Kerem Esenoğlu
Memnu’ya doğru
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10
Burhan Kuzu adlı politikacının “halkın arasındayım. İnanın bu uydurma kaset ve ses kayıtlarına, doğru olsa bile inanan yok. Millet bu iktidardan memnun. Enerjinizi başka yere harcayın” diye gevelemesi, bir politikacı boşboğazlığı değil elbette. Burhan Kuzu, bu “tespitiyle”, kendisini de o koltuklara oturtan sağın yarattığı seçmeni tanımlıyor, çok belliki. Dolayısıyla bizden daha iyi tanıdığı o seçmen için yaptığı bu belirlemeye itiraz edecek halim yok benim. Keçiyi, güttüğü çobandan daha iyi bildiğimizi hangimiz iddia edebiliriz ki?
Burhan Kuzu’nun ölçüsü, gördüğünüz gibi seçmenin “memnuniyet” içinde olması. Bir politikacının da işi, -tabii ki-, seçmenini memnun etmek olduğuna göre, ölçü belki de doğrudur. Halkın emek harcamadan, küçük ikramlarla “memnun” edilmesi, bu “memnuniyet”in meşruluğunu tartışma konusu yapsa da, büyük hırsızların halkı memnun etmek, dolayısıyla hırsızlıklarını kabul ettirmek için her türlü olanağı kullandıkları gerçeğini değiştirmez bu.
Türkiye bir küçük emekçiler yurdu. Bu emekçiler meselelere küçük emekçi mantı??yla bakarlar elbette. Ahlak?n do?rudan sorumlusu olmak gibi bir y?k?ml?l?kleri de yoktur. Hakaret amac?yla s?ylemiyorum tabiiki ama orta s?n?f ahlak? kaypak bir ahlakt?r. ?zellikle siyaset alan?nda ahlaki sorumlulu?u ğıyla bakarlar elbette. Ahlakın doğrudan sorumlusu olmak gibi bir yükümlülükleri de yoktur. Hakaret amacıyla söylemiyorum tabiiki ama orta sınıf ahlakı kaypak bir ahlaktır. Özellikle siyaset alanında ahlaki sorumluluğu “memnun edilmesi” karşılığında “her şeyini” verdiği politikacıya bırakmıştır. Bırakır ama takip etmez. O alandan “vekili” sorumludur. Bu nedenle ülkemiz sağının seçmeninin ahlaki sorgulamalar yaptığı görülmemiştir. “Bal tutan parmağını yalar” tipik bir sağcı seçmen vecizesidir, ki, devlet kapısını tutmuş olanların devleti soymalarına hak veren bir içerik taşır. Bu cümleyi kuran sağ seçmendir. “Devlet malı deniz yemeyen domuz”u da sadece hatırlatmakla yetineyim. Bu halk falan değil, bu “sağın seçmeni”dir.
Aziz Nesin’le bir masada yemek yeme şansım oldu. Büyük Aziz Nesin, Rize’de çaycılığı geliştirerek kenti kalkındıran, şimdi adını anımsayamadığım, dürüst bir girişimciden söz etmişti. Başarısından da cesaret alarak politikaya atılıp belediye başkanlığına adaylığını koyunca bir, sadece bir oy almış meğer. Herhalde kendi oyu idi ki, hane halkında bile destek görmemiş demektir bu. Girişimcinin olumsuz(!) tarafının “dürüstlük” olduğunu söylemişti Aziz bey. Kendisini, kenti geliştirerek ziyadesiyle “memnun” etmiş o girişimciye oy vermeyişi “memnuniyet”in de tek başına yetmediğini göstermiştir. O dürüst girişimci küçük seçmen oyunlarına da izin vermeyecek bir karakterdi belki de. Fırsat bulursa “sağ seçmen”e de kurnazlıklar yapma fırsatı verecek “kirlilikte” biri olmalı politikacı da, “milletin kılavuzu” da. Karşılıklı bir işbirliğidir bu.
Ayıp değil elbette, son derece de anlaşılır tabii ki, seçmen için, kendisinin “memnun” olmasından daha önemli ne olabilir? Seçmen, klendisini “memnun” eden herkese desteğini vermiştir. Her yerde böyledir bu. O nedenle politikacı da kanaat önderi de seçmenin bu tarafına oynar hep. Kendi gündemini “seçmenin” memnuniyeti üzerine kondurarak iş bitirmek günümüz politikacılığının da kanaat önderliğinin de gereği. En son Meksika’nın Sinaloa eyaletinin başkenti Culiacan’da yaşandı böyle bir olay. Tam iki bin kişi geçtiğimiz hafta Meksika polisince ele geçirilen El Chapo lakaplı çok büyük bir uyuşturucu kartelinin lideri olan Joaquin Guzman’ın serbest bırakılması için gösteri yaptılar. Şaka değil, ciddi ciddi polisle de çatıştılar kent sakinleri. Ellerindeki pankartlarda “o sizin gibi yolsuzluk yapmadı, bize iş verdi” yazılıydı. Çünkü kent sakinleri Guzman’dan da, kentteki “icraatlarından” da “memnundular”. Hapishanede adaylığını koyması durumunda Guzman’ın kazanabileceği de belirtiliyor. Ahlak, çok kolay vazgeçiliebilecek küçük bir bagajdır kimileri için.
Memnuniyet’in her ne pahasına olursa olsun sağlanmasının verdiği güvene dayanıyor işte bu Kuzugiller. Türkiye’de sağ, seçmenlerine doğrunun nasıl yalanmış gibi anlaşılması gerektiğini de öğrettiler. Buradan kazanıyorlar zaten. “Doğru olsa bile inanan yok” mantık açısından olduğu kadar dilbilgisi açısından da sorunlu bir cümle. Koca bir profesör olarak Kuzu’nun böyle bir cümle kurmasındaki tuhaflığı da atlamamak lazım. Ne demektir söyler misiniz, “doğru bile olsa inanan yok” demek? “Doğru çıktığında” Kuzu da seçmeni gibi düşünecek nasılsa, yani inanmayacak.
Kendisi de seçmeni de “memnun” çünkü. Bizim de “memnun” olma sıramız gelecek elbette.
Bunların tümünü “memnu” ettiğimizde, nasıl memnun olacağ?z g?recekler.ız görecekler.