Kerem Esenoğlu
Herkese vermek
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:44
Kerem Esenoğlu'nun “Herkese vermek” başlıklı köşe yazısı 7 Aralık 2012 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
“Sosyal demokrat” manken Tuğba Özay’ın, “Recep Tayyip Erdoğan’ı çok beğeniyorum. Zaten AKP’ye oy verdim” diyen Halil Ergün’den söz ederken “Halil ağabey herkese veriyor” deyişi, kimilerinde çağrıştırdığı erotik taraf bir yana bırakılırsa, kerameti kendinden menkul birilerinin “aydın” tutumlarını tanımlamada pek bir isabetli olmuş.
Cümle bir hayli sorunlu tabii. “Vermek” sözcüğünden dünya kadar sonuç çıkarılabilir. En başta da kendini cinsel olarak sunma geliyor akla. Özay’ın daha sonra geri aldığı sözlerinin ardından da aynı şey oldu. Bu nedenle, meramımı aynı sözcük üzerinden dile getirerek riske gireceğim haliyle. Ama durum da ancak bu sözcükle açıklanabilir. Gerçekten kimileri “herkese veriyor ”.
Kimler bunlar? İşte bu bir zamanlar SHP dahil bazı sosyal demokrat oluşumlarda yer aldığı söylenen Halil Ergün türü kişiler. Hükümetin, sermayenin önünü açacak, egemene bulunduğu yerde rahat manevra yapmasını sağlayacak kimi düzenlemelerini “devrim” gibi görmeye pek meraklı, temel çelişkiden habersiz, dolayısıyla anında “mevki” değiştirebilecek kimseler. Etki güçleri aslında kendileriyle sınırlı olmalarına rağmen “yöneldikleri” merkezlerin propagandasında pekala kullanılacak bir “şöhretleri” var bunların. Dolayısıyla bir karar vermede destekçi arayanların önüne örnek olarak atılabiliyorlar. Edibe Sözen adlı bir iletişim profesörünün de, AKP danışmanlığı yaptığı sırada, “Kevin Costner da Kürt açılımını destekliyor” demesi, işte o karar veremeyen bireyler üzerinde etkili olma kurnazlığındandı. Bu tür “kamusal figürlerin” hayranı olanlara o figürlerin sözlerini elbette aktarır yönelinen merkez.
Bu “herkese verenler”in verdikleri de incelemeye değer bir durum tabii ki. Halil Ergün “herkese ne veriyor peki?” Çok açıktır bunun yanıtı benim açımdan. Kendisinde bir değeri olmadığı anlaşılan neleri varsa onları veriyor. O verdikleri, kolayca vazgeçebileceği şunlar aslında: Fikir disiplini, “aydın ahlakı”, sanatçı duruşu. Daha da çoğaltılabilir bunlar.
Ola ki Ergün de AKP’nin pek bir demokratik açılımlarından, sonucunu göremesek de çok umutlandı, sorgulayıcı, dolayısıyla verili olanı kolayca kabul etmeyen “politik tavrını” hemen rafa koymamalıydı yine de. Erdoğan’ın yaptıklarında sosyal demokrat ne gördüğünü açıklaması da yerinde olurdu ki, tartışmayı oradan sürdürmek bir anlam taşırdı. Ama “Erdoğan’ı severim” de anlamamız gereken ne var? Halil Ergün de başbakanın “yürüyüşüne mi hasta”dır yoksa. Yoksa “one minute” örneğinde olduğu gibi, İsrail başta olmak üzere, Erdoğan’ın “tüm dünyaya” meydan okuyuşuna mı? Erdoğan’ın “yakın arkadaşı”, Hamas’ın egemenliğindeki Filistin’in “başbakanı” İsmail Haniye’nin dün, Erdoğan’ı ya da Türkiye’yi değil de Mısır’ı “Arap ve İslam halklarının tarihini yeniden yazıyor” sözleriyle övmesi, Haniye’nin, dış politikada Erdoğan’ı, Halil Ergün kadar sevmediğinin kanıtı değil midir? Politik duruş konusunda Haniye’den alacağı çok ders olmalı Ergün’ün.
Halil Ergün, “kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyen Erdoğan’a hayransa, ailesindeki kadınlara kadın erkek eşitliği konusundaki sosyal demokrat görüşünü nasıl anlatıyor, bilmek isterdim. Yıllar önce bir İspanya ziyaretinde kendisine sorulan “dört eşlilik için ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “eğer bir eş elden ayaktan düşmüşse İslam erkeğe başka eş alma hakkı verir” diyen Erdoğan’ın bu yanıtını sevmiş midir?
Örnekler çok basit, farkındayım. Ancak bir siyasi figür, bütünüyle “sevilir”, sevilecekse. Hala bir sosyal demokratsa Ergün, Taksim başta olmak üzere kıyıma dönüşmüş çevre düzenlemelerine, nüfus planlamasına büyük darbe sayılan üç çocuk önerisine rağmen Erdoğan’ı beğenebiliyor mu?
Çünkü bunlar “ileri demokrasi” açılımlarına ters düşen, “tek adamlığa” giden yolların kılcal damarlarını oluştururlar, o nedenle bu çok basit örnekleri vermek zorunda kaldım.
Sevme gibi çok öznel bir duygunun, politik yansımalarından haberdar olmak zorundadır Erdoğan’ı seviyorum diyenler. Aksi halde, ben, Ergün’de var olduğunu sandığım, başbakanın pek “delikanlı” tavırlarına mest olunduğu sonucunu çıkarırım ki, bu kamuya mutlaka açıklanması gereken bir duygu değildir.
Ergün ile yine Erdoğan’ı çok beğendiğini söyleyen Acun Ilıcalı’nın aynı noktada buluşması adı geçenlerin hangisi için talihsizliktir bilemem. Bildiğim tek şey, şaşkın aydınımsıların içinde bulundukları durumu, Tuğba Özay’ın harika bir sıfatla nitelemiş olduğudur. Gerçekten “Herkese veriyorlar”.
Mübarek olsun, ne diyeyim.