Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Üçü birden

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:09

Claude Levi-Strauss, meseleye dar baktıklarında inceledikleri toplulukları hep bir çekirdek aile üzerine kondurduklarına vurgu yapmak için, çok değil elli yıl önce, şaka yollu, etnologlara yönelik olarak “yerli ailesi en az üç kişiden oluşur karı, koca bir de etnolog” klişesinin kullanıldığını söyler. Bunda etnologun kendisini, “nesne” haline getirdiği sahasının bir parçası yapmış oluşuna da alaycı bir yaklaşım vardır tabii.

Meslek erbabının kendilerine böyle “vurmaları”, işlerine yönelik şenlikli bir eleştiridir de aynı zamanda. Hoş olduğunu inkar ne mümkün? Bilim kafası her türden olgunluğa sahiptir, kendisini dalga konusu yapmak başta olmak üzere. Elli yıl sonra etnologların artık meseleye daha geniş çerçeveden baktıkları, inceledikleri yerli ailesinin sadece anne ile babadan ibaret olmadığını, bir dolu aktörün de artık söz konusu olduğunu anladıklarını biliyoruz. Ama klişe güzel gerçekten de: “Anne, baba, etnolog”.

Türkiye’nin meselelerine “asker, lobi, bir de ileri demokrasi” klişesiyle bakıp da kendisini rahatlatanlarla dalga geçmemiz için elli yıl beklememize gerek kalmayacak gibi görünüyor. Çünkü Türkiye’nin “solumsuları” ile liberalleri bu klişeyi geveleye dursunlar, “insanlığın en büyük özgürlük ortamı” internete de sansür getirdi “ileri demokrat” AKP iktidarı. Memleketin bu klişeyle açıklanamayacağını bunların anlaması mümkün değil elbette. Ama biz şimdiden dalgamızı geçeceğiz. Hakkımızdır.

Vesayete değil, vasiye itirazı varmış meğer bunların. Askerinkini değil de “sivil” egemenin vesayetine meftunlarmış. Tecavüzcüsünü seçme hakkıyla mutlu olmak nasıl bir şey, bunlara bakarak anlayabilir kişi. Oysa aramızdaki fark ne büyüktür. Biz sivil ya da askeri her türlü vesayete karşı çıkıp halkın kendi iktidarını istedik hep. Asıl gündemini, demokrasi aşıklarının talepleriyle sarıp sarmalayanların (saklayanların) “paketleri”ni, bacadan giren Noel Baba’nın hediye paketi sananlar asıl “baba”yı daha sonra gördüler ama iş işten artık geçti. Türkiye bir İslam devletidir artık, kendimizi kandırmayalım. Zaman zaman çatışşsa bile ABD’nin çok da memnun olduğu bir ılımlı İslam Devleti. Cumhurbaşkanı henüz ülkenin en büyük camiinde hutbe okumuyor, ama yakındır.

Bu ülkenin birbiriyle çatışan güçleri artık dini yapılardır örneğin. Yurtdışında yaşayan “Türkiye İslam Cumhuriyeti”nin Ruhani Lideri, memleketteki her konuyla ilgili görüş bildiriyor, kimi zaman fetva makamı olabiliyor, elbette siyasetle de iştigal ediyor. Siyasal değilse de “hükümet eden İslam”ın karşısında bir alternatif olarak kendisini görüyor, gösteriyor, başkalarının da buna inanmasını istiyor. Hükmeden İslam, Türkiye İslam Cumhuriyeti’nde dincileşmeyi sürdürürken “manevi dinamik” olarak kalmasını istediği ruhani liderin hareket alanını kısıtlamayı da ihmal etmiyor. Yani çatışma “dincileştirilmiş” Türkiye’de İslam içi bir tartışma olarak devam ediyor. Sersem(lemiş) “aydın” da bu kavgada taraf tutma ihtiyacını nedense hissettiğinden, “ne idüğü belirsiz bir yapı olan” Ruhani Lider’in hareketi yerine, “ne idüğü belli olan” (bizce de başka açılardan ne idüğü malumdur) Hükmeden İslam’ın yanında saf tutuyor.

Neden? “Asker, lobi, bir de ileri demokrasi”de somutlaşan inancının aptallığıyla tüm alternatifleri yok ettiği için, neden olacak? Ya da varolan alternatiflere sırt çevirdiği için. Sonuçta, kendisine tutunacak tek bir dal bırakmayan ağaç düşmanı kılıklı tutumundan ötürü zavallı haldedir şimdi. “Kavganız rant kavgasıdır, din üzerinden bu kavgayı sürdürüyorsunuz” deyip “laik” bir çıkış şansını da yakalamışken bunu artık yapamamaktadır. Korkaklığına, teslimiyetçiliğine uygun klişeyi de bulmuştur: “Asker, lobi, bir de ileri demokrasi”.

Sersem(lemiş) liberal ile solumsular, faiz lobisinden şikayet edip, Merkez Bankası’nın faiz artırımını onaylayan ama daha sonra “benimsemiyorum” diyen “Hükmeden İslam”ın reisine hala seçimlerde bir şans verilmesi gerektiğini söyleyebilmektedir. Klişesine dayanak yaptığı en önemli gerekçesi de şudur: “Askeri Vesayet”.

Peki asker vesayetinden kurtulmuş Türkiye’de en son gelinen durum nedir? İnterneti yasaklanmış bir ülke durumudur. Başka? Asker eliyle öldürülmüş Roboski kurbanlarının hesabını hazır “asker vesayeti” de kalkmışken soramayan bir ülke olma halidir. “Asker vesayeti” falan da yokken üstelik, askere darbe yetkisi veren 35. maddenin anayasasında hâlâ durduğu bir ülke olma garabetidir.

Peki hâlâ ne diyor bu salak? Kafasına iktidarın yerleştirdiği çiple her yere çekilebildiğini bildiği halde “Asker, lobi, bir de ileri demokrasi” deyip, “ne mutlu asker vesayetinden kurtulduk” demeye devam ediyor. Oysa, şimdi interneti de yok, artık dumanla haberleşir liberal, solumsu dostlarıyla. Dumanla “asker vesayeti kalktı” diye nasıl yazabilecek görmek isterdim.

Bunları tanımlayacak bir klişemiz yok mu bizim? Var elbette. Yoksa da uydururz. “Gaflet, hıyanet, bir de nedamet”. Nasıl?

Var mı itiraz?

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları