Kerem Esenoğlu
Harçlık
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04
Devlet katından beslenmenin ağa babalarından biri de birilerinin “Sultan-ı Şuerra” (Şairler Sultanı) lakabını taktıkları Necip Fazıl Kısakürek’ti. Çıkardığı dergilerde, yayınlarda önüne geleni devletten para almakla suçlayan bu zatın, Demokrat Parti iktidarının örtülü ödeneğinden dünya kadar para aldığı ortaya çıkmıştı sonradan. Bu amaçla sorgulandığı mahkemede yaptığı savunma, yüzsüzlüğün bu adamda nasıl bir karakter özelliğine büründüğünü gözler önüne sermişti. Kendisi de anlatır zaten bu “savunma”sını kitaplarından birinde. Hakime “Evet, ödenekten para aldım. Ama o parayı alırken neler çektiğimi bir bilseniz” demişliği vardır.
Rahat insanlar çoktu böyle. Bu zat en en rahat olanlardandı. Yenilerin söylemiyle “large” dedikleri türden. Ahlaki kaygı, davasının onuru tüm bunlar hiçbir şey ifade etmezdi, bu pabucumun “şairler sultanı” için. Ahmet İhsan Tokgöz diye de biri vardır bizim matbuatta. Yurtdışına yaptığı bir gezi dönüşü davet sahibi ülkenin yetkililerinin eline tutuşturdukları zarf dolusu parayı nasıl cebine attığını Matbuat Hatıralarım adlı kitabında anlatır, iyi bir haltmış gibi.
Muktedirden “bayram harçlığı” dilenen o genç muhabir(!) kız, bunların torunu işte. Osmanlı’da sansüre direndiği için öldürülen “Seda-i Millet” gazetesinin yazı işleri müdürü Samim Lütfü’yü, inançları için hayatını kaybeden onlarca gazeteciyi bilmez bile. Kimse de anlatmamıştır zaten. Belli ki bu genç kız da okumaya, araştırmaya pek meraklı değil. Dolayısıyla bir “meslek cahili” de denebilir rahatlıkla.
Gencecik bir kız. Üzerine gidilmesine dayanamam. Ama diyorum ki, birazcık meraklı olsaydı, ki mesleğimizin olmazsa olmazlarındandır, Veronica Guerin adını da öğrenmiş olacaktı. İrlandalı bir kadın gazeteciydi Guerin. Ülkesindeki uyuşturucu tüccarlarına karşı, yazılarıyla mücadele ediyordu. 1996’da, otomobili trafik ışıklarında durduğu sırada, motosikletli iki kişinin başına sıktığı kurşunla öldürüldü. Oralardaydım o zamanlar. Ona ilişkin yazılanları, hakkındaki kitabı, filme dönüştürülen mücadelesini (iki film vardır onunla ilgili) hep bilirim. Öldürülmeden önce bir uyuşturucu taciriyle yaptığı söyleşi sırasında, o tacirin yumruklu saldırısına da uğramıştı. Ama ne saldırı... Dudağı patlamış, gözü morarmış haldeki fotoğrafını hâlâ unutamam. Tek oğlunu kaçırıp tecavüz etmekle de tehdit etmişlerdi. Bir anneye yapılacak en alçakça tehditti, malum...
Yılmadı. Devletin bile üzerine gitmede yavaş kaldığı bir sorunu ısrarla, korkmadan dile getiren çok ama çok cesur bir gazeteciydi. Ölümünden sonra yasalarda düzenlemeler yapıldı, uyuşturucu tacirlerinin yararlandığı yasal boşluklar kaldırıldı. İrlanda caddelerinde uyuşturucu çetelerinin hedefi/kurbanı olmaktan kurtuldu neredeyse gençler. Şimdi Dublin’de dikili bir heykeli vardır. Hakkında onlarca şarkı yazıldı, biyografi kitapları da hâlâ satılır.
Bu yürekli kadın gazeteciye en büyük kötüğü, hem de ölümünden sonra kim yaptı bilir misiniz? Emilly O’Reilly adlı bir başka gazeteci (!).Veronica Guerin: The Life and Death of a Crime Reporter adlı biyografide Guerin’i yerden yere vurdu. Her ülkenin meslektaş hançerleyen bir Şamil Tayyar’ı, bir Mehmet Barlas’ı var demek ki.
Harçlığa eğilimi olmayan gazetecilerden biriydi Veronica Guerin. Eline para tutuşturulabileceğini biraz hissetseydi, paraya boğardı onu uyuşturucu mafyası. Zaafını ortaya çıkardığı için ona pek bir kızgın olan hükümet de herhalde harçlıkta kesenin ağzını açardı.
Çocuktum. Herkesin annesi gibi benim annem de beni kadınlar gününe götürürdü tabii. Gitmeden önce “sakın acıktığında acıktım deme” diye de tembih ederdi üstelik. Gittiğimiz evdekiler iyi hanımefendilerdi, hissederdim. Bir çocuğun acıktığını söylemesini ayıp karşılamazlardı, tahmin ederdim. Ama her anne gibi benim annem de sanki çocuğunu aç bıraktığını sanacaklar endişesini duyardı herhalde. Oysa o da bilirdi ki, çocukluk “doymamak” demektir. Söylemezdim ama. Hem annemi çok çok sevdiğimden hem de gerçekten utandığımdan. İyi mi kötü mü, bilmem ama hâlâ öyleyim. Bir dostun evinde acıktığımı kolay kolay söyleyemem.
O genç kızın babasından önce Başbakandan harçlık almak istediğini söylediğini okuduğumda, ona “sakın acıktığında acıktım deme” diyen birisinin olmadığını düşündüm hemen. Olmalıydı. Veronica Guerin’i, Samim Lütfü’yü inançları ya da kavgaları uğruna hayatlarını yitirmiş bir çok gazeteciyi bilmemesi onun ayıbı. Telafi edebilir, yediği nanenin ne kadar kötü olduğunu anlarsa tabii.
Harçlık konusunda kıza vurmayalım derin yine de. Siz ne yaparsınız, bilmem.
Ama ben babasıyla konuşmaya gidiyorum...