Kerem Esenoğlu
Kanuni’ye dava iyiydi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:13
Hasan Köz adlı vatandaşın, Muhteşem Yüzyı dizisinden etkilenerek, oğlu Şehzade Mustafa’yı boğduran Kanuni Sultan Süleyman’ı mahkemeye vermesi, - araya ses kayıtları, ayakkabı kutuları, nihayet seçim girdiği için kaynadı ama-, bence son yılların en ciddi girişimiydi. Elbette başvuru sahibinin yaptığı işin ciddiyetinden haberdar olmadığını tahmin ediyorum, muhtemelen, adını duyurmanın bir hayli zekice yolu olarak bu tarihi vakayı kullanmış Hasan Köz. Yasal bir sonucu olmaz elbette ama sembolik anlamda çok önemli olduğuna inanıyorum ben bu girişimin. Köz, bir vatandaş hakkı olan böylesi bir talebi, hem de hakkında olumsuz konuşulması çok zor bir tarihi şahsiyet üzerinden dile getirerek bence bir hayli öğretici bir girişimde bulundu. Dediğim gibi, Köz işin büyük bir olasılıkla bu tarafıyla ilgili değil. Girişimi bir magazin esintisi olarak geçti ama adını da duyurdu böylelikle.
Hem evlat hem de torun katili olarak, Kanuni Sultan Süleyman’ın yüzlerce yıl sonra bu tür bir sorgulamanın/yargılamanın konusu olmasını isterim kendi adıma. Özellikle Vatikan’ın hışmına uğrayıp da yüzlerce yıl sonra yine Vatikan tarafından itibarları iade edilenler aklıma geldiğinde bunun etkileyici olduğunu düşünüyorum. Tabii ki Galileo’nun Vatikan’ca itibarının tanınması, Vatikan’a “itibar” kazandırır, doğru, ama yüzlerce yıl öncesine dönük kararlar alınması açısından Vatikan’ın bu “iade-i itibar” tutumu önemlidir yine de. Hasan Köz, keşke, Kanuni’nin var olan “itibarının” geri alınmasını da talep etseydi. Dileyen itibarlı görmeye devam ederdi ama en azından bir mahkeme kararıyla bu barbar Osmanlı padişahı “itibarsızlığa” mahkum edilmiş de olurdu.
Hasan Köz beyin girişimi, - merhamet ayarlarının sadece bir başka egemene duyarlı olması sorunlu olsa da - büyük “insanlık suçu”na bulaşmış tarihi figürler için zamanaşımı diye bir kavramın olmadığını hatırlatması açısından da pek bir iyi. Ben olsam, halka yönelik tutumlarından ötürü bir “itibarsızlaştırma” talebinde bulunurdum ama madem önce Hasan beyin aklına gelmiş, bunu sadece Şehzade Mustafa için yapmış olmasına itiraz edemem. Hem kurbanları açısından da moral bir etkisi olabilir bunun. Şehzade Mustafa’nın katlinden incinen varsa, bu incinme duygusunu da tamire yönelik bir girişim olarak Kanuni hakkında dava açılması talebi uygundur elbette.
İleriyi inşa ederken, sürekli hem de yerli yersiz, geçmişi referans almakta bir sakınca yoksa, geçmişe dönük yargılamada da itiraz edilebilecek bir durum olmamalı. Elimize ne geçecek sorusu mantıklı/haklı gibi gelse de, hesap verilirlilik denen kavramın , özellikle tarihte rol oynamış olanlar açısından hep var olacağının anlaşılmasına da yarar bu. Suriye’de bugün akan kandan sorumlu olan Türk yöneticilerinin, örneğin şöyle bir yüz yıl sonra bu yapıp ettiklerinden ötürü bir “itibarsızlaştırma”yla (da) karşılaşacakları ihtimalinin olması, caydırıcı olabilir pekala.
Hak teslimi, fikirde ısrar, adalet peşinde koşma gibi -Hasan beyde de olduğunu umduğum- soylu tutumların hala var olabildiğini görmek de çok güzel. Tabii asıl olan, “hiç bir cürüm”ün cezasız kalmayacağı fikrinin sürdürülebilmesidir. Hasan bey böyle bir vicdanın sahibi midir gerçekten bilmiyorum ama, bir vicdan sahibinin kalp sızısının yüzlerce yılı aşan bir sızı olduğunu hepimize hissettirmesi yabana atılamaz. Şehzade Mustafa’nın katlinden hesap sormayı, katledilen binlerce masumun hesabının sorulması olarak da anlamaya eğilimliyim ben. Hak etmediği halde “kanuni” olarak da nitelendirilmiş bir egemenin, kanunla falan hiç bir ilgisinin olmadığını, hiç değilse şimdi bir “karar”a bağlamak ne güzel olurdu.
Meseleyi Hasan beyin bıraktığı yerden ele alacak bir babayiğit umarım çıkar. Evlat/torun katillerinin tarihteki hak etikleri yeri, yapıp etmelerine uygun hak ettikleri sıfatla almaları gerekir. Katile katil, Başçalan’a Başçalan demek lazım.
Tarihe, ahlaki anlamda taşıması zor yük bindirmenin ne anlamı var?
Di mi ama?