Kerem Esenoğlu
Sabah
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02
Uyku tutmadı. O nedenle pencereden dışarıya bakıyorum. İstersem başka bir şey de yapabilirim. Kapının önüne çıkabilirim örneğin. Ev sahile yakın, oraya da inerim istersem. Sabaha kadar takılan insanlar da var, sıkılmam da. Uykusu kaçan insanın yapacağı çok şey vardır.
Ahmet Rasim “Uzun gecelerde, bir sinir rahatsızlığı, yahut kedi kavgası, otomobil patırtısı gibi bir dış hadise ile uyanıp da uyuyamayacağımı aklım kesti mi, gazı yakıp çayı kurmak, bir daha uyuyabilmek ümidiyle, çok kere, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin herhangi bir cildini, herhangi bir yerinden açıp okumak adetim vardır. Hatta, alışkanlıktan çok, zevkimdir” diye anlatır uykusu kaçtığında ne yaptığını. Nurullah Ataç da hasta olduğu için uykusuz geçirdiği bir gecede hırkasına bürünür, ıhlamurunu karıştıra karıştıra okuduğu Kabusname’deki yanlış yazılmış mısraları düzeltirdi. Öyle derler.
Dileyen uykusu kaçtı diye amuda da kalkabilir isterse. Zevk onun değil mi, yapar. Geçen zamanın da herhalde bir önemi yoktur. Uykusu kaçanlar ne zaman yatarlarsa yatsınlar, uyanacakları bir sabahları vardır çünkü. Bütün uykusu kaçmışlar da zamanında uyuyanlar da mutlaka sabaha kavuşurlar. Sabah onları bekleyen vefalı bir zaman dilimidir. Günlük meşgalenin tüm sıkıntılarının başlaması demek de olsa, hayatla kucaklaşma anıdır çoğunlukla. İnsanın uyanacağı sabahlarının olması ne güzel.
Şu güzel çocuk, Ahmet. Sabahı göremedi. Uyanacağı onca sabah varken üstelik. Erkenden, çok erkenden, -20’li yaşlar nedir ki- uzun bir uykuya yolladılar onu. Yeni bir sabaha uyanmaya o kadar da hazırken. Bir beden düşünün, sağlıklı, dipdiri, dinç bir beden. Kendisini yıpratacak her şeye karşı koyacak gücü var. Yani yaşamak için her şey yerinde. Tüm bunların yok edildiğini düşünün. Korkunçtur. İdama karşı olmamdaki en büyük nedenlerden biri nedir bilir misiniz? Suçu ne olursa olsun, tüm organları yaşamak için tasarlanmış birinin hayatına toplumsal yarar gerekçesiyle son verme korkunçluğu. Bu, bir insanın dayanamayacağı, kabul edemeyeceği bir vahşettir. Katilimin idamına karşı olduğumun bilinmesini isterim. Bir tür vasiyet sayın.
Ahmet Atakan, yirmili yaşların tüm avantajına sahip gencecik bir çocuktu. Bu yaşlarda umut her zamankinden daha fazla bizimledir. Hayal kırıklıkları, acılar, ihanetler, dumanı uzaktan henüz görünen, limanımıza uzak birer gemidirler. İnsanlık okyanusunda kim bilir hangi acı adasına düşer yolumuz, henüz bilmeyiz bu yaşlarda. Acılarla, ihanetlerle, mahallemizdeki sevmediğimiz komşu misali, beraber oluşumuz daha sonraki yaşlarda gelecektir başımıza. Aşılması gereken en keyifli zaman dilimidir yirmili yaşlar. Ahmet’in bunu bilme şansı olmadı. Bıraksalardı, sevdiği hayattan, belki de çokça, o da yakınacaktı. Yakınacaktı çünkü ölümü bilmeyenler, sık sık yakınırlar hayattan. Ahmet ölümü, ne kadar çok sık duysa da, beyninin dağıldığı o ana kadar bilmiyordu. Bildiği tek şey, yine o ana kadar, yaşamaktı sadece. Yaşamak. Hani şu harikulade fırsat.
Ahmet Atakan’ın elinden bu fırsatı aldılar. Bir akşam onu aramızdan çekip götürdüler. Bir mermi kapsülünün dağıttığı o kafa, hülyalı bir kafaydı belki de. Belki de birkaç saat sonra, öfkesini iyice dile getirdikten sonra belki de, çok özel bir eli tutmaya gidecekken, değil o elle, kendisini hayata bağlayan tüm “eller”le engellediler buluşmasını. Hiçbirimizin eli onu, yaşamdan koparıldığı o anda tutup yeniden aramıza getirmeye yetmedi. Vahşetin eli, bizim, sadece sevdiklerimizin başını okşamaya yarayan elimize galip geldi.
Ahmet Atakan da artık bir simgedir. Ne çok simgemiz, sembolümüz var bizim, ölüme verdiğimiz çocukların toplamından oluşturduğumuz. Hepsi, Ahmet de içlerinde, özgürlüğün, umudun, sevginin simgesidirler artık. Onların ölümüne bakarak yaşamayı savunmak gibi talihsiz bir duruma sokulduk hepimiz. Çocuklarımızı mutluluk dolu bir dünyada yaşatalım derken, onların gencecik ölümlerinin iyice mutsuzluğa dönüştürdüğü bir dünyada soluk almaya çalışıyoruz. Dünya, bir mutsuzluklar yuvarlağıdır artık.
İnsan aklının, kalbin gerisinde kalması ne kötü. Yol göstericisi, başarısının merkezi falan ama çok insafsız, çok acımasız şu akıl. Bir polis memurunun, -elbette aklının da yardımıyla-, “iyi oldu, gebersin” mesajını açıkca yazabildiği bir dünyada kalplerin daha fazla önde olması gerekirdi. Olsaydı, akıl bu densizlikleri, bu alçaklıkları yapmayacaktı. Çünkü o polisin sözleri, ancak seçilerek, yani akıl yoluyla edilebilen korkunç sözlerdi.
O polis, benzerleri, hepsi bizimle birlikte aynı sabahlara uyanıyorlar. Onların başlarını koydukları yastıklarında hiçbir vicdan rahatsızlığı duymadan uyuyabilmeleri, kalplerinin sadece kan pompalayan bir organ olmasındandır.
Kalp, en iyi, onu taşıması bilenlerde çarpar. Kardeşi vicdanla beraber geceleri uykumuzu kaçırmasının nedeni, başkalarının da uykusuz kaldığını düşünerek bundan huzursuz olmasıdır. Bu ülkede hiçbir soylu kalp, başkalarının acıları üzerine kurmaz ritmini. O polis gibiler dışında.
Rahat uyu sevgili Ahmet. Biz sabaha mutlaka kavuşacağız. Erken bitirilmiş kısacık yaşamının ışığı, o sabahı aydınlatacak güneşimiz olacak.
And olsun kardeşim.