Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

TKP binasını taşladım

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:51 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:51

Kerem Esenoğlu'nun “TKP binasını taşladım” başlıklı yazısı 22 Şubat 2013 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Kahramanmaraş, Sivas yetmedi. Daha fazlası gerekiyor. Ulusalcısından, faşistine, mezhepçi dincisinden ırkçı Kemalistine kadar herkesin şu çok önem veriyormuş gibi yaptıkları “milli birliğimizin”, yeniden sağlam temellere oturtulabilmesi için artık yeni bir linç gerekiyor. Linç tarihimizde yer alan önceki linçlerle aranın bu kadar açılması pek doğal değil. Linç kültürümüz bu kadar ihmali kaldırmaz.

Bu arayı kapatmak için Sinop’da, Samsun’da, şimdilik yarım kalmış da olsa, başlatılan “milli birliği sağlama harekatı” daha da şahlanarak sürecek, elhamdülillah. Sinop’ta BDP milletvekillerine linç girişimi ile Samsun’da TKP’nin de aralarında bulunduğu sol parti binalarına yapılan saldırı, linççi tipolojisinin değiştiğini de gösteriyor. Bu kez linççiler sadece faşistler değil, faşistlerin, ülkenin birlik/beraberliğini “öteki”ne karşı çıkarak koruyacaklarını sanan, kimi yeni müttefikleri aynı zamanda. Bunlar o linç olaylarında fiziken yer aldılar mı bilemem ama, (kimilerine sorarsanız, evet, aldılar) BDP’nin Karadeniz ziyaretleri için “oralara giderek halkı tahrik etmeseler iyi olurdu” demenin de linççi güruha büyük destek olduğuna inandığımdan, ben de “evet, onlar da vardılar” diyebiliyorum.

Memlekette kimin nereye, ne zaman gideceğine “toplumsal hassasiyet mühendisleri” karar veriyor, anlaşılan bu. Hükümetin, Barzani yönetimiyle anlaşıp Kürdistan Özerk Bölgesi’ndeki enerji koridorlarında söz sahibi olmak için Türkiye’de gerekli duyduğu “barış”ı sağlamasına yönelik malum “Kürt barış süreci”ne uygundur BDP’nin yaptığı ziyaretler. Sürece ilişkin dünya kadar laf edebiliriz elbette ama nedeni “barış” olan bir ziyarete tahammülsüzlüğe de “olmasaydı... ama” diye başlayan cümlelerle de yaklaşamayız.

Karadeniz, hem de çok uzun zamandan beri “faşistleştirilmeye” çalışılan bir bölge. Maya tutmuş gibi de görünüyor. Ogün Samast’ın Trabzon’dan çıktığını unutmayalım. Sosyal demokrat bir kale olduğuna inanılan Sinop da bu faşistleştirmeden fazlasıyla payını almış görünüyor.
Kahramanmaraş ve Sivas katliamlarından söz edilirken, faillerin “zihni yapılarına” ilişkin bir kuşku yoktu. Sinop ve Samsun linç girişimlerinin failleri konusunda, “saldırganlar arasında ulusalcılar da var mıydı, yok muydu?” sorusunun sorulması, bu nedenle çok ama çok trajiktir. Ulusalcılara üzüldüğümden değil, bu ülkenin “yurtseverleriyle barış yanlılarına” karşıt cephenin ne kadar genişlediğine üzüldüğümden, trajik diyorum bu duruma. Ulusal Kanal adlı televizyonun sessizliği, sorunu çözeceğine inandıkları için herkesin de inanmasını bekledikleri “üst kimlik” Türklük vurgusunun savunucuları, özellikle Sinop’daki linç girişimi için BDP’lileri “tahrikçi” olarak suçladılar ki, bu her derde deva gerekçe, Sivas’ta alevi yakanların da dilindeydi.

CHP Genel Başkanı Kemal Bey’in yerinde olsam, o koltukta bir saniye oturmazdım. “Bana Türklükle de, Kürtlükle de gelmeyin” diyen Başbakan’a, sözümona yanıt verirken “sıkıysa bu lafı gidip Rize’de söylesene” gibi korkunç bir cümle kurabildiği için, Kemal beyin o koltuktan gitmesi gerekir diye düşünüyorum. Rizelilerin Türklüklerinin başbakana bu lafı söyletmeyeceğine vurgudur yaptığı Kılıçdaroğlu’nun. Ama Rize’yi, Sinop’u, Samsun’u potansiyel Sivas olarak gördüğünün farkında değildir. Bu kentlerin Türklüklerini yarıştırdığının, Türklüklerini test etmeye davet ettiğinin de farkında değildir. Daha feci olanı söyleyeyim bir partinin genel başkanı olduğunun da farkında değildir. Rize’de göreve çağırdığı “Türklüğe” itirazı yoksa Kemal Bey’in, Sivas’daki Türk/İslam kalkışmasına da itirazı olmamalıdır. Başta Aziz Nesin olmak üzere Sivas’a giden o yürekli insanlara da birileri “sıkıysa gidin” demişlerdi, biliyoruz.

Linçci tipolojisi artık bu. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır”ın bizi getirdiği nokta artık bu. Arsızı, uğursuzu, sömürgeni de içine kattıkları “vatan” kavramının, arsıza, uğursuza, sömürgene karşı olduğumuzdan doğal olarak dışında kaldığımız için biz de teferruatız kimilerine göre. “Teferruat”tan saydıkları TKP’nin, ÖDP’nin, Halkevi’nin binasına saldıranlar, “bizsiz” bir “vatan” yaratmaya çalışıyorlarsa çok beklerler. Hiçbir yere gitmiyoruz.

Ben bu “vatan”ı terk etmem. Şanar Yurdatapan varken, terk eder miyim? Yüzümü güldüren bir o var. Türban’a Özgürlük eylemlerinde başına taktığı türbanla aklıma kazınmıştır o. Türbana karşı olan, ama türbanlıyı savunan biri olduğum için kimi dostlarımın kızgınlığını çekmiş biri olarak benim bile “empati”de ölçüyü aştığını düşündüğüm bu Yurdatapan eğlenceli adam. “Sinop saldırganları arasında TKP’liler de olabilir” dediğini okuyunca, daha bir çok sevdim. Özendim de bir anlamda bu “bilgilendirme” çabasına. O nedenle ben de söylüyorum. Samsun TKP binasını taşlayanlar arasında ben de vardım. Hiç gitmedim Samsun’a ama olsun.

Kimse Yurdatapan’a gitmediği halde ettiği bu iftira için “ayıp oluyor birader” demediğine göre, bana da demezler.
Sallamakla iftira, bu memleket “aydıncığının” yapabildiği yegane “faaliyettir”.

Taşladım diyorum.

İnansanıza.

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları