Kıvılcım Çağla
Rusya ile Doğal Gaz Pazarlığı
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ yazıları
Rusya her yıl komşularıyla ve başka müşterilerle doğal gaz anlaşmaları imzalıyor ve doğal olarak çeşitli pazarlıklar yapılıyor. Başka sebepler yanında, doğal gazın fiyatı siyasal bir araç olarak da kullanıldığı için bu fiyat herkes için aynı olmuyor. Nitekim Türkiye'nin doğal gazı birçok ülkeden çok daha pahalıya aldığını biliyoruz, her ne kadar fiyatlar gizli tutulsa da. Bir zamanlar &ldquoKomünistler Moskova'ya&rdquo diye bağıran yerli faşistlerimizin Ecevit hükümetinde enerji bakanı oldukları zaman yaptıkları anlaşma ile almak zorunda oldukları fazla miktarda &ldquoMoskof&rdquo gazını ve bu gazla üretilen özel şirketlerin pahalı elektriğini meşru gösterebilmek için yerli hidroelektrik santrallerimizi kasten düşük kapasite ile çalıştırmış olduklarını da unutmadık. (Böylece kimin &ldquoMoskof uşağı&rdquo olduğunu da görmüştük). Ama şimdi konumuz Ukrayna ve Belarus.
Rusya ile birlik görüşmeleri de yürüten Belarus, Rusya'ya verdiği siyasal desteği sayesinde doğaz gaz fiyatını düşürmeyi başardı. Dünkü İzvestiya'nın haberine göre, Belarus 2008'de doğal gazı en ucuz fiyattan yani bin metre küpü 128 dolardan satın alırken, Ukrayna 179 dolardan, Moldova 211 dolardan, Batı Avrupa ülkeleri ise 500 dolara varan fiyatlardan almış. Fakat &ldquobatka&rdquo yani &ldquobabalık&rdquo lakaplı Belarus devlet başkanı Aleksandr Lukaşenko petrol fiyatlarındaki düşmeden dolayı doğal gaz yine de fiyatını yüksek bulmuş ve görünüşe bakılırsa 2009 yılı için düşürmeyi başarmış. Henüz 2009 yılı anlaşması imzalanmamış ise de bizim Batka 2009'da fiyatın aşamalı olarak 2.5 - 3 kat düşürüleceğini açıklamış. Fiyatın daha düşük olacağını Gazprom temsilcisi Sergey Kupriyanov da doğrulamış. Buna karşılık Belarus Rusya ile ortak hava savunma sistemi antlaşmasını imzalayacak ve Nisan ayında da Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlığını tanıyacakmış. Doğrusu Batka'yı kutlamak gerek, kendi ülkesi adına gerçekten sıkı pazarlık yapmış. 
Ukrayna'da ise durum tam tersi. NATO'ya yanaşan mevcut iktidarın Rusya ile ilişkileri iyi değil. Ukrayna'nın Rusya'ya 2.15 milyar dolar doğal gaz borcu var ve arada ihtilaf var. Dolayısıyla 2009 anlaşması imzalanamıyor. İkisi de aslında aynı siyaseti temsil eden fakat rekabet halinde olan devlet başkanı Yuşçenko ve başbakan Timoşenko yaklaşan seçimler öncesi Rusya ile doğal gaz sorununu çözmenin siyasi kredisini birbirine yedirmemeye kararlı ve bu durumda sorun çözülmeyecek gibi görünüyor. Yine İzvestiya'ya göre Ukrayna doğal gaz tekeli Naftogaz'ın bu yılki net karı 3.44 milyar dolar olmuş ancak yine de Rusya'ya olan borcunu ödemeye yanaşmıyor. Bu nedenle Duma başkan yardımcısı Valeriy Yazev 2009'da Ukrayna'ya doğal gaz sevkıyatının kesilebileceğini söylemiş. Yazev'e göre Ukrayna'nın doğal gaz stokları ancak Mart sonuna kadar yeterli. Yuşçenko'nun basın sözcüsü Yuşçenko'nun Rusya'dan 2009'da gelecek doğal gazın fiyatının 100 dolar/bin m3 olması gerektiğini düşündüğünü bildirdi. Sergey Kupriyanov'un buna yanıtı ise pek diplomatik olmamış: &ldquoAdil fiyat 100 dolar ise o zaman gidin pazardan satın alın. Cezayir var, Norveç var, Katar var. Biz bu fiyattan nerede olursa olsun gaz satın almaya ve onun yerine sınırda kendi gazımızdan vermeye hazırız&rdquo demiş Rus doğal gaz temsilcisi.
Öte yandan RİA Novosti ajansının haberine göre Gazprom başkanı Aleksey Miller Naftogaz yöneticileriyle dün yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada Ukrayna'ya verilen doğal gazda piyasa fiyatlarına geçilirse fiyatın 1 Ocak 2009'dan itibaren 418 dolar/bin m3 olması gerektiğini bildirmiş. Ancak her türlü anlaşma için öncelikle borcun ödenmesi gerekiyor. Gazprom borcun ödenmesi için Ukrayna'dan geçen Rus gazının tranzit ücretinin de avans olarak kabul edilebileceğini bildirmiş.
Ukrayna içinde Yuşçenko'nun Batı yanlısı ve Rus karşıtı politikalarına muhalefet artıyor. Ukrayna parlamentosunda muhalif olarak Komünist Parti var. Ancak bir de Yuşçenko ile Timoşenko arasında bir parti olan Bölgeler Partisi var. Bu partinin Yuşçenko ile ittifakının Yuşçenko'nun 1932 kıtlığını soykırım sayma politikası yüzünden bozulmuş olduğu söyleniyordu. Partiden Yelena Bondarenko 2009 bütçesinde Ulusal Bellek Enstitüsü'ne 38 milyon grivna (yaklaşık 5 milyon dolar) ayrılmasına karşı çıkmış. Bu enstitü Yuşçenko'nun 1932 &ldquosoykırımı&rdquo için kurduğu bilimsel olmayan, uyduruk bir enstitü. Bondarenko bu enstitüye verilen bütçenin Ukrayna Bilimler Akademisi bünyesinde çok sayıda bilim insanı çalıştıran on adet bilimsel kuruma verilen toplam bütçeye eşit olduğunu belirterek bunun adaletsiz olduğunu savunmuş.
Finlandiya Hitlerci tarihiyle hesaplaşıyor
Finlandiya 2. Dünya Savaşı öncesinde SSCB ile savaşmış ve yenilmiş, daha sonra da Hitler'le ittifak antlaşması yapmasa da fiili müttefiki olarak onunla birlikte tekrar SSCB'ye saldırmıştı. Ancak 1944'te SSCB ile barış antlaşması yapmak zorunda kalmıştı. Egemen Fin burjuva ideolojisi Finlandiya'nın Hitler'in müttefiki olmadığını, sadece kendi savaşını yürüttüğünü ve Hitlerle fiili ittifakı kendi tercihiyle yapmadığını iddia ediyor. Ancak bu efsaneye artık daha az inanılıyor. Nezavisimoe Voennoe Obozrenie'de yazan eski diplomat ve Rusya Bilimler Akademisi Kuzey Avrupa merkezi yöneticisi Yuriy Deryabin'in haberine göre Finlandiya'nın en büyük gazetesi Helsingin Sanomat'ın soru yönelttiği 37 Finli tarih profesöründen 28'i 1941-44 arasındaki ikinci Fin-Sovyet savaşının birinci savaşın devamı ya da Hitler'den ayrı bir savaş olmadığını söylemiş. Akademisyen Kusta Vilkuna, elindeki belgelere dayanarak Hitler'in SSCB'ye karşı &ldquoBarbarossa&rdquo planını o zamanki Fin lideri ve başkomutanı Karl Mannerheim'a daha 20 Aralık 1940'ta bildirmiş olduğunu iddia ediyor. (Hitler SSCB'ye 22 Haziran 1941'de saldırdı). Hitler bu bilgileri o sırada Berlin'de olan Fin generali Paavo Palvela'ya vermiş. Tarihçilerden Profesör Tuomas Hejkillia &ldquopratikte Finlandiya Almanya'nın müttefiki idi&rdquo demiş. Profesör Pertti Haapala, &ldquokamuoyu ve politikacılar İkinci Dünya Savaşını gerçekte olduğu gibi görmeye hazır değil&rdquo demiş. Profesör Yuha Siltana da &ldquosiyasi, bürokratik ve iş dünyası elitinin genel kabul gören versiyonu artık tartışmalıdır&rdquo demiş. Eski dış işleri bakanı sosyal demokrat Erkki Tuomioya ise &ldquodevam savaşından söz etmek nafile&rdquo diyor.
Anket savaşını Stalin kazandı
Rusya'nın en büyük devlet TV kanalı &ldquoRusya&rdquonın üç aydır yaptığı Rusya'nın Adı (İmya Rossiya) anketi 28 Aralık günü Moskova saatiyle 21:32'de bitirildi ve yaklaşık 4.5 milyon oy kullanılan ankette ilk üç sırayı Aleksandr Nevskiy (524,575 oy ile), Pyotr Stolıpin (523,766 oy ile) ve İosif Stalin (519,071 oy ile) aldılar. 4. sırada şair Puşkin, 5. sırada Büyük Petro, 6. sırada Lenin, 7. sırada romancı Dostoyevskiy, 8. sırada General Suvorov, 9. sırada kimyacı Mendeleyev, 10. sırada Müthiş İvan, 11. sırada İkinci Katerina, 12. sırada ise İkinci Aleksandr var. Ancak bu baştan itibaren adil olmayan yarışta Stalin'in üçüncü gelmesi bile burjuva ideologlarını krize sokmaya yetti. Yarışmaya izleyiciler SMS mesajları ve internet aracılığıyla katılabiliyorlardı. Tüm kampanya boyunca Stalin'i karalayan, yaptıkları programlar ve oluşturdukları jüri ile ellerinden gelen her şeyi yapan anti-Stalinist cephe sonuçta hüsrana uğradı. Bu nedenle Rusya'daki çoğunluk gibi ben de 3. gelse bile bu savaşı Stalin'in kazandığını düşünüyorum. Tabii bu sonuçlara pek güvenmiyorum, Stalin açık farkla birinci iken manipülasyonlarla üçüncülüğe düşürülmüş de olabilir. Yine de en azından üçüncülüğünü tanımak zorunda kalmış olmaları bile anketi düzenleyenler ve mevcut rejim için büyük bir yenilgi ve Rusya'daki atmosferi yansıtan önemli bir gösterge. Geçen yazımda belirttiğim gibi birinci sıradaki Aleksandr Nevskiy ortaçağdan kalma bir Rus knezi ve günümüz açısından fazla bir siyasi önemi bulunmuyor. Pyotr Stolıpin ise, 1905 devriminin yenilgisinden sonra 1906-1911 arasında Rusya'da özellikte tarımda liberal reformlar yapmış bir başbakan. Ancak özellikle bugünkü genç kuşakların pek tanıdığı bir isim değil. İkinci gelmesi bence çok şüpheli. Stalin'in Lenin'den daha çok oy alması ise Rusların bu önderlere dünya tarihi açısından değil de daha çok kendi tarihlerindeki önemi açısından baktıklarını gösteriyor. Yani bugünkü oligarşik yağma düzenine verilecek en keskin yanıtın Stalin olacağını düşünmüş olabilirler.
Not 1: Bilim ve Gelecek dergisini severek okuyorum. Ancak Kasım 2008 sayısında yer alan &ldquoliderlerde bilişsel bozukluk örnekleri&rdquo başlıklı dosya ve buradaki Hitler ve Stalin yazılarına doğrusu pek şaşırdım. Marksist ve materyalist bir bilim dergisinde bu bilimsellikten uzak propaganda yazılarının yer almış olmasına şaşırdım. Hele derginin yayın yönetmeni Ender Helvacıoğlu adına üzüldüm çünkü özellikle Stalin yazısı tamamen anti-komünist propaganda. Ancak Ender Helvacıoğlu dergide forum köşesine bu konuda eleştirimi yazabileceğimi söyledi, o nedenle burada kısaca şunu demek istiyorum: Devrimcilerin hareketlerini çocukluklarındaki bazı problemler veya birtakım bilişsel sorunlarla açıklamaya  çalışmak Amerikan bayağı sosyolojisi ve vülger psikolojisinin ürünüdür. Hitler'in psikolojik sorunlarına yoğunlaşmak ise faşizm olgusunu Hitler'in (varsa) psikolojik bozukluklarına indirgemek tehlikesini içerir.
Not 2: Yayına hazırlamış olduğum ve İş Bankası yayınlarından çıkan Aralov'un Bir Sovyet Diplomatı'nın Anıları adlı kitabında sf. 235'de yer alan Stalin'in Kars ve Ardahan üzerindeki talebi ile ilgili dipnot yayınevine aittir. Yanlışlıkla bana ait gibi çıkmıştır. Ayrıca aynı kitapta geçen (y. h. n.) rumuzlu notlar da bana değil yayınevine aittir.