Kerem Esenoğlu
İcraat
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:11
Biliyor seçmenini. Son yılların belki de, en pervasız, en “etikdışı” propagandasıdır şu AKP’nin tv reklamları. “Ben icraata bakarım” cümlesiyle sonlanan bu reklam filmlerinin sadece sonuca işaret eden, ona giden yolları, yöntemleri sorgulamayı devre dışı bırakan, muhatabına “faydayı” anımsatarak onunla yetinmesini öneren bir içeriği var. Tutacağı kesindir.
Küçük emekçi mantığının baktığı yerden yakalamış meseleyi Reis. “Önündeki lokmana bak, gerisine karışma”yı bu kadar allayıp, pullayıp sunmak bu bereketli topraklarda yararcılığın her zaman pirim yaptığını bilen uyanık bir zihniyetin işi olabilirdi elbette. “Ben lafa değil, icraata bakarım” kadar korkunç, bunu diline dolayını sevimsizleştiren başka bir cümle var mıdır, bilemem? AKP, bu filmlerle, kendisine yönelik, başta yolsuzluk olmak üzere tüm yüz kızartıcı suçları dolaylı da olsa kabul ettiğini duyurmuş oluyor hepimize. Çalınıp, çırpılıyor olsa da “hastanede sıra beklememeyi”seçmenine hatırlatarak, kusuru, sözümona “hizmetle” kapamak bu dinibütünlerin politika yapma tarzı. Hep böyle olageldi aslında. İçine sokuldukları mahrumiyet durumundan çıktıklarını sanmalarınıa yol açacak küçücük “ihsanlar”dan yoksun kalmamak için yapılanı, edileni görmemeyi tercih eden bir seçmen oluşturdular bunlar. Başarılı olduklarını biliyoruz.
Toplumsal değerler sisteminde büyük suçlardan olan “yolsuzluk” gibi bir durumu, var olduğu ileri sürülen hızlı trene, otoyola bakarak görmemesi istenen bu seçmen “ben icraata bakarım” diyerek o çok övündüğü harama dokunmama ilkesini de heba etmiş oluyor, farkında mıdır acaba? Şu meşhur “tüyü bitmemiş yetim hakkı”nı yiyenlerin, şimdilik işine yaradığını düşündüğü “icraatlarına” bakarak yolsuzlukların, hırsızlıkların “psikolojik destekçisi” oluyor açıktırki.
Hükümetlerin zaten yapmaları gereken hizmetleri seçmeninin başına adeta “kakarak” oy istemesinde anlaşılabilir bir yan olabilir yine de ancak, seçmene “ben icraata bakarım” dedirterek saklanmak istenenlerin ne kadar vahim olduğunu da bilmesi gerekmez mi kişinin? O kadar allah, din , iman lafını ederken en azından? Hükümetin o bakılan “icraat”ta başarılı oluşunun “iyi”olmak anlamına gelmediğini bilse de seçmen, son derece faydacı bir tutum sergileyerek var oluşuyla övündüğü “imani tutumundan” vazgeçebiliyor. O nedenle Burhan Kuzu, “ses kayıtları doğru olsa bile bizim insanımız inanmaz” derken gayet haklıdır.
Bireyleri küçücük “ihsanlar” karşısında “değerleri aşınan” bireye dönüştürmüştür sağ siyaset. Bir sağcı politikacıda, “milletim” diyerek sahtekarlık yapmasına rağmen, seçmenini, “milletini” siyasal katılıma çağırma ahlakı yoktur. Karşı olduklarına inanmamızı bekledikleri seçkincilik tutumu en çok bunlara mevcuttur. “Ayaklar baş olur mu?” diye soran müslüman Recep beydi, hatırlatırım. Solcu, toplumcu, siyaset anlayışında “icraat” da vardır, “icraatı” birlikte yapma tutumu da. Siyasal katılımın vazgeçilmezi olarak gördüğü halka, “icraata bak, gerisine karışma” cümlesini sarfetmek sol anlayışın zihninde yoktur. “İcraat”, bir sus payı olarak ancak sağcı zihniyetin söyleminde yer bulmuştur her zaman.
Böyle seçim kazanıyorlar. Yaratılan “mahrumiyet”ten muzdarip olanları, yani seçmenlerini, aslında onların parasıyla yaptıkları “hizmetler” aracılığıyla kendilerine boyun eğecek bireyler durumuna getiriyorlar. Büyük haksızlık bu. İcraatın gerçekten yapılıp yapılmadığı önemli değil, “icraatı” her türlü etikdışılığın önüne koyan ziihniyetin varlığı can sıkıcı. Sağ böyle politika yapar bu memlekette.
O nedenle Reis iyi iş yapmış. Kime ne hırsızlıktan, komisyondan, yolsuzluktan, polis şiddetinden. “Sen icraata bak” demekte haklı gerçekten. Ama böyle gitmez tabii. Gitmemeli. Öyle bir an gelir ki, “icraata bakanların” yanında “yeter artık” deyip “icabına bakan”lar da çıkar.
Tarihte örneği çoktur.