Kerem Esenoğlu
Pambık
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:55 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:55
Kerem Esenoğlu'nun “Pambık” başlıklı yazısı 10 Mayıs 2013 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Şu kendilerine “milletvekili” adını veren figürlerin zaten ayrıcalıklı oldukları bilinirdi ama meğer daha nice haktan yoksunlarmış da haberimiz yokmuş. Bunu uzlaşarak parlamentodan geçirdikleri şu yeni “haklar”ı görünce anladık.
Bugüne kadar trafik suçundan ceza yiyen kişiler olmaları bunlara çok dokunurmuş meğer. Ne mutlu ki artık yeni haklar çerçevesinde bu insanlık dışı cezadan da “muaf” tutulacaklar. Milletvekilliğinin hakkıyla yapılmasına engel bir durumdu trafik cezası ödemeleri. Milletvekili bağımsızlığına bunun kadar darbe vuran bir ceza uygulaması olamazdı bence de. Özgürlük güzel şey. Liderlerinin her dediğine “evet” demek için, -bulundukları yer her nereyse-, oradan, otomobillerine hızlıca atlayıp Meclis’e gelirken trafik kontrolüne takılmayacak oluşları Türk demokrasisi için büyük bir kazanç olacak. İtaat, biat “süratle” anlam kazanan kavramlardır. Bunlarda bir gecikme oldu mu, demokrasi ilerlemez. İtaatde, biatta yavaşlık, kabul edilebilir bir şey değildir çünkü.
Yazıyı nasıl sürdüreyim diye gerçekten sıkıntı çekiyorum. Çünkü bu işin dalga geçilecek yanı kalmadı artık. Zekamızla, sabrımızla o kadar alay ediyorlar ki, işin, şaka, espri, ironi, laf dokundurma kaldırır tarafı yok. Utandıracak laflar etsem, bu kadar geniş meşrepli kadın/erkek vekillerin bal tutan parmaklarını yalarken çıkardıkları dudak şapırtısından beni/bizi duyacak halleri olmadığından, bu da pek bir manasız olacak. Utanma denen duygunun bu tiplerin yüzlerini kızartması için önce kalpte filizlenmesi gerekir. Yani hiçbir çaba utanma duygusunu bunların midelerinden yukarı çıkarıp yüzlerine ulaştırmamızı sağlayamaz.
Sadece kendilerinin değil, yanı sıra aile, efrat, takım, taklavat, klan, kabile, aşiret neyi varsa onların da yaptıracakları estetik operasyonlarının masraflarını devlete ödetme hakkına sahip oldular vekillerimiz. İlk estetik operasyonunu umarım, insan içine çıkamaz hale geldiklerinde yüzlerine yaparlar. Canı gönülden diliyorum.
Kaşla göz arasında nasıl anlaştılar ama. Bunlar Meclis’te birbirlerine “bölücü”, “cariye”, “kuma”, “hödük” demiyorlar mıydı? Daha birkaç gün önce birisi, diğerine ana avrad dümdüz gitmemiş miydi? Yani “bölücüsü, cariyesi, kuması, hödüğü” bir araya gelebiliyorlar demek ki isterlerse. Dünyanın en karmaşık “karakter koalisyonu”dur bu. Buyurun.
Bu “hakların” savunulacak bir tarafı yok. Milletvekilinin, siyasi faaliyetlerinde önüne engel çıkarılmaması için ortaya atılmış olan şu dokunulmazlık denen “tanrısal zırh”ın artık ucuz imtiyazlar elde etmeye yarayan tuhaf bir uygulama olduğunu bilmeyen kalmadı dünyada. Bilip de “nasılsa kimse uyanmadı memlekette” deyip, karşımızda neredeyse “görünmez pelerin”e bürünecekler bizim yüce Meclis’in mümtaz üyeleri. Ben kendi adıma sevinirim, yeter ki görünmez olsunlar biran önce.
Bunlar Ortaçağ’ın işkencecileri gibiler, inanın. Ortaçağ’da, şu meşhur cadı avlarından biraz tarih bilgisi olan herkes haberdardır. Dönemin dini otoritesi cadı olduğuna karar verdiği zavallıyı öldürürdü, malum. Genellikle de yakarak. Alçak otorite zavallı kurbanı yakmakla kalmaz, işkence edenlerin de cellatların da bu cezalandırmadaki hizmetlerinin(!) bedelini o talihsizin yakınlarına ödetirdi. Yine o alçak otorite, yakma eyleminden sonra, nedense, zorla bir de ziyafet verdirirdi, ki, onun masrafları da yakılan kurbanın ailesince ödenirdi, yasalar uyarınca. Bunun ciddi bir rant kapısı olduğunu yazar dönemin tarihçileri. O nedenle cadı avcılığı büyük bir yaygınlık kazanmıştır, derler, kimileri için para kaynağıdır çünkü, şaşılacak bir şey yok.
Mümtaz vekillerin trafik cezalarını biz ödemiş olacağız haliyle. Estetik operasyonlarının parasını da. Kendisinin, ağrıyan dişini çekecek parası olmayan “millet”, vekilinin kıçının başının estetiğinin parasını ödeyecek yani.
Seçim zamanına kadar yüzünü görmediği vekilinin yüz, saç, kıl, tüy estetiğinden sorumlu dünyadaki en tuhaf seçmeni yaratan Türk demokrasisini selamlıyorum.
Müslümanlar öldüklerinde naaşları gasilhanede yıkanırken mabada pamuk konur. Tamam, Allah gecinden versin ama yarın bunlar dar-ı bekaa’ya göç ettiklerinde o pamuğun parasını da bizden alırlar, söyleyeyim. Tutmuşken tavşanın kulağını koparmazlar mı hiç?
Ne yapacağız peki? Her zamanki gibi hiçbir şey.
Pamuk fiyatlarını takip edelim bari. Bu da bir şey.