Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Tanrı Nuh’a dedi ki

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:12 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:12

“Ve Tanrı Nuh’a dedi ki, ‘Yeryüzü onların yüzünden şiddetle dolduğu için tüm insanlığı yok etmeye karar verdim…tüm canlıları yok etmek için yeryüzüne suların taşkınını getireceğim, yeryüzündeki her şey ölecek’”.

Tekvin’in tanrısı tufan konusundaki kararını bu cümlelerle bildirir Nuh’a. Şiddetin sorumlusu olmakla suçladığı insanları cezalandırmak için şiddete başvuran böyle bir tanrıyla karşılaşmak bir hayli neşeli olabilir diye düşünmüştüm, ilk okuduğumda. Tepkileri, öfkeleri falan kullarına çok benzeyen bir tanrıydı bu. Dolayısıyla, hani karşılaşırsam, bazı hatırlatmalar yapma şansım olabilir, ona, en azından, yakındığı yönteme kendisinin de başvurmasının bende düşündürdüklerini olsun, anlatabilirdim.

Tanrının şiddete başvurma gerekçesi belli. İnsanların birbirlerine şiddet uygulamalarına kızmıştı. Kendisinin olduğu gibi kullarının da buna benzer gerekçeleri olabilirdi oysa. Tanrısı da kulu da gerekçe bulabilirler öfkelerine , yeter ki niyet etsinler. Ben, - zor bir pozisyon biliyorum ama- , tanrının yerinde olsam, cezalandırmada, insanların gerekçelerini de hesaba katarak, daha makul bir yol bulur, en azından eleştirdiğim kullarıma benzememeye çalışırdım. Tonlarca suyu insanlığın üzerine boca etmek, Taksim’de, Diyarbakır’da, “şiddete başvurdukları” gerekçesiyle kalabalıklara TOMA’yla su sıkmak gibi bir şey.

Ortaokul zamanlarım falan. Tanrıdan koşar adım uzaklaşmamda, işte buna benzer tutumlarının etkisi olmuştur. Tanrı da olsa yapmayacak bunu çünkü. Tekvin’i yazan insan evladı inandığı tanrısını kendisine benzetmiş olabilir, beni ilgilendiren, kendisindeki ilkesizliği tanrısına da layık görmesidir. Tekvin’in tanrısı, şiddetten gerçekten nefret ediyorsa, çok öfkelense de asla şiddete başvurmama fırsatını değerlendirebilirdi. Olmamış işte.

Kadın bedeni, cinsel eğilim ya da fiziki farklılık üzerinden yapılan her türlü esprinin, şakanın, değerlendirmenin karşısında olmak gibi bir ilkemiz varsa, bu ilkeyi savunacağımız anlarla karşılaştığımızda da sapıtmayacağız.

Kadınlarla, cinsel eğilimleri genelinkinden farklı olanlarla, fiziki açıdan dezavantajlılarla kimsenin uğraşmadığı, iyi, sakin, anlayışlı bir toplumda yaşarken bu ilkeyi savunmanın bir zorluğu yok. İlkeyi savunma dediğin, fırtınalı havalarda, dalgalı denizlerde, diyelim ki, sevgili eli bırakmamak gibi inançla/tutkuyla yapacağımız kutsallıkta bir “eylem” olmalı. “Irkçılık ne kötü birader’le başladığı günü, çok kızdığı Recep Tayyip için örneğin, “bu aslında Türk de Müslüman da değil” ucuzluğuyla bitirmek, Tekvin’in tanrısıyla da kuluyla da aynı gemide olmak demektir. O nedenle bineceğim tek bir Nuh’un gemisi yoktur. Olmayacak da.

Tanrısıyla kulunun aynı olduğu bir dünyayı değiştirmek çok sosyalistçe bir tutumdur oysa. Zor zamanda, yani asıl savunman gereken anda savunmuyorsan, ilke de edinmeyeceksin kendine. İnanmadan taşıyana bülbül tüyü bile ağır gelir.

“Sümeyye Erdoğan’la ilgili cinsel içerikli kaset çıkarsa, Sümeyye hanımın yanındayım” dedim diye, salağın biri facebook’daki duvarında profil fotoğrafımı yayınlayıp, sözüm ona “teşhir” etti beni. Ciddi ciddi AKP yandaşı olduğumdan tutun, dolarlara gark edildiğime kadar bir sürü laf da ederek hem de. “Naifsin” nitelemesi de, bana kötü laf etmeye kıyamayan dostlarıma aittir.

İki yetişkinin, ne yaparlarsa yapsınlar - ocuklara musallat olmadıkları sürece- , o yaptıklarının beni ilgilendirmediğini anlatmam işe yaramadı pek. Recep beyin de böyle bir kaseti saçılsa ortalığa, tavrım yine aynı olur. Söylesem söylesem, “benim için önemi yok ama, bu tür ilişkileri ahlak zaviyesinden reddeden biri olan zatınız, eğer ahlaksızlıkla bu, işte bunu yapmışsınız” derim en fazla. Sümeyye için de, Recep için de inandığım ilkemi neden unutayım?

Fırsatçı, faydacı olmayacak kadar kendime güveniyorum çünkü ben. Polise, Berkin’i öldürme emrini verdiği için lanetler yağdırdığım bir zat da, babasının parasını sıfırlama gayreti içindeki bir genç kız da, bu tür kasetleri olmasa da kötüdür benim gözümde. Sümeyye, Recep, Egemen gider, ben ilkemle baş başa kalırım. Benim hayatımda bu tipler yok, ama o ilkem var. Kafamı kesseniz fırsatçı bir yaklaşımım olmaz bu tür kasetlere. Ama Recep beyin, Deniz Baykal’a ait o malum kaseti bizzat servise koyduğunu ortaya çıkaran ses kayıtlarına ise asla itiraz etmem. Yayılması için katkım olacaksa elimden geleni yaparım da. Ben “zaafın kullanılmasına” itiraz ediyorum çünkü, zaaftan yararlanarak alçalanların sergilenmesine değil. Arada fark var. Dolayısıyla Recep’i, ahlaksız bir komplonun düzenleyicisi olarak teşhir etmek çok onurlu bir görevdir. Ama hepsi bu. Rakibinin seks kasetini yayınlayan Recep’e de lanet olsun, Recep’in seks kasetini yayınlayana da. Bunlarla aramızdaki farkı koruyamazsak birbirimize benzeriz. Karşıtına benzemek kadar küçültücü bir durum yoktur.

Karşıtını yenmek bir zaferdir elbette ama insan her zaman yenmeyi başaramayabilir. Kazanacağımız en büyük zafer karşıtımıza benzememektir.

Düşünsenize Fethullah Gülen’e benziyormuşum mesela.

Kahrolurum.

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları