Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Sayın Barlas anılar nerde?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03

Zamanı geldi yazmanın. Vaktinde çok uğraştım, gücüm yetmedi, belki şimdi işe yarar da siyasi tarihimizin önemli bir tanığının sorumsuzca kaybedilmiş hatıralarına ulaşabiliriz. Milliyet haber merkezinde, ülkemizin yüz akı yazarlarından Ahmet Oktay’ın müdürü olduğu haber merkezinde çalışmaktayım. 80’li yılların başları. Çok gencim, bir yandan üniversite bir yandan da gazetecilik, ikisi de hayatımı, hem de nasıl dolduruyorlar. Ahmet ağabey, aslında gözü hep dışarıda muhabirleri asla tatmin etmeyen haber merkezinden çıkıp dışarılara gitmeme, özel haberler yapmama da izin verirdi sık sık. Bir gün beni, hangisi olduğunu unuttuğum, eski bir genelkurmay başkanının cenazesine yolladı. Şişli Camii’nin yolunu tuttum, elimde fotoğraf makinemle.

Camiide yapılan tören sırasında omuzuma dokunan zata dönüp baktığımda, tuhaftır, hemen tanıdım kim olduğunu. Tek parti döneminin içişleri bakanlarından Hıfzı Oğuz Bekata’ydı karşımdaki. Düzeniçi sağın da solun da, kişiliği konusunda olumlu düşüncelere sahip olduğu ender politikacılardan biriydi Bekata, öyle derlerdi. O dönemin devlet adamları, devletin tüm heybetini yansıtır görünümlü adamlardı sanki. Çok genç olduğum için bana mı öyle gelmişti bilemem ama Bekata gerçekten de fiziki olarak bir dev gibi görünmüştü gözüme. Artık unutulmuş olan adını söylediğinde, kendisini tanıdığımı belirtmemden memnuniyet duyduğunu anlamıştım. Ayak üstü bir sınavdan da geçtim tabii. Hakkında bir şeyler bildiğimden emin olması bu sınavdan sonradır. Basit bir isteği vardı benden. “Bizim de törende olduğumuzu yaz evladım” demişti. Buydu isteği. Hala varız anlamında mıydı, yoksa ölen genelkurmay başkanının cenazesinde bulunduğunun belirtilmesi kimi çevrelere bir mesaj mıydı, hiç anlayamadım. Öyle başladı tanışıklığımız. Sonra da sürdü.

Herkes edebiyatçı kimliğiyle bilir ama Ahmet Oktay çok da iyi bir gazetecidir. Beni de severdi, sağolsun. Bir ara ona Bekata ile bir söyleşi yapmak istediğimi söyledim. Hatta, “belki anılarını da anlatır, yayınlarız ne iyi olur” diye de ekledim. Ahmet ağabey izin verince Hıfzı Oğuz Bekata’yı aradım. Çok mutlu oldu kendisiyle ilgilenmemizden. Anılarının yayınlanmasından da memnun olacağını söyledi. İşimi kolaylaştırmak için de, o sıralar Milliyet’in başyazarı olan Mehmet Barlas’a verdiği anılarını ondan alabileceğimi söyledi. Ben de sevinmiştim. O yıllar hem çizgisiyle hem tirajının yüksekliğiyle çok saygın bir konumda olan Milliyet’te belki de yazı dizim çıkacaktı. O zamanlar Milliyet’in başında olan Çetin Emeç’e gidip durumu anlatmamı istedi Ahmet ağabey. Çetin Emeç, kim ne der hakkında bilmiyorum ama disiplinli ancak inanılmaz nazik, anlayışlı bir insandı benim bildiğim kadarıyla. “Git Barlas’tan iste” dedi. Hemen Barlas’ın yanına gittim. Durumu anlatıp, sözkonusu hatıraları vermesini rica ettim. Bunca yıl geçmesine rağmen hala unutamadığım şu cümleler çıktı ağzından Barlas’ın: “Ben onları kaybettim”.

Ne yapacağımı, durumu Bekata’ya nasıl anlatacağımı bilemedim. Sonra ben ne yaptım, sorun nasıl unutuldu, inanın anımsamıyorum. Yıllar yıllar geçti üstünden. Ama hatırladığım tek şey, eğer bir yerlerden bulunup yayınlanmadıysa, belki de siyasi tarihimizin önemli isimlerinden birinin, çokça önemli olduğuna inandığım hatıralarının Barlas’ın sorumsuzluğu yüzünden kaybolup gitmiş olduğuydu.

Barlas’ın sorumsuzluğunu ortadan kaldırmaz ama o anılar bulunup yayınlandıysa bundan mutluluk duyarım. Ama hiç yayınlanmadıysa bunun sorumlusu belki de Barlas’tır. O nedenle soruyorum. “Sayın Barlas, Hıfzı Oğuz Bekata’nın anılarına ne oldu?”

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları