Kerem Esenoğlu
Nobel mi? O da ne?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:46 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:46
Kerem Esenoğlu'nun “Nobel mi? O da ne?” başlıklı köşe yazısı 12 Aralık 2012 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Yani, evet, hâlâ önemseniyor kimilerince ama Nobel ödüllerinin pek bir itibarı kalmadı artık. Gerçi başından beri bu ödülü önemsemeyen bir dolu insan vardı ancak yıllar öncesinin bu kadar laçkalaşmamış ortamında, yine de kabul görüyordu. Ne var ki, günümüzde Nobel ödüllendirmelerinin saçmalığa dönüştüğüne kuşku yok. İsrail’in eski başbakanlarından Menahem Begin de, dünyanın başına bela olmuş politikaların mimarlarından ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger da “barı?? ?d?l?ne lay?k g?r?ld?ler ?nceki y?llarda. Ba?kan?ş” ödülüne layık görüldüler önceki yıllarda. Başkan Barack Obama’nın da barışa katkısından(!) ötürü 2009’da Nobel ödülü aldığını bilmeyen yok.
Bunların barışa ne tür katkıları olduğunu değilse de, başında bulundukları “savaş makinesi” aracılığıyla nelere yol açtıklarını biliyoruz en azından. Yani Nobel ödül komitesinin anladığı barış, çoğunluğun anladığından farklı, öyle görülüyor. Komedinin en büyüğü de geçen ay gerçekleşti dünya kamuoyunun gözünde. Oslo’daki, seçimlerindeki isabetsizliklerle bir hayli ünlenmiş ödül komitesi bu kez de Avrupa Birliği’ni, “Avrupa’ya demokrasi ve barış” getirdiği için Nobel Barış Ödülü’ne layık gördü.
Bir Avrupa kurumu gibi görülse de, Avrupa sınırları dışındaki her sorunda halklar karşıtı tutum almasıyla bilinen AB’nin, barışa ne tür katkısı olduğu gerçekten nasıl savunulabildi, anlamak zor benim açımdan. Üye ülkeler içinde gittikçe yükseliş gösteren “nefret suçu” ile mücadeleyi de yavaştan almış bir kurumdan söz ediyoruz her şeyden önce. Bu konuda geliştirdiği politikaları iflas eden, yeni politikalar da üretemeyen AB’ye bu ödül verilirken, pek ciddi düşünülmediği ortada.
Daha geçenlerde AB’nin genişleme politikalarını tanıtmak amacıyla yapılan bir reklam filminde, düpedüz ırkçılık yapıldı. Quentin Tarantino’nun Kill Bill filminden esinlenilerek hazırlanılan filmde, Avrupa’yı temsil eden beyaz tenli sarışın kadına eli palalı, başı poşulu Asyalı iki figür saldırıyordu ki, bunlar AB’nin düşmanı olarak sunuluyor. Irkçılıkla mücadele için onca para, emek harcayan kurumların çabalarını sıfıra indiren son derece dangalakça bir tanıtım (!) filmiydi bu. Gençlerin kafasında nasıl bir “Avrupa dı???şı” insanlık oluşturuluyor, filmden anlaşılıyordu.
Bunun da ötesinde, askeri amaçları olan bir kurum artık AB. Başını ABD’nin çektiği her türlü emperyal fesatta parmağı var. Bu nedenle barış gibi kutsal bir temayla adı yan yana getirilerek ödüllendirilmesine tepki büyük oldu. Kendisi de bu ödülü almış olan Güney Afrikalı ırkçılık karşıtı büyük barışçı aktivist rahip Desmond Tutu da tepki gösterenlerden. AB’nin bu ödülü asla hak etmediğini açıkladı geçen hafta Tutu.
Birkaç gün önce AB, göçmen gençler için harcayacağını açıkladığı para ödülü de dahil olmak üzere, barış ödülünü düzenlenen bir törenle aldı. Tören sırasında Oslo sokakları solcularla, göçmen dostu örgütlerin protestosuna sahne oldu. Binlerce kişi, AB’nin özünde bir “savaş makinesi” olduğunu, savaşan güçlere destek verdiğini dile getirdiler bir güzelce. Yürüyüşe katılan “Barış Büyükanneleri” adlı örgütün temsilcisi “Alfred Nobel, silahsızlanmaya katkısı olanlar için bu ödülü koymuştu, AB bunun tam tersini yapıyor” diyerek önemli bir noktaya dikkat çekti.
Adı zaten yıllarca “Amerika Birleşmiş Milletler”ine çıkmış bu kurumun artık işlevini yitirdiği, gittikçe de itibarsızlaştığı sır değil. İtibarsızlaşmış Nobel ile itibarsızlaşmış AB’nin sunduğu görüntü vahim. Sadece Nobel’i dağıtanlar değil, alanlar da bir tuhaf. Orhan Pamuk adlı Nobellinin, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a “sonun Kaddafi gibi olur” derken edebi kaygılarından ne kadar uzak olduğunu görüp üzülüyor insan. Edeb’ten gelen edebiyatın, Pamuk gibiler aracılığıyla nerelere gittiğini görüyoruz.
AB’ye barış ödülü veren Norveçli ödül komitesinin bu kadar “barışçı” bulduğu AB’ye, Norveç devletinin neden ısrarla üye olmadığını nasıl açıklayabileceğini de merak etmiyor değilim hani.