Kerem Esenoğlu
İse...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59
Artık şaşırılmadığını biliyorum ama geleceğe bu konuda iyi bir Recep Tayyip Erdoğan külliyatı bırakılması gerektiğine inandığım için ben yine de mesele yapıp, yazmaya devam edeceğim. Külliyat hiç bir biçimde eksik kalmamalı çünkü.
Recep Tayyip Erdoğan’ın, gerçekten kendine olan aşırı güveni, artık, kendisine de zarar vermeye başlamış durumda, bana sorarsanız. Her sözünde bir keramet olduğuna inanmasının verdiği rahatlıkla, o kadar tuhaf, o kadar altından kalkılmaz gaflar yapıyor ki, bu konuda, gelmiş geçmiş gafçıların/potçuların şahı George W. Bush’la da rahatlıkla yarışabilecek durumda neredeyse.
Kürtleri kastederek “ben yaradılanı severim Yaradandan ötürü” dediğini duyduğumda, bir başka ulusu/canlıyı sevmeyi, “aşkın” bir güce sevgi duyma şartına bağlayışından ötürü “artık bunun ötesi olamaz, bir halka sevgisizlik bundan daha açık ifade edilemez” demiştim. Yani “yaratan” faktörü olduğu için sevilen bir halk vardı karşısında Recep beyin. Demek ki, farzımuhal, yaratan olmasaydı, eh, çok açık, kimseyi, Kürtleri de sevmesi gerekmeyecekti başbakanın. “Ben böyle gaf görmedim” demiştim.
Heyhat! Dahasını da görecekmişim meğer. Başbakan şimdi de, nereden icap ettiğini bilmiyorum, “mesele Ali’yi sevmekse, en büyük Alisever benim” dedi ki, artık bunun gerçekten iler tutar bir yanı yok. Tersinden okumalar için çok uygun cümleler kuruyor muhterem. Diyelim ki “mesele -gerçekten de- Ali’yi sevmek” değil. O zaman kendi mantığı açısından Recep beyin, “Alisever” olmasına da gerek kalmayacak. İnancı, kibri tarafından ezilen bir başkası var mı Recep bey gibi? İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük şahsiyetlerinden birine ilişkin bu tekinsiz sözler, gerçekten gaf sınırlarını da aşıyor. İran’da yaşıyor olsaydı çok sıkıntı çekerdi Recep bey. Ne mutlu ki, beğenmediği, henüz yıkamasa bile, bir hayli aşındırdığı laik bir cumhuriyette yaşıyor. Laiklik benden çok Recep beyin işine yarıyor yani, görüyorsunuz.
Alevilik, -elbette Ali’ye büyük sevgi duymakla beraber-, sadece Ali sevgisinden ibaret değil. Arkasında koskoca bir felsefe yatıyor. Her şeyi bilen Recep Tayyip Erdoğan’ın, Alevilik hakkındaki bilgisizliğinin “mesele Ali’yi sevmekse” kılıklı bir soruyla gelmiş olması, adıgeçenin konudan haberdar olmamasının yaratacağı sıkıntının boyutlarını kat be kat aşıyor. “Ali’yi sevmekse” cümlesinde, Alevilere “Ali’yi yeterince sevmiyorsunuz” ididiası da saklı. “Eğer sevmekse, ben sizden daha çok seviyorum” demek, Ali severlerin bu sevgisini samimi bulmamak anlamını taşıyor.
Başbakanın bunu söylemeye ne hakkı var? Onun sevgiyi şarta bağlama gibi çok tuhaf bir tarzı olabilir ama bu başkalarının sadece akıllarıyla, vicdanlarıyla, nihayet kalpleriyle becerdikleri sevme eylemini sorgulama hakkını vermez ona. Bu ne cüret? Varsayalım ki, “Mesele Ali’yi sevmek” değil. O zaman asıl meselenin ne olduğu konusunda da görüşlerini belirtmesi gerekmez miydi Recep beyin? “Asıl mesele şu” diye başlayan, kongre delegelerine hitap tadında bir muhabbet iyi giderdi doğrusu. Herşeyi bilen adam olarak “Aleviliğin ne olduğunu”, daha doğrusu “ne olmadığını” anlayabilirdik o zaman. Çünkü Recep beyin tüm konuşmalarının “tersinden” okunmaya muhtaç bir yanı var.
Bu dilin eskidiğini artık, birisi muhtereme anlatmalı. Sevgilerde, “eğer” sözcüğü gibi bir şart edatı girmez araya. Sevgiyi bir “aşkın güç”ün mevcudiyetine bağlamadan da kalbiyle bulabilir kişi. Kalp, sevgi haritasının üzerine konulabilecek en muhteşem pusuladır, ki, şaştığı görülmemiştir.
“Mesele Ali’yi sevmekse” diye başlayan bir cümlenin gerisi, bu soruya “hayır mesele o değil” yanıtı verildiğinde, çok kötü gelebilir. Başbakan, “Mesele Ali’yi sevmek olmadığı için benim bir sevgi duymam da beklenmemeli” içerikli bir cümlenin sahibi olarak “ayıran” bir dil kullanmıştır. Başbakanın, “Reyhanlı’da 53 Sünni kardeşimiz öldü” cümlesini söylemesine yol açan “zihin yapısı”, kendi kendine de sürekli sorduğuna emin olduğum, bu sorular üzerine kurulu belliki. “Şart”, “gerekirlilik” gibi kavramlar olmasa başbakanın kimseye sevgi duyacağı yok.
Ben şahsen ondan sevgi bekleyenlerden değilim. O kadar Yiğit Bulut olmadım hiç hayatımda . Başbakanın “sevgisizliğinden” ötürü bir üzüntü duymuyorum ben. Onun sevgisine mazhar olmak, çoğunluğun sevgisizliğine muhatap olmak demek ayrıca. Kaldıramam.
Sadece şunu bilmesini istiyorum ama: “Mesele başbakanı sevmemekse -ki gerçekten mesele bu- en büyük başbakansevmez benim.”
Başbakanla “literatür kardeşi” olmanın da tadı bir başka güzel yahu.