Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Kemirgen

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:00

Gezi Parkı olaylarının devlet katında kimilerine tükürdüğünü yalatacağına, inansam da, pek ihtimal vermezdim doğrusu. Çünkü TOMA’sıyla, palasıyla çullandıkları parktakilere karşı bu kadar katı davrananların geri adım atmaları pek mümkün gelmiyordu hiç kimseye.

Ancak sağolsun başbakan, Gezi Parkı kahramanları ile onlara destek verenlere yönelik söylediği “Çapulcu” kelimesini geri almış bulunuyor. Tabii ki özür anlamında değil. Bu geri alma işini, sanki “geri almıyormuş” gibi davranarak gerçekleştirdi. Bu işleri iyi biliyor malum. Ettiği laftan çark etmesinde “Çapulcu” kelimesinin ağzından çıkar çıkmaz değerli bir kavrama dönüşmesinin elbette bir payı var. Kimi sözcükler, çıktıkları ağızlara göre yeniden anlam kazanabilirmiş, bunu öğrendik artık. O da öğrenmiştir umarım.

Çoluk, çocuk, yaşlı, genç herkes muktediri rahatsız ettiği için olsa gerek, Çapulcu adını seve seve üstlendiler, biliyorsunuz. Toplumda küçük bir kesimi olumsuz anlamda niteleyen bir kelime olmasına rağmen, “toplumsal iyi”nin yanında olanlara yöneltildiği için büyük çoğunluğu tanımlamaktan uzak bir sözcüğe dönüştü Çapulcu. Dolayısıyla birine Çapulcu demek ona hakaret etmek anlamına gelmiyor. Bunu en iyi anlayan başbakan oldu. Hayat, “mülagata” yapmayı iyi bildiklerine inananların ağzından çıkan kelimeleri bir bumerang gibi onların suratına çarpan harikulade bir mekanizmadır, ne de olsa.

Çapulcu tanımı aslında çok da rahatsız edici değildi. Gezi Parkı’nı dolduranlar ile onları destekleyenler parasızlığı da ifade eden bir sözcük olarak Çapulcu’nun hiç değilse, ekonomik yanlarını tanımlayan bir içeriği olduğunu düşünmüşlerdi. Ben düşündüm en azından. Bunu bir hakaret gibi değil de bir “durum saptaması” olarak kabul etmemde kendi gerçeğimin farkında olmamın payı var.

Çapulcu’yum tabii. AVM’lerin, yüksek sınıflar İslamının ağababalarının, rantçı ekonomini bezirganlarının karşısında insan, tüm bu uğursuz sıfatlardan “soyunmuş” olduğu için çıplak bir çapuldur zaten. Memleketin en zenginlerinden biri olan başbakanın ağzından bunu duyunca “parasızlığını”, “rant ekonomisinden” payını alamamış oluşunu daha iyi kavrıyor kişi. Bir fakirin size çapulcu dediğini duyduğunuzda ne düşünürsünüz? Ben etkilenmem bile. Safımızın aynı olduğunu hatırlatmış olur bana, fena mı? Ama memleketin zengin başbakanı, bize çapulcu diyerek kendi konumunun da altını çiziyor haliyle. O çapulcu değilse, demek ki “yüksek sınıflar mensubu” bir elit. İslami tevazunun yürürlükten kalktığını, başbakana bakarak anlayabilirsiniz.
Son olarak “Kemirgen” sıfatına layık görüldük, başbakan tarafından. Çapulcu’dan ağzı yandığı belli. Biraz önceki kurgumdan yola çıkarak belirteyim yine bizi tanımlayarak kendine bir yer belirlemiş oldu başbakan. Biz “kemirgen”sek, o “milletine” son derece yararlı olan “faydalı” bir karakter. Buna inanıyor demek ki. Kendisini asla olamayacağı bir şey sanması, insanoğluna/kızına bahşedilmiş büyük bir armağandır.

Ama başbakana kötü bir haberim var. Korkarım “Kemirgen” tutmaz. Biz Kemirgen’e sahip çıkmayız asla, Çapulcu’yu sahiplendiğimiz gibi. Çünkü ağaçları, kenti, imanı, inancı “kemiren” biz değiliz. Bunları yapmış olsak, bize bir çevrecinin, bir imanlının, bir kent planlamacısının “Kemirgen” demesi anlamlı olurdu. Kentleri ranta açan, AVM meraklısı birinden, tüm bunların karşısında olanlara söylenince, bu sıfat, şaşmaz bir pusula gibi muhatabına döner. Biri “kemirgen”i anlat dese anlatamam belki, ama gösteririm. İşaret parmağım muktedire uzanır. “İşte bu” diye.

Çapulcu müthiş isabetliydi. Rant ekonomisinde bir yerlere gelememişleri tanımladığı için müthiş bir sıfatlandırmaydı. Başbakanı, nitelendirme konusundaki performans düşüklüğünden ötürü tabii ki ayıplıyorum. İnsan kendi yurttaşını tanımaz mı? “Kemirgen”ler sayesinde orman vasfını yitirmiş arazilerden nemalananlar Gezi Parkı’na uğramamışlardır bile. Gezi Parkı, “orman vasfını” yitirmiş bir yer değildi, neden uğrasınlarki? AVM meraklısı “kemirgen”ler de “inceleme” gezisi amaçlı gelmenin dışında Gezi Parkı’na gelemezler.

O halde başbakan kendi etrafındakileri ziyadesiyle tanımlayan “kemirgen”lere bakacak, görmek istiyorsa.

Tıka basa yiyen “Semirgen”lerle biz uğraşırız.

Herkes işine...

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları