Kıvılcım Çağla
20. Yüzyılın En Yıkıcı Konuşması
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ yazıları
25 Şubat 1956'da SBKP 20. Kongresi'nde MK Birinci Sekreteri Nikita Hruşçov'un okuduğu "gizli rapor" belki de 20. yüzyılın en yıkıcı, en zararlı konuşması oldu. Hruşçov'un Stalin'e yönelik iftiraları tüm dünyada komünist ve ilerici hareketleri derinden etkiledi, büyük bir darbe vurdu. Hruşçov Stalin'i başka şeyler arasında parti içinde diktatörlük kurmakla, suçsuz insanları ölüme göndermekle ve kendi kişi kültünü yaymakla suçluyordu.
Mart 1953'te Stalin'in ölümü üzerine başbakanlığa Georgi Malenkov seçilir. Hruşçov'un Stalin gibi bir karizması yoktur, Politbüro içinde de bir ağırlığı ve nüfuzu yoktur. Tam da silik bir karakter ve denge unsuru olarak geçici olacağı düşüncesiyle MK sekreterleri arasında eşitler arasında birinci gibidir. Henüz bir genel sekreter yoktur. Ancak Hruşçov kısa sürede ne büyük bir entrikacı ve örgütçü olduğunu gösterecektir. İlk iş olarak öteki Politbüro üyelerinin onayını alarak Beriya'yı tutuklatır ve gizlice yargılatarak veya hiç yargılatmadan alelacele idam ettirir. Beriya'nın suçsuz olup olmadığını bilemiyoruz, Molotov'un Feliks Çuyev'le söyleşisinde dediği gibi Doğu Almanya konusunda liberal görüşleri olduğunu biliyoruz. Fakat Beriya'nın bazı şeylerden dolayı suçlu olduğunu varsaysak bile onun da adil bir biçimde yargılanmaya hakkı vardı. İşte Hruşçov ilk hukuksuz davranışını burada gösterir ve bunda Molotov, Malenkov ve Kaganoviç gibi ileride partiden atacağı düşmanlarından da onay alır. Molotov ve ötekiler bu suça ortak olmuşlardır artık. Bir kez Beriya'nın kanunsuz bir biçimde idam edilmesine onay verdikten sonra kendileri de 1957'de iyice güçlenen Hruşçov tarafından partiden atılacaklardır.
Hruşçov'un hukuksuzlukla suçladığı Stalin döneminde hiç kimse, hele hele bir Politbüro üyesi böyle önemli suçlamalar karşısında açıkça yargılanmadan, aleyhindeki deliller ortaya konmadan ve öteki Politbüro üyeleriyle yüzleştirilmeden ceza almamıştır. 1930'larda bizzat kendileri karşıdevrimci olan bazı görevlilerin suçsuz kişilere karşı uydurma kanıtlarla ceza verilmesini sağladıkları olmuştu, ancak bunlar (başta Yagoda, Eyhe ve Yejov olmak üzere) sonra kendileri ifşa edilip hak ettikleri cezayı çektiler. Buharin, Zinovyev, Rıkov gibi parti önderleri ve Tuhaçevskiy gibi komutanlar aleyhinde sağlam deliller vardı ve bunlar delillerin sağlamlığı karşısında çaresiz kalarak hükümeti devirmek için komplo kurduklarını itiraf etmişlerdi. Peki Beriya neden doğru düzgün yargılanmadı? Hruşçov neden acele etti? Bence Nicolae Çavuşesku'yu kurşuna dizen karşı devrimciler neden acele ettilerse Hruşçov da o nedenle acele etti.
Hruşçov'un Stalin'i karalamasının amacı neydi? Stalin'in onu küçük görmüş ve karar alma süreçlerine tam olarak katmamış olmasından dolayı bir kin beslemiş olabilir mi? Oğlunun haklı bir şekilde idam cezası almasına engel olmadığı için de kin duymuş olmalıdır. (Bkz. 12.8.2008 tarihli yazım). Benzer bazı gerekçeler daha öne sürülebilir. Ancak Hruşçov'un bunlardan daha önemli bir sebebi olmalıdır. Bu noktada birkaç hipotez var.
Rus tarihçi Yuriy Jukov'un arşiv araştırmalarına göre, Stalin hayatının son yıllarında bazı demokratik reformlar yapmaya çalışıyordu. Bu reformların özü parti bürokrasisinin normalde hükümete ait olan işlevler ve görevlerden uzaklaşması ve sadece ideolojik çalışma yapması, ayrıca iktidarın parti yerine Sovyetlere geçmesi idi. Ayrıca parlamento (Yüksek Sovyet) ve yerel sovyetlere seçimlerin daha fazla adayla (parti adayı yanında partisiz adayların da daha fazla katılmasını) yapılmasını istiyordu. Bu reformlar tamamen sosyalist ilkelere uygun olarak planlanıyordu, ancak iktidarı yitireceklerini düşünen parti yöneticileri Stalin'e karşı direniyorlardı. Başbakan olarak Stalin'in yerine geçen Malenkov ilk başta bu reformları sürdürmek istedi. Jukov örnek olarak Mayıs 1953'te Malenkov'un başkanlığındaki Sovyet hükümetinin parti yöneticilerinin maaşını aynı düzeyde görülen bakanlar vb devlet memurlarının maaşından daha aşağıya çektiğini gösteriyor.
Hruşçov ise hükümeti ve Sovyetleri değil, tam da parti bürokrasisini temsil ediyordu. Nitekim partinin rolünün azaltılmasına karşı başarılı bir propaganda yürüttü ve parti örgütünü yanına çekmeyi başardı. Haziran 1953'te Beriya'yı tutuklattıktan sonra Ağustos 1953'te parti yöneticilerinin maaşını yeniden yukarı ve hatta daha da yukarı çekti, üstelik son üç ayın farkını da ödetti. Merkez Komite de ona minnettarlığını göstermekte gecikmedi: üç hafta sonra toplanan MK plenumunda son anda genel sekreterin yerini almak üzere MK Birinci Sekreteri makamı oluşturuldu ve bu makama Hruşçov seçildi. Jukov'a göre Hruşçov Stalin'in başlattığı ve Malenkov, Molotov ve Kaganoviç'in sürdüreceğini düşündüğü reformları engellemek için Stalin'e saldırdı.
İkinci bir hipoteze göre Hruşçov Buharin'in başını çektiği anti-Sovyetik sağcı komplonun içindeydi, gizli kalmayı başardı ve 1937-38'deki tasfiyelerde binlerce suçsuz komünistin ceza almasında rol oynadı. Daha sonra yine nasılsa ifşa edilmekten kurtuldu ve zamanını bekledi. Hatta Yuriy Muhin'e göre Hruşçov bizzat Stalin'i zehirleyerek öldürdü. Daha sonra arşivlerden kendi aleyhindeki belgeleri temizletti.
Kuşkusuz özellikle bu ikinci hipotezi kanıtlamak güç. Ancak kanıtlanabilecek çok sayıda gerçek var ve bunlar Hruşçov'u mahkum etmeye yeterli. ABDli İngilizce profesörü Grover Furr, Rusça olarak çıkan kitabında (Antistalinskaya Podlost, Moskova: Algoritm, 2008) önemli bir iş başarmış: Hruşçov'un 20. Kongre'deki Stalin'e yönelik suçlamalarını (Furr bunların sayısını 61 olarak veriyor) tek tek ele almış ve çürütmüş. Furr'ün de gösterdiği gibi Hruşçov'un meşhur raporundaki Stalin aleyhindeki iddiaların tamamı yalan ve tahrifata dayanıyor. Nitekim o sırada Hruşçov arşivleri denetimine almış ve Pospelov adında bir yardakçısının başkanlığındaki bir komisyona taratmıştı. Rakiplerinin ise arşive erişimlerini engelliyordu. (Karşıdevrimci Yeltsin de iktidara gelir gelmez ilk işi arşivleri denetime almak olmuştu, sonra bu arşivlerin en önemli ksımını başkanlık arşivi diye ayırıp erişime kapatmış ve sadece kendi yandaşlarına açmıştı).
Bu yazıda tüm iddiaları ele almak mümkün değil. Furr'ün kitabı henüz sadece Rusçada, İngilizcesi bile yok. Ancak İngilizce bilen okurlara Grover Furr'ün "Stalin and the Struggle for Democratic Reform" başlıklı iki kısımdan oluşan yazısına (http://eserver.org/clogic/2005/furr.html) bakmalarını öneririm. Burada şu kişi kültü üzerinde biraz duralım. Hruşçov'a göre Stalin kendini göklere çıkarmış. Örnek olarak da Stalin'in kendi Kısa Biyografi'si üzerinde yaptığı düzeltmeleri veriyor. Ancak Hruşçov pasajları verirken işine gelmeyen kısımları atmış ve tahrif etmiş. Dolayısıyla Stalin'in kendi rolünü küçültüp başkalarının adını eklediği yerleri atlayarak, yok sayarak tam tersine sanki Stalin kendini yüceltmiş gibi bir anlam çıkarmış. Tabii bu düzeltmeler o zaman kimsenin elinde olmadığı için istediği gibi yalan söylemiş. Hruşçov ayrıca Stalin'in 1938'de çıkan SBKP Tarihi adlı kitabın yazarlarından biri olmadığı halde kendini yazarlardan biriymiş gibi gösterdiği yalanını ortaya atıyor. Oysa Roy Medvedev gibi tanınmış bir anti-Stalinist tarihçi bile Stalin'in bu kitabın önemli bir kısmını yazdığını söylüyor.
Gerçekte Stalin'in kişi kültüne karşı mücadele ettiğini gösteren onlarca örnek var. Bunları gelecek yazımda ele almak istiyorum. İşin ilginç yanı Hruşçov'un kendisi tıpkı Radek ve Buharin gibi 1930'larda Stalin hakkında en dalkavukça ifadeleri kullananlardan biri. Roy Medvedev'e göre 1 Ocak 1934 tarihli Pravda'da Stalin'e övgüler düzen Radek. İngiliz araştırmacı William Bland'a göre (The Cult of the Individual) Hruşçov "kültü" geliştirenlerden biri. Örneğin Ocak 1932'deki Moskova parti konferansında Stalin hakkında "vojd" sözcüğünü kullanmış ki bu sözcük Almancadaki Führer sözcüğüne yakın bir şekilde önder demek. Oysa önder ya da lider demek için daha az kült kokan sözcükler var Rusçada. Hruşçov 1934'teki 17. parti kongresinde de bu ifadeyi kullanmış. Üstelik sadece o Stalin için "bizim dahi önderimiz" demiş. Kasım-Aralık 1936'daki 8. Olağanüstü Sovyetler kongresinde kabul edilen yeni anayasaya "Stalin anayasası" denmesini de Hruşçov önermiş. Nihayet 2 Aralık 1936'da Pravda'da çıkan konuşmasında "Stalinizm" terimini de kullanan yine Hruşçov olmuş. Dikkat ederseniz bu ifadeler herkesin kullandığı ifadeler değil. Örneğin bir Molotov'da böyle ifadeler yok. Hruşçov ise Stalin sağ iken dalkavuklukta sınır tanımamış, öldükten sonra ise ardından adice iftiralar atmış. Bir de şöyle aptalca bir anekdot var: Güya Hruşçov gizli raporunu okuduğu zaman delegelerden biri "sen ne yapıyordun o zaman?" diye soracak olmuş. Bunun üzerine Hruşçov "kim bunu diyen?" diye gürlemiş. Kimse sesini çıkarmamış. O da güya "işte ben de sizin yaptığınızı yapıyordum" demiş. Yani korkusundan sesini çıkaramadığını ima etmiş. Oysa tarihsel gerçekler hiç de öyle demiyor. Hruşçov yukarıdaki dalkavukça ifadeleri ederken onu kimse zorlamıyordu. Tam tersine bir sonraki yazımda göreceğimiz gibi Stalin bu tür ifadelerden hoşlanmıyordu. Öte yandan Hruşçov 1936-37'de Moskova parti sekreteri ve sonrasında Ukrayna birinci sekreteri iken binlerce kişi hakkında tutuklama izni vermiş.