Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kıvılcım Çağla

Gürcistan İzlenimleri KIVILCIM ÇAĞLA (Rusya)

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

On gündür Tiflis'teyim. Arşivlerde ve kütüphanelerde çarlık döneminde Kars tarihini araştırıyorum. Gürcüce bilmiyorum ancak Rusça işimi görüyor. Buraya ilk kez 2002'de gelmiştim. O zamandan bu yana epey değişiklik olmuş.

Gürcistan TC vatandaşlarından vize istemeyen az sayıdaki ülkelerden biri. Tiflis'e uçak biletleri pahalı ancak İstanbul'dan otobüsle gelmek Ardahan'a gitmekten daha ucuz. Otobüsümüz Sarp sınır kapısından Gürcistan'a giriyor, Batum'dan geçerek Tiflis'e varıyor. Yolcuların çoğu ticaret için ya da çalışmak için İstanbul'a gelmiş olan Gürcistan vatandaşları. Türkiye'den benim dışımda birkaç inşaat işçisi var. Yanımda Gürcistanlı bir Azeri oturuyor. Gürcü-Azeri çifte vatandaşlığı var. Sağımda koridorun öbür yanında ise Ermenistanlı bir Ermeni var. Tiflis'ten sonra Erivan'a devam edecek. Türkiye'nin Ermenistan'la olan ticareti Gürcistan üzerinden yapılıyor. Azeri yol arkadaşım Sovyet zamanında devlet dairelerinden birinde ekonomist imiş. O zaman hayat daha iyiydi diyor. Halklar arasında düşmanlık da yoktu diyor. Ama şimdi Ermenilerle konuşmak istemiyor. Ermenistan'ın Sovyet zamanında da bütün Sovyet cumhuriyetleri içinde etnik açıdan en monolitik cumhuriyet olduğunu hatırlatıyor. Doğrusu SSCB'nin yıkılması bütün halklar içinde belki de en çok Kafkaslar için büyük bir trajedi olmuş. Özellikle 90'lı yıllarda asayiş hepten bozulmuş, insanlar sokakta gezemez olmuşlar. Şimdi asayiş sağlanmış ancak yoksulluk baki.

Sarp sınır kapısını geçer geçmez deniz kenarında mayolu kadınlar erkekler görülüyor. Böylece bir anlamda "Avrupa'ya girmiş" olduğumuzu anlıyoruz! Karadeniz sahil yolu engeli olmasa bile bizim Karadenizli kadınların mayoyla denize girmesi için herhalde uzun yıllar geçecek. Gürcistan yemyeşil ve güzel bir ülkeye benziyor. Halkı konuksever ve fiziksel olarak Anadolu insanına benziyor. Gürcüler köklü bir yazılı kültüre sahip ve dillerine düşkünler. Gürcü alfabesi MS 5. yüzyıldan beri kullanılıyor ve Rusların Kiril alfabesinden çok daha eski. Nitekim Gürcüler tıpkı Ermeniler gibi, Sovyet döneminde de kendi alfabelerini kullandılar. Bazı kaynaklara göre Sovyet döneminde sadece kendi dilini kullanan parlamentolardan biri Gürcistan parlamentosu imiş. Kuşkusuz Sovyet rejimi hiçbir halka dilini unutturmaya çalışmadı tam tersine korumaya çalıştı. Peki o zaman neden örneğin Kazaklar şimdi bile kendi aralarında dahi Rusça konuşurken Gürcüler hep Gürcüce konuşuyorlar? Sebebi basit: Gürcülerin yazılı kültürü çok daha eski.

Rusçanın azalan etkisi hemen belli oluyor. Sokaklardan, devlet dairelerinden, metrodan vb. Rusça veya Kirilik levhalar kaldırılmış, sokak isimleri de değiştirilmiş. ancak halk yeni isimleri çoğu zaman bilmiyor ve eski isimleri kullanmaya devam ediyor. Genç kuşağın çoğu Rusça bilmiyor. Artık üniversitelerde yabancı dil olarak Rusça yerine İngilizce tercih ediliyor. Hükümet 1000 kadar öğrenciyi ABD ve Avrupa'ya gönderiyor. ABD ve Avrupa'dan 300 kadar profesör misafir öğretim üyesi olarak Gürcistan üniversitelerinde ders veriyor. Bunlardan Vaşington Hudson Institute'dan Prof. Charles Fairbanks öğrencilerinin sadece üçte birinin Rusça okuyabildiğini söylüyor.

Gürcistan'da mevut siyasi durum malum: Turuncu devrimin hükümeti Rusya ile gerilimli, ABD yanlısı ve NATO'ya girmeye çalışıyor. Eskiden Gürcistan SSC'ye bağlı bir özerk cumhuriyet olan Abhazya'nın de facto bağımsız durumu sürüyor.

Burada kısa sürede halkı tanımak için galiba en iyi yöntem taksiye binip taksicilerle sohbet etmek. Çünkü taksici dediğimiz insanlar aslında her türden meslekten olup işsiz kalmış insanlar. Burada taksiciler vergi ödemiyor ve isteyen herkes arabasıyla taksicilik yapabiliyor. Onlara önce Sovyet zamanında ne iş yaptıklarını soruyorum sonra da şimdi mi yoksa eskiden mi daha iyi yaşadıklarını soruyorum. Genelde eskiden daha iyiydi diyorlar. Şimdi ancak küçük bir azınlık iyi yaşıyor diyorlar. Peki o zaman nasıl oluyor da halk seçimlerde bu azınlığın partilerine oy veriyor diye soruyorum. Yanıt hep aynı: Seçim sonuçları gerçeği yansıtmıyor. Ayrıca seçim zamanında halkı her türlü vaatlerle kandırıyorlar diyorlar. Sovyet rejimini sevmeyenler ise Stalin'in Abhazya'ya yok yere özerklik vererek başlarına bela açtığını söylüyorlar.

Tiflis'te Türk sermayesi mağazalarla, pazarda ve mağazalardaki Türk mallarıyla, inşaat şirketleriyle, Türk restoranlarıyla varlığını belli ediyor. Türk mağazalarından birinin yöneticisi olan buralı bir Ahıska Türkü ile tanışıyorum. Pedagoji mezunu. Çok düşük maaşlardan dolayı öğretmenlik yapmak istememiş. Ailesi 1944'te sürgün edilmiş. Bunun için keşke SSCB hiç olmasaydı diyor. Neden diyorum, sürgünden başka ne sebebin var? 'Özel girişim yoktu. Cebinde biraz fazla para olsa nerden buldun diye soruyorlardı'. Sanırım burjuva ideolojisinin en basit en anlaşılır ifadesi bu: Tüm dünyada olduğu gibi burada da burjuvazi parayı nereden bulduğunun sorulmasını sevmiyor. Peki diyorum, şimdi işsizlik yok mu, her pedagoji mezunu senin gibi iş bulabiliyor mu? Biraz düşünerek, 'çalışsalar iş bulurlar ama bunlar tembel' diyor.

Bu satırları yazdığım internet kafenin sahibi 43 yaşında bir Gürcü. Hiç partili olmamış. Ancak Sovyet zamanında cennette gibi yaşıyorduk diyor. Yemek yemek için sabah uçakla Moskova'ya gider akşam uçağıyla geri gelirdik diyor. 'Herkesin işi vardı ve hayat ucuzdu. Doğal besinlerle beslenirdik. Kanser çok enderdi, birisi kanser olsa bütün Tiflis duyardı. Şimdi ile he rşey kimyasl oldu. Bağımsızlıktan sonra elektrik ve gazın olmadığı yıllarda çay kahve pişirmek için Türkiye'den gelen bisküvileri yakardık. Eskiden bir Gürcünün dilencilik etmesi duyulmamış bir şeydi' diye ekliyor. Ona da herkese sorduğum soruyu soruyorum ve aynı yanıtı alıyorum: Peki nasıl oluyor da halk seçimlerde burjuva partilerine oy veriyor? O da seçim sonuçlarının gerçeği yansıttığına inanmıyor. Geçen yıl NATO için referandum yapıldı, halk NATO'yu istemiyor ama sonuçlarla oynayıp istiyormuş gibi gösterdiler diyor. Ona göre genç kuşak ABD ve Avrupa'ya meyletse de orta ve yaşlı kuşak Rusya ile dostluktan yana.

Tiflis'e 60 km. ötede Stalin'in doğum yeri olan Gori şehrini ve buradaki Stalin müzesini geziyorum. Gori belediye binasının önünde dev bir Stalin heykeli yükseliyor. Bütün eski SSCB içinde Stalin heykelinin dimdik ayakta durduğu tek yer muhtemelen burası. Stalin'in doğduğu küçük ev korunmuş, yanında büyük bir müze binası var. Müzede Stalin'in bütün hayatı resmedilmiş, özel eşyaları, kendisine verilen hediyeler vb. sergileniyor. Stalin kitaplarının gelirinden 3000 rubleyi Gori'deki eski okul arkadaşlarına göndermiş. Müzede Rusça ve İngilizce konuşan iki rehber var. Rusça konuşanı orta yaşlı bir kadın İngilizce konuşanı ise üniversiteyi yeni bitirmiş bir kız. Önce birinin sonra ötekinin turuna katılıyorum. Rusça konuşan rehber canlı bir üslupla Stalin'in erdemlerini anlatıyor. Örneğin savaş sırasında esir düşen oğlu Yakov için Almanların bir Alman generali ile değiş tokuş teklifini nasıl reddettiğini anlatıyor: 'Oğlumu kurtarırsam öteki babalar bana ne der?' Müzede Yakov'un esir kampındaki şu sözleri de yer alıyor: 'Vatanımı bir daha göremezsem lütfen babama ona asla ihanet etmediğimi iletiniz'. Belli ki Gorililer Yakov'un kahramanca ölümünden gurur duyuyorlar. Bu arada yeni bir şey öğreniyorum: Stalin'in asıl soyadı olan Cuğaşvili'deki 'cuğa' sözcüğü Gori'nin yerel ağzında 'çelik' anlamına geliyormuş. Dolayısıyla Stalin'in takma adını alırken aslında Cuğaşvili'yi Rusçaya çevirmiş olduğu ortaya çıkıyor.

İngilizce konuşan kız ise ezberlemiş olduğu belli olan sözleri kuru bir tonla telaffuz ediyor. Stalin'den daha olumsuz bir tonla söz ediyor.

Kıvılcım Çağla 'ın Son Yazıları