlerin örgütlediği bir soykırım gibi göstermeye çalışan Başkan Yuşçenko 18 Mayıs "siyasal baskıları anma" gününde komünist rejimin "milyonlarca" insanı katlettiğini iddia etti. Ukrayna'da burjuva rejimi, tıpkı Baltık ülkelerindeki burjuva rejimlerin yaptığı gibi, Kızıl Ordu'ya karşı Hitler'in faşist sürüleriyle işbirliği yapmış ve Yahudi soykırımına karışmış katilleri kahraman ilan etmekten çekinmiyor. Öte yandan on yedi yıllık bağımsızlık ve kapitalist restorasyon döneminde Ukrayna nüfusundaki tam altı milyonluk azalmadan hiç söz etmiyor. Aynı dönemde Rusya'nın nüfusundaki azalmaya yakın olan bu rakam Ukrayna'nın nüfusunun Rusya'nın nüfusunun üçte birinden az olduğu dikkate alınırsa Ukrayna halkının trajedisinin boyutları daha net ortaya çıkar. Yine bu süre içinde Sovyet döneminde Avrupa'nın en gelişkin on ülkesi arasında olan Ukrayna bugün hem çok geriledi hem de toplumsal ve ulusal çelişkiler ülkesi haline geldi. Ülkede AB'ci ve NATO'cu batı bölgesi ile Rusya'dan yana doğu bölgesi arasındaki kutuplaşma hızlandı. Kapitalist restorasyondan belki de en olumsuz etkilenen kesim genç kuşaklar oldu. Şimdiki genç kuşağın önemli bir kısmı on yaşına varmadan sigara ile ve on yedi yaşına varmadan uyuşturucu ve cinsel hastalıklarla tanışıyor. Tüm eski Sovyet ülkelerinde olduğu gibi burada da eğitimin kalitesi hızla düştü ve sınıf geçme ve diplomalar çoğu zaman parayla satın alınır hale geldi. Üniversite gençliğinin önemli bir kesimi tamamen her türlü değerden azade ve birkaç dolara her siyasi partinin mitingine gitmeye hazır.
Ukrayna milliyetçiliğinin Rusça'ya karşı mücadelesindeki son hamlesi sinemalarda oynatılacak bütün filmlerde Ukraynaca altyazı zorunluluğunu getirmek oldu. Böylece nerdeyse tamamen Rusça konuşan Kırım ve Donetsk gibi bölgelerde sinemalarda Rusça film seyretmeyi zorlaştırdı. Seyirci sayısı çok azaldığı için bu durumdan zarar gören sinemalar uygulamayı protesto etti.
Unutmamak gerekiyor ki tarihsel olarak bugünkü Ukrayna'yı bugünkü sınırlarına dek genişleten ve birleştiren Sovyet rejimi oldu. İronik bir biçimde Ukrayna milliyetçiliğinin en güçlü olduğu batıdaki Lvov gibi şehirler İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kızıl Ordu tarafından Ukrayna'ya katıldı. 1954 yılında ise Hruşçov tek yanlı bir kararla Rusya Federasyonu dahilindeki Kırım'ı Ukrayna'ya bağ(ış)ladı.
SSCB'nin dağılmasının ardından atom bombasına sahip devletlerden biri haline gelen Ukrayna daha sonra 1995 Budapeşte antlaşmasıyla ABD ve Rusya'nın toprak bütünlüğü garantisi vermesi üzerine nükleer silahlardan arındırılmayı kabul etmişti. Ancak son zamanlarda Ukrayna askeri istihbaratından General Vladimir Filin, Ukrayna'nın elinde az sayıda da olsa bir miktar gizlenmiş atom bombası bulunduğunu ima etti ve "Ukrayna yeniden nükleer güç haline gelebilir" dedi. (http://forum.msk.ru/print.html?id=482863). Left.ru sitesinden Andrey Petrov, Bush'un 12 Haziran'da görüştüğü Merkel'e Almanya'nın Ukrayna'nın NATO'ya girmesine karşı tavrından dolayı Ukrayna'da yeniden nükleer güç olma eğiliminin arttığını ve bunun gerçekleşmesi durumunda sorumlusunun Almanya olacağı şantajında bulunduğunu da iddia etti. (http://left.ru/2008/7/petrov176.phtml). Filin'in açıklamalarının ABD savunma bakanı Robert Gates ve başkan yardımcısı Dick Cheney'nin onayıyla yapıldığı da iddia ediliyor.
"Sivastopol önünde yatar gemiler.."
14 Haziran 2008'de Sivastopol şehri 1783'te Büyük Katerina tarafından bir liman ve kale olarak kuruluşunun 225'inci yıldönümünü kutladı. (Daha önce orada Akyar adında bir Tatar köyü vardı). Kutlamalara Rusya başbakan yardımcısı Sergey İvanov da katıldı. İvanov'un okuduğu mesajında Rusya devlet başkanı Medvedev, Sivastopol'ün Rusya'nın Karadeniz donanmasının beşiği olduğunu ifade etti. Bu arada Ukrayna başbakanı Yuliya Timoşenko da mesajında Sivastopol'ün Ukrayna denizcilerinin şehri olduğunu vurguladı. Kırım'ın güneyinde bir liman şehri ve donanma üssü olan Sivastopol, 1853-56 Kırım Savaşı sırasında Osmanlı, İngiliz Fransız ordularına karşı, 1941-42'de ise Hitler ordularına karşı kahramanca savunma savaşı verdiği için Sovyet döneminde kahraman şehir ünvanını taşıyordu. (Türk halk edebiyatındaki "Sivastopol önünde yatar gemiler, Atar da nizam topunu yer gök iniler" dizeleriyle başlayan destan Kırım Savaşı'ndan kalmadır).
Sovyet Karadeniz filosunun da üssü olan Sivastopol'deki Rusya Karadeniz donanması Rusya ile Ukrayna arasında 1997 yılında varılan anlaşmaya göre 2017 yılına dek burada kalacak. Halen Rusya ile Ukrayna arasındaki en önemli konulardan biri olan Karadeniz donanmasının süre bitince ne olacağı belli değil. Yuşçenko ve hükümet Rus filosunu süre bitmeden önce Sivastopol'den çıkarmak istiyor ancak bunu ciddi olarak talep etmeleri zor görünüyor. Moskova belediye başkanı Yuriy Lujkov Sivastopol'ün kime ait olduğu meselesinin henüz çözülmemiş olduğunu söylediği için kutlamalara katılmak için kendisine Ukrayna vizesi verilmemişti. Sivastopol Sovyet döneminde Birlik statüsünde idi, yani doğrudan Moskova'ya bağlı idi. Bugün de federal statüde bir şehir, dolayısıyla Kırım özerk cumhuriyetine değil, doğrudan Kiev'e bağlı bulunuyor.