Kerem Esenoğlu
Zor
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00
Sayın başbakanın, içinde, “kimse beni sevmek zorunda değil” cümlesi de geçen konuşmasını duyduğum zaman ne kadar rahatladığımı inanın anlatamam. Üzerimden bir hayli yük kalktığını hissettiğimi söylemekle yetineyim.
Nasıl boğmuşsa bizi zat, bir özgürlük bildirisi gibi anlamışım sözlerini demek ki. Çünkü (kendince) iyi olduğuna inandığı kavramları bile topluma dayatırken, askeri talimname tadında bir üslup kullanıyor muhterem, malum. Birden bire ağzından herhangi bir şey için “zorunda” olmadığımızı duyunca azat edilmiş bir köle duygusuna kapıldım, ne yalan söyleyeyim.
Ancak çok da uzun sürmedi bu ruh halim. Gerçekliğin, her türlü duyguyu bastıran acımasız bir tarafı var. Özgürlüğüm çok uzun sürmedi anlayacağınız. Özgürlük çok kısa ömürlü bir kelebektir memleketimizde.
Şu, onu sevme mecburiyetinde olmamayı bile bir hatırlatma gibi değil, bir emir gibi dillendirdiğini fark edince kaçtı tadım. Emir komuta zihniyeti böyle bir şey. İyi olanı, normal olanı, vicdana, mantığa, ahlaka uygun olanı bile “emir” cümleleriyle sunar. Muhterem bunu sık sık yapıyor. Kendisinin “iyi” olduğuna inandığı ne varsa hepsini “hikmetli bir ağızdan” çıktığı duygusu uyandıran bir üslupla sunuyor bize. “En az üç çocuk isterim”in içindeki, “ilahi emri” fark etmeyen yoktur herhalde. Dünyanın en militarist “sivil”i bu zattır.
“Kimse beni sevmek zorunda değil” gibi son derece “lütufkar” cümleye sinen zihniyet pek bir yorucu da tabii. Çünkü meselenin sevip sevmemekle ilgisi olmadığını zata anlatmak, -beyhude değilse de-, pek bir zaman alıcı. Kendisine yapıp ettiklerinden ötürü karşı olunduğu halde, bunu şahsına yönelik sevgisizlik gibi göstermesi kibirde tavan yapmaktır ayıca. Anlaşılabilmek, desteklenebilmek için ön şartının “sevilmek” olduğunu vurgulaması, kendisine olan karşıtlığı hafife aldığı anlamına da geliyor. Yani yine o malum “küçümseyici” tutum. Tabii ki şaşırmıyoruz. Muhteremde, mantığın, vicdanın, aklın dilinden çok kibrin dili var çünkü. Kibir çok geveze bir duygudur. Sustuğu görülmemiştir. Zatta da bu ses çok ama çok “gür” çıkıyor. Kibrin sesi, duyanı rahatsız eden bir vuvuzela sesidir.
“Kimse beni sevmek zorunda değil”in içinde kibrin o gevezeliğinden kaynaklanan asıl düşünce, yani başkalarını önemsememe tutumu saklı. Bu cümle “çok da umurumda değilsiniz” anlamında bir cümledir. Bunu kısa süre önce sarf ettiği, “ben sizleri paranız, pulunuz için değil, yaradanda ötürü seviyorum” sözleriyle beraber düşündüğümüzde, son derece bencil, faydacı bir anlayışın bu zatın zihin koridorlarında yer ettiğini anlamış oluruz.
Kimse kimseyi sevmek zorunda değil elbette. Herkesin doğruluğuna emin olduğu bu sıradan cümle, saklayamam, bu zat tarafından dile getirildiğinde, doğru olmaktan çıkıyor benim gözümde. O halde söylemeliyim: “Herkes herkesi sevmek zorunda.” Sevgisizliğe boğulmuş dünyamızda rahatlatıcı tutumlardan biri de bu olabilir. Kötüyü, berbatı, bu zatı, benzerlerini sevmeyi önermek gibi tatsız bir tarafı da var bu cümlemin ama, bunu temel bir ilke olarak belirtiyorum sadece.
Toplumun önemlice bir bölümü tarafından sevilmediğini de kabul ediyor demek ki başbakan. Bu, her anlamda bölücü olan dilinin sağladığı bir durumdur. Bundan yakınması gerekmez. Yakındığı da yok zaten. “Ben yaratılanı yaratandan ötürü severim” tutumundan, karşıtlarına, sıkıştığında “sevmezsen sevme” üslubuyla posta koymak, “yaratılanı yaratan için” de olsa işine gelmediği zaman sallamamak demek. Aslında eğlenceli bir adam bu. Alt alta koy cümlelerini çıkan sonuca bas kahkahayı.
Ancak sonradan fark ettiğim bir durumdur, onu da ekleyeyim. “Beni sevmek zorunda değilsiniz” cümlesini, onu sevmeyen bizler için değil de sevmedikleri halde kendisini seviyor numarası yapanlar için söylemiş olmasın sakın.
Bence onlar için söylemiştir. Çünkü sevmeyi bir zorunluluk değil, kalbin en güzel eylemi olarak hissetmeyi beceren bizleri hedeflemesi mümkün değil bu cümlenin.
Tamam, doğrusu bu, evet. Zat bize söylemiyor bunu. Geç oldu ama anladım. Bilumum yalaka, yavşak, jöleli, jölesiz, şafaklı, şafaksız, onursuz, şerefsiz ne kadar sever görünen varsa onlara söylüyordur herhalde. Ben de olsam bana “mabadının kılıyım” diyen birine, utancımdan yerin dibine gireceğimden, “aman beni sevme gözünü seveyim” derim.
İnsanın kıçında çıban çıkması başka bir şeydir, kıçına “kul” kaçması başka şey.
Zatı anlıyorum.