Kerem Esenoğlu
İnanmıyorum, çünkü...
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:59 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:59
Böyle değildim. Komplolara itibar etmeyen bir tarzım var. Kimilerinin komplo dediğine ben aradaki bağlantıları kurmak koşuluyla yorum getirir, bunu yaparken de olgular arasında akıl sınırlarını zorlayan bağlantılar kurmamaya çalışırım. Ama bu kez pek öyle yapamayacağım sanki. İnsan bir süre sonra sahiden komplocu bir zihniyete mi sahip oluyor anlayabilmiş değilim. Bu işi çok daha iyi yapanlar kadar iyi olmadığım için kendi komplo “teorimi” başarıyla açıklayabileceğimi sanmıyorum ama deneyeceğim.
ABD’nin Irak işgali sırasında gerçekleştirilen işkencelerle uğursuz adını duyduğumuz Bağdat’taki Ebu Gureyb ve El Taci hapishanesine düzenlenen saldırı sonrasında en az 500 tutuklunun firar etmesi bana, El Kaide’nin bir başarısıymış gibi gelmiyor. Hem düzenlenişindeki zorluk, hem ülkenin içinde bulunduğu siyasal atmosferden ötürü bunun bu kadar kolay gerçekleşeceğine inanmak benim için çok zor. Aslında bir çokları tam da şu “ülkenin içinde bulunduğu siyasal atmosfer”den ötürü bu eylem kolayca yapılmıştır diye düşünmeye eğilimli bildiğim kadarıyla. Ülkede bir başıbozukluk olduğu bilinmiyor değil. Ancak ben böyle olduğu kanısında değilim.
Her iki hapishaneye de havan topu, bomba ve silahlı saldırıyla yapılan baskında en az 500 mahkumun kaçması, 40’tan fazla kişinin de ölmesi o kadar kolay gerçekleştirilebilecek bir eylem değil. Kimi devlet görevlilerinin eylemlere yardımcı olma olasılıkları da kimse için sürpriz olmaz. Bir çok devlet görevlisi El Kaide başta olmak üzere benzeri örgütlerin sempatizanı çünkü Irak’ta. Ama ben, bu devlet görevlilerinin bu örgütlere duydukları sempatiden ötürü sözkonusu hapishane baskınlarına yardımcı olacaklarına inanmıyorum. İnancım, onların yapılan bir “siyasi uzlaşma” sonucu, baskın süsü verilerek hapisten kaçırılmaları. Bunu açık seçik kamuoyunun önünde yapabilmelerine olanak yoktu çünkü. O tutukluların salıverilmeleri, El Kaide ile Irak hükümeti arasında uzun zaman bir pazarlık konusu olmuştu. Bu pazarlığın El Kaide’nin istediği biçimde sonuçlanması ne ABD’nin ne dünya kamuoyunun ne de Irak’ta az da olsa bulunan laik unsurların benimseyeceği bir durum değil. O nedenle, tüm bu odakların da itiraz etmeyecekleri birçözümün düşünüldüğü, bunun da işte şu hapishane baskınları olduğu anlaşılıyor. Bakın şu ilginç: İki hapishaneye de baskın yapıldığı halde sadece Ebu Gureyb’den mahkumlar kaçtı. Diğerinde yani Taci de kaçan yok. Önemli El Kaide militanları bu hapishanede değil çünkü. Dolayısıyla “varılan mutabakat” sonucu gerçekleşmiş bir “firar” söz konusu. Hem ABD’lilerce hem de Irak güvenlik güçlerince etrafı adeta kuşatılarak korunan Ebu Gureyb’den 500 kişinin kaçabilmesi dünya firar tarihinde görülmüş bir şey değil. Maliki’nin, Barzani ile sorunlu konularda anlaşması, El Kaide ile de dolaylı olarak “uzlaşma”nın yolunu açtı. Olan budur.
Firarın bu açıdan önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Çünkü Başbakan Nuri el Maliki, her konuda her şeyi yapabilecek bir ilkesiz tutumun sahibi. İlkeli olduğu tek alan, ilkesizliğini sürdürme kararlılığı.
Bakalım... Anlarız yakında işin doğrusunu.