Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Pala

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59

Hani olmadı ama bir çocuğum (kızım) olsaydı, eski Türklerin yaptığı gibi, ondört yaşına kadar bekler, ona göre bir ad koyardım diye düşünüyorum. Çünkü ben bu isimler meselesinde arızi tutumları olan biriyim, düzelemiyorum da. Nedeni, -lütfen inanın-, ilkokulda “Çevik” adını taşıyan bir arkadaşım olmasıdır. Çevik adı ne ifade ediyorsa, onun tam tersini düşünün. Öyle bir arkadaş yani. Ben de ki de ayrı bir tuhaflık, adı böyleyse yavaş olmaması lazım gibi bir beklenti içinde olmuşum demek ki. Komşumuzun, -hem de onlarca kiloluk- adının Fidan teyze olması ise ayrı bir faciadır kişisel tarihimde. Çocuklukta yer edinince bu tür saplantılar, kurtulmak zor oluyor. Hani kızımı istemeye geleseler, ciddi bir ad-soyad krizi çıkarırdım, muhtemelen.

O nedenle Oğuz Türklerinin, çocuğa, yapıp ettiğine bakarak, belli bir süre sonra ad koymaları çok akıllıca bir yöntem. Hem çocuk kişiliğine uygun bir ad taşır, hem de ana baba ad konusundaki isabetsizlik yüzünden rahatsızlık duymaz. Adı “Barış” olan bir çocuğun şiddet sabıkasının olması, katlanılabilir bir şey değil. Sorun çıkarmayacak isimler konuduğunda da bu kez ilerleyen yaşlarda, adın önüne geçen sıfatlandırmalar da oluyor haliyle. Sofraya gelen yemekleri herkesten önce, hem de hızlıca uzanıp aldığı için “Yahnikapan Ahmet Paşa” adını taşıyan önemli bir asker vardır Osmanlı’da. Yine, ne halt yediyse, “Bokyedi Reis” olarak adlandırılan birinden de söz ederler. Yani, bu sıfatlara yaptıklarından ötürü layık görülmüş bu zatlar. Kendi adlarından çok bu sıfatlarıyla tanınıyorlar. Olsun, yine de belli bir yaşa gelinceye kadar çocuğu izleyip, edasına, tavrına uygun adlar koymak lazım. O zamana kadar nasıl seslenileceği benim için sorun değil. Kızıma tüm ömrüm boyunca “balım”, “dünyam” falan derim ben. Adı her neyse, başkaları da onu dillendirir.

İşte böyle olunca, -kendisine değil, asla-, ama tuhaftır, Pala Sabri’nin muhterem babasına acıdım ciddi ciddi. Sen kalk oğluna “sabırla doğrudan ilgili” bir ad koy. Olgunluk, kendini bilme, bilgelik anlamlarına gelen Çelebi gibi de bir soyadın olsun. Nihayet, oğlunun taşıdığı adın, soyadın iflasına tanık olmuş bir babadır bu. Çok üzüldüm. Her anne baba, biraz da kendisinde görmek istediklerini, arzu ettiklerini taşısınlar ya da yaşatsınlar diye arzular çocuklarının. Adlar biraz da bu duygularla konur. Oğluna, kızına “Devrim” adını verenleri bir arzunun yaşatılmasından yana oldukları için pek bir severim. Oğullarına, kızlarına “Barış” adını koyanlar da sadece bu seçimlerinden ötürü bile güzel insanlardır.

Tabii ki çok çok acıdır ama “İsmail Korkmaz”ın annesi babası için, “sabri”nin babasına üzüldüğüm kadar üzülmedim. Onlara duyduğum saygı, üzülme fırsatı bırakmadı bana. “Allahın yolunu takip eden” anlamına gelen İsmail adını taşıyan oğulları, “allahı takip ettiğini iddia eden” faşistlerce öldürüldü. “Allahın kulu” anlamına gelen bir adı olan Abdullah Cömert’in anne babası için de aynı şeyi düşünüyorum. Oğulları “allahın iyi kulu” olduklarını iddia edenlerce katledildi. Çocuklarına koydukları adların kendilerini yanıltmadığı anne babalar bunlar.

“sabri çelebi”nin babasının durumu onlara benzemiyor. Çok üzüldüm ben ona. Adını, anlamına uygun taşıyamayan bir evladı olması ne kadar kötü. “sabri”, küçük bir işletmeci olarak kendisinin de sonunu getirecek olan AVM’leşmelere (de) karşı çıkan gencecik bir kıza elindeki palayla enlemesine vuracak kadar kendini kaybetmiş “sabırsız” bir “adam”. Sabır denen büyük erdemin, bencillik denen büyük ahlaksızlık karşısında yitip gitmesi ne kadar acı. “sabri” adı, insanı yoldan çıkaracak her türlü zaafa karşı konulmuş bir önlemi çağrıştırır gibi sanki. Küçük çıkar hesaplarının her türlü sabrı törpüleyen yanı varmış demek ki. “sabri”nin elindeki pala, kendi insanlığını da törpülemiş. Baba için üzünülmez mi şimdi?

Pala, küffara karşı iyi bir mücadele aracı olabilir, hatta öylemiş de zaten bir zamanlar. İyi de anlamları var ki, insanlar bıyıkları yüzünden birbirlerine Pala adını verebiliyorlar. “sabri”nin elindeki pala, o çok anlamlar yüklenen “erkekliğin” de sıfırlandığını hatırlatan berbat bir araçtır artık. “sabri” en büyük kötülüğü Pala’ya yapmış oldu. Kendi öfkesini, insan, daha doğrusu onurlu bir insan, Muktedir’in öfkesiyle birleştirir mi? Üzerinde pala patlattığı o gencecik kız, “sabri”nin, küçücük çıkar hesabı yüzünden “dellendiğini” anlayabilir, hak vermese de anlayabilir. Anlayacak bilgiye de, “sabra” da sahip çünkü.

O kızın adı nedir bilmem? Ama mutlaka “Barış” ya da “Devrim”dir. İkisi de “sabırla” gelen kavramlardır bunlar.

“sabri”nin de, muktedirin de “palası” işe yaramaz.

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları