Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kıvılcım Çağla

Erivan notları

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ Yazıları

Bir haftadır Erivan'dayım. Moskova ve Tiflis'teki devlet arşivlerinden sonra şimdi de Ermenistan Ulusal Arşivi'nde çarlık yönetiminde Kars (1878-1918) konusunda araştırma yapıyorum. İyi ki de gelmişim, Kars'la ilgili çok belge var arşivde.

Arşiv müdürü Amatuni Virabyan bana arşivlerine gelen ikinci Türk vatandaşı ve Türkiye'den gelen ilk Türk tarihçi olduğumu söyledi. 2005 yılında ABD'de Duke üniversitesinde antropoloji doktorası yapan Yektan Türkyılmaz buraya gelmiş ancak Ermenistan'dan çıkarken antika kitapları kaçırdığı iddiasıyla yakalanarak iki ay gözaltında kalmıştı. Virabyan şöyle diyor: "Türkyılmaz'ın gözaltına alınmasının bizimle ilgisi yoktu. Bizim arşivimizdeki bütün belgeler bütün araştırmacılara açık. Açık olmayan belgeler zaten arşive gelmez ilgili kurumlarda tutulur".

Ermenice bilmiyorum ama sorun değil, benim konumla ilgili çarlık belgeleri doğal olarak zaten Rusça. Ayrıca burada hemen herkes Rusça biliyor. Gürcistan'dan farklı olarak genç nesil Rusça öğrenmeye hala önem veriyor. Tıpkı Tiflis'te olduğu gibi burada da arşiv çalışanlarının hemen hepsi kadın. Sovyet zamanında da kadınlar çoğunlukta imiş. Tiflis'te olduğu gibi burada da kataloglar bilgisayar ortamına aktarılmış değil. Arşiv çalışanları "bize ilk olarak 1998'de iki adet bilgisayar geldi" diyorlar. Moskova ve Tiflis'te olduğu gibi burada da SSCB'nin yıkılışından sonra arşivler teknik ve maddi destek yönünden geri kalmışlar.

Cadde ve sokak isimleri Tiflis'te olduğu gibi burada da sadece ülkenin kendi alfabesinde, Kirilik varyantları silinmiş. Yine aynı şekilde tüm Sovyetik cadde, sokak ve meydan adları değiştirilerek yerlerine Ermeni tarihinden bazı kültür ve siyaset adamlarının adları verilmiş. (Evet adamları çünkü gördüğüm kadarıyla bir kadın adı yok). Lenin meydanı cumhuriyet meydanı, Lenin caddesi de Maştots caddesi olmuş. Şaumyan yerine Horurdaran, Mayakovskiy yerine Sasunlu David, Paris Komünü yerine Dro vb. Kuşkusuz Ermeni tarihsel kişiliklerinin adları Sovyet zamanında da caddelere veriliyordu ancak tabii ki Lenin'in adının önceliği vardı ve anti-Sovyetik Ermenilerin adları caddelere verilmiyordu. Yenilikler içinde benim en çok canımı sıkan şu Saharov denen Sovyet düşmanı bunak hainin adının bir meydana verilmiş ve anıtının dikilmiş olması oldu. (Bu haini bu köşedeki yazımlarımdan birinde biraz tanıtmıştım. Merak eden okurlar arşive bakabilirler).

Bir tarihçiye "Saakaşvili'ye en yüksek devlet nişanı ve fahri doktora niçin verildi ?"diye soruyorum. "Geçen yıl o da bizim devlet başkanına en yüksek devlet nişanı ve fahri doktora verdirmişti. Nezaket gereği bizimki de verdi" diyor.

Erivan bütün eski Sovyet şehirleri gibi planlı, yeşil ve özellikle de mimari ve estetik değeri yüksek olan bir şehir. Yollar ve kaldırımlar geniş ve düzgün. Şehirde çok fazla sayıda taş bina var. Hepsi de çok ince bir taş işçiliğinin ürünü. Bana öyle geliyor ki Erivan'daki taş binaların sayısı İstanbul'dakilerden daha fazla. Hiç unutmuyorum, Eurovision için Moskova'ya giden şarkıcı kızımız Hadise'ye TVde bir programda Moskova nasıl diye sorulduğunda 'dışarı çıktığınızda binalar üzerinize gelmiyor' demişti. İşte Sovyet planlamasının ürünü olan bütün şehirler gibi Erivan'da da binalar üstünüze gelmiyor, geniş ve ferah bir ortamda hissediyorsunuz kendinizi. Ayrıca bu binalar gözünüzü okşuyor. Şehirde 10 istasyonlu küçük bir metro da var, 1982 yılında yapılmış. Sovyet zamanı kurallarına göre bir şehre metro yapılması için o şehrin nüfusunun bir milyonu geçmesi gerekiyordu. Erivan'ın nüfusu o tarihte bir milyonu geçmiyormuş ama bizim kurnaz Ermeniler metronun adını metro değil başka bir şey koymuşlar ve yapmışlar. (Tiflis metrosu çok daha önce yapılmıştı ancak orası da aslında daha bir milyona ulaşmadan yapılmıştı. Bakü'yü bilmiyorum ancak oranın metrosunun da benzer bir tarihi olduğunu sanıyorum). Demek ki neymiş, bir milyon nüfus kuralı Rusya şehirleri için değil Kafkas şehirleri için esnetilmiş. Demek ki Moskova'nın buraları sömürmesi değil aksine pozitif ayrımcılık söz konusu imiş.

Esasen Gürcüler, Ermeniler vb Kafkas halkları ile samimi bir atmosferde konuştuğunuz zaman Sovyet zamanında birçok yönden Rusya'dan daha iyi yaşadıklarını itiraf ediyorlar. Ayrıca dürüst olanları yine Sovyet zamanında Sovyet halkları içinde deyim yerinde ise en 'uyanık' olanlarının da Kafkasyalılar olduğunu kabul ediyorlar. Brejnev zamanında başlayan yasadışı atölyeler en çok buralarda varmış. Örneğin Moskova'dan insanlar buraya ayakkabı almak için gelirlermiş. Bu atölyeleri genellikle fabrika yöneticileri el altından güvendikleri adamlara işletirlermiş.

Taksiler burada da taksimetreli ve ucuz. Halkın nabzını yoklamak için taksicilerle sohbet ediyorum. İki tane standart sorum var: 1) Sovyet zamanında ne iş yapıyordunuz? 2) Sovyet zamanı ile şimdiki zamanı kıyaslar mısınız? Bir kişi hariç hepsi eskiden daha iyi yaşıyorduk diyor. Sosyalizmin iyi olan yanları nelerdi diye soruyorum. Herkesin işi vardı diyorlar. Birisi şçyle diyor: "Ne iş yaparsan yap normal bir şekilde yaşıyabiliyordun. Her yaz Baltık ülkelerine, Soçi'ye, Kırım'a vb tatile gidebiliyorduk. Sendika bize bedava tatil paketi veriyordu. İşsiz kalma korkusu yoktu. Ben bankaya para taşıyan arabanın şoförü idim ayda 250 ruble alıyordum. O zaman doktorlar öğretmenler 150 ruble alıyorlardı" . Konuştuğum öteki taksiciler de nitelikli bir işçinin doktordan ve öğretmenden daha çok kazandığını doğruluyorlar.

Peki kötü yanları nelerdi diye soruyorum. İlginçtir buna da yanıt genellikle tatille ilgili. Yurtdışına kolay çıkamıyorduk diyorlar. Yurtdışına çıkmak için KGB denetiminden geçmek gerekiyormuş. Şimdi istediğin yere gidebilirsin diyorlar. İyi de paran yoksa nasıl gideceksin ki? Olsun diyorlar. Başka neler diye sorduğumda "çalışsan da çalışmasan da maaş alıyordun o yüzden kimse düzgün çalışmıyordu" diyorlar. Bir de hizmet sektörü zayıfmış. Yeterince restoran ve kafe olmadığı gibi hizmet de kötü imiş. Moskova'da diyorlar kafe ve restoranların önünde 50 metre kuyruk olurdu. İçeri girsen yarım saat garson beklerdin sipariş verirsin bir yarım saat daha beklerdin diyorlar. Gerçekten de Sovyet sosyalizminde hizmet sektörü geri kalmış idi.

Bir kafede yaşlıların tavla oynamasını seyrediyorum. Tavlada sayıları ya Farsça ya da Türkçe söylüyorlar. Ben de bir ihtiyar ile tavla oynuyorum. Nerelisin diyorum Muşluyum diyor. Ben Ardahanlıyım diyorum. Türk olduğumu söylediğimde kimse olumsuz tepki vermiyor. Sovyet zamanında kuyumcu imiş. Birçok kişi onun da o zamanlar yasal kazancı yanında yasadışı kazancı da varmış. Şimdi sana bir soru soracağım iyi dinle diyor. Dinliyorum. "Dünyanın en yüksek dağı neresidir?" Hiç düşünmeden, "Himalaya" diyorum. Hayır diyor, dikkat et, dünyanın deniz seviyesinden en yüksek zirvesini sormuyorum, dünyanın en yüksek dağını soruyorum. O zaman tahmin ediyorum, Ağrı dağı diyorum. Evet diyor, Ararat gövdesi en yüksek olan dağdır. Buradan bakınca Ararat gerçekten de ne kadar heybetli görünüyor!

Kıvılcım Çağla 'ın Son Yazıları