Kerem Esenoğlu
Lacrima
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01
Ben ağlamasına o kadar takılmış değilim Recep beyin. Nezdimde inandırıcılığını yitireli uzun zaman olduğu için, doğrusu gözyaşları sahte mi değil mi diye düşünmedim bile. Ağladığı o programa gözüm takıldığında nefes alması kadar doğal görmüştüm hüngürdemesini. Ağlamak elbette insani bir olay. Gözyaşında insani olmayan herhalde “gerçek olmayışı” olurdu olsa olsa. O nedenle Hüseyin Çelik’in, Recep beyin ağlamasını eleştiren varmış gibi, “sığırlar ağlamazlar” demesi tuhaftı. Çünkü Recep beyin ağlaması değildi eleştirilen. Adeta “otomatiğe bağlanmış” bir ritüele dönüştüğü için her ağlayana mendil uzatmamak gerekir diye düşünülmüştü. Ben de böyle düşünenlerden biriyim. Çelik’e de bravo bu arada. Kaş yapayım derken göz çıkarmaktır yaptığı. “Sığırlar ağlamaz” lafı öyle bir soru getiriyor ki akla, ister istemez “sığırlar ağlamazsa, bu niye ağladı ki şimdi” diyesi geliyor insanın. Çelik, daha dikkatli konuşmalı bana sorarsanız.
Kendi adıma -daha önce de söyledim- seyircisi bol ikramları da, gözyaşını da ciddiye almam. Ne kadar gürültüsüz yapılırsa o kadar makbuldür bu ikisi. Kendimden biliyorum, yalnızlıkla, sessizlikle çok iyi giderler. Kamuya açık ağlayıp zırlamalarda samimiyet testine tutulur kişi. Onca acının içinde bir de “acaba inandırıcı oluyor muyum” diye düşünemem doğrusunu isterseniz. Dolayısıyla gidip, sessizce bir yerde gözyaşı dökmek en iyisidir kanımca. Böyle düşündüğüm için Kemal beye de itirazım var. “Erkek adam ağlamaz” babında ettiği laflar, maço bir sosyal demokratla karşılaştığımızı gösteriyor ki pes doğrusu. Kasımpaşalılığı mahkum edelim derken, üstünü kazısan altından bir başka Kasımpaşalı çıkacak muhalefet liderimiz varmış meğer. Yahu neden ağlanmasın? Recep beye karşı olacağım diye edilecek laf mı bu? “Gözyaşını inandırıcı bulmadım” de, sonra sus. Recep beyi, diğer ağlayanlarla “gözyaşı yoldaşlığında” olsun birleştirme bari.
Latince’de Lacrima’dır bu gözyaşının adı. Bizanslılar çok önem verirlerdi gözyaşına. Şişede toplarlardı, ki, Lacrima Fails diye biliyoruz o şişeleri. İslam’da el Bukain adını taşıyan bir ağlayıcılar topluluğu vardır. Ağlarlarmış bunlar habire. Yani ilahi/ruhani/manevi hayatın önemli eşlikçilerindendir bu gözyaşı dökme meselesi. Gazali, Kuran okumak için uyulması gereken on küsur kural sayar örneğin, bunlardan ikincisi Kuran okurken mutlaka gözyaşı dökülmesidir. Dolayısıyla önemli bir ritüel bu. Ama ben hep, insan her istediğinde nasıl ağlar diye düşünmüşümdür. Bu konuda Fethullah beyin inanılmaz bir yeteneği var. Zaten benim için bu konuda (da) otoritedir o. O nedenle Recep beyi kast ederek “ağlaması sahte” demesini inandırıcı buldum. Polis teşkilatında, eskiden kalpazanlık yapan tövbekarları sahte para uzmanı olarak çalıştırırlarmış diye duyardım. Fethullah beyinki o hesap.
İdeolojik ya da dini ağlamalar olduğunu Fethullah bey ile Recep beyden öğrendik biz. Bunun güzeli tabii sevinçten ağlamaktır. Sevinirken insanın aklına ağlamak niye gelir onu da bilemem doğrusu ama ağlamayı gerektirecek kadar büyük sevinçlerim olmadı benim. Hani arabesk bulunmasın, benim aram acı ile iyidir. Hepimiz için geçerlidir bu aslında. Acı, en vefalı duygumuzdur bizim, nereye gidersek gidelim asla peşimizi bırakmaz. Dolayısıyla ağladık mı, en iyi biz ağlarız.
Recep bey, o talihsiz kız için ağlamayı televizyon karşısında yaptığı için inandırıcı bulunmadı belki de. Ama ben öyle düşünmüyorum. Benim takıldığım o değil. Bir kesim için “samimi” olarak gözyaşı döktüğünü biliyorum ben Recep beyin. Ama “bir kesim” için gözyaşı dökmek gözyaşının sahte olmasından daha da kötü bir durum. Bir John Henry Winkler vardır bilim tarihinde. 1700’lü yıllarda elektrik deneylerini kuşlar, hindiler, tavuklar üzerinde yaparlardı bilim adamları. Bu Winkler, çok insani bir duyarlılıkla isyan etti bu duruma bir gün. Kendisi de bir hindinin ölümüne yol açtığı için vicdanı da sızlamıştır biraz. Artık kesin kararlıdır, hiç bir deneyi hayvanlar üzerinde yapmayacaktır. Bir vejetaryen olarak bunun beni ne kadar mutlu ettiğini söylememe gerek yok. Bu duyarlı bilim adamı sözünde durdu. Hiç bir deneyi hayvanlar üzerinde yapmadı gerçekten de. Sonraki bütün deneylerini tek bir “canlı” üzerinde yapmıştır: Karısı.
Ben Winkler’in hayvanlara karşı bu duyarlılığını çok ama çok “samimi” bulanlardanım. Recep beyin “bir kesim için döktüğü” gözyaşlarını da haliyle “samimi” buluyorum. Bu da bir tür duyarlılık sonuçta. “Ama efendim bu tam bir duyarlılık değil ki” demeyin rica ederim. Azıyla yetinin biraz.
Yarım marım, idare edin işte.