Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Haldun

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05

Aslında inanmadığı ne kadar görüş, kişi varsa hepsini sahiplenmek gibi bir tutuma sahip Recep bey, malum. Günahı kadar sevmediği halde Ahmet Kaya’yı, inanmadığı halde (araç demişti biliyorsunuz) demokrasiyi, kabul etmediği halde Alevileri savunmak, sahiplenmek gibi söylemleri artık alışıldık taraflarını oluşturuyor. Kaya’yı düpedüz bir merhamet nesnesi haline getirdi biliyorsunuz. Referandum öncesinde sözümona 12 Eylül vahşetini vurgulamak için Erdal Eren’e gözyaşı dökerek yapmıştı ayni nesneleştirmeyi. Memleket meselelerini çözme konusunda da kendine özgü (!) yöntemleri var tabii. Alevileri sevdiğini, doğacak torununun adını Ali koyarak kanıtlayabiliyor örneğin. Kürt sevgisi de dönem dönem, kemal Burkay’la, arada Barzani’yle, şimdilerde de Şiwan Perver’le zuhur ediyor.

Hayat, -kim ne derse desin-, Başbakan için gerçekten çok kolay. Alışmıştık ancak bu “toptancı sahiplenme” tutumunun tüm aile fertlerine de yayılması artık pek bir fazla bana sorarsanız. Kuşkusuz zatına verdiği önemden de kaynaklanarak, kendi düşüncelerinin (!) kendisinden sonra da savunulması amacıyla bir vakıf kurmak üzere sayın başbakan ile aile fertleri. Özellikle ABD başkanlarının çok sık yaptıkları, kendilerini “kurumlaştırmaya” yönelik bir gelenek bu. Bush’un bile adına kurulu, - vakıf değilse de (şart da değil) - bir kültür merkezi var düşünün. Reagan ile Clinton’un da öyle. Bizde eski başbakan ya da cumurbaşkanlarından herhangi birinin (İnönü hariç) adına böyle bir vakıf kurulmuş mudur bilemem. Genellikle, adlarının üniversiteye verilmesiyle yetinirlerdi çünkü. Recep beyin de adını taşıyan bir üniversite var ama kesmemiş anlaşılan. O nedenle, dillere destan kibrine de yakışan bir vakıf kurmak istemiş olabilir. Beklenenin ya da sanılanın aksine kurulacak vakıf Recep beyin adını taşımayacak. Bu benim açımdan çok şaşırtıcı gelmekle beraber, sonradan adının verileceğinden eminim.
Cami yaptırmak da vakıf kurmak da kendinde bu hakkı, -elbette gücü de- gören açısından doğal. Kim ne diyebilir? Recep beyin, gerçekten, kendinde vehmettiği o gücü, kendisinden sonra da sürdürmeye yönelik tutumunun bir yansıması olarak düşünüyorum bunu ben. Bence sakıncası da yok. Ailede böyle bir iş bölümü var demek ki. Oğul parasını “gemicik”e, baba “vakıf”a harcıyor. Nerelere harcanacağının bilineceği çok paraya sahip olmak ne güzel.

Takılmış olduğum konu muhterem başvekilin bir vakfa sahip olması değil. Ben, çok ciddi olarak vakıfa verileceği söylenen isme takmış durumdayım. İbn Haldun olacağı söyleniyor vakfın adı, ki, bu pek tuhaf benim açımdan. Gerçi, yukarıda da belirttim, başbakan inanmadığı, sevmediğ, benimsemediği ne kadar figür, anlayış varsa hepsine sahiplenmekten çekinmiyor. Bu konuda çelişkili bir tutumunun olduğunun söylenmesine de aldırmıyor haliyle. Ama bu sefer pek bir inandırıcılıktan uzak seçim yapmış olacak Recep bey ile aile bireyleri, eğer bu adı seçerlerse.

İmam Rabbani falan gider de, İbn Haldun pek uymaz. Recep beyin zihin dünyasında İbn Haldun’un düşüncelerinin esamesinin bile var olduğunu sanmıyorum çünkü. Uzmanları daha iyi bilir ama, vaktiyle bir hayli okumuş biri olarak, İbn Haldun’un imani olandan çok “akli” olanı önceleyen bir düşünce adamı olduğunu söyleyebilirim. Büyük tarihçi Arnold Toynbee onu “gelmiş geçmiş en büyük tarih felsefecisi” sayar. Marksist anlamda değil kuşkusuz ama toplumların doğal bir gelişim seyri izlediğini de söyleyerek diyalektik materyalizme yaklaştığı bile olmuştur. Yani “kader” anlayışının bir hayli uzağında değerlendirmelerin sahibidir, bildiğim. İçinde bulunduğu çağın İslam felsefesinin geleneksel yapısından kopması bile önemini gösterir. Kimilerine göre Rönesans’ın batıdaki uygulayıcısıdır da. Merak edenlere Mukaddime adlı şaheserini okumalarını öneririm, ben Turan Dursun çevirisini beğenirim, isterseniz siz de Dursun’dan okuyun.

Şimdi itikadi anlamda geleneksel İslamcılarca “sapkınlar” arasında gösterilen büyük İbn Haldun’u, onun düşüncelerinin yanından bile geçmemiş birisinin vakfına ad olarak koymasına çok bozulurum, bilinsin isterim. Başbakanın her şeyi inandığı mezhep çizgisine getirme, bir çok olguyu oraya aitmiş gibi gösterme huyu çok bir fena gerçekten.

Önleyemeyeceğiz tabii ki. Elime “Diren İbn Haldun” yazılı pankart alıp başbakanlık önünde gösteri yapacak halim yok.

Yapsam ne yazar hem, Recep beyin ne diyeceği belli: “Biz İbn Haldun’u hepinizden iyi biliriz”. Bunu söylemekle kalmamalı bence. Vakfın girişine yazmalı da.

Belli mi olur. Bakarsın dayanamaz, adını temizlemek için çıkagelir İbn Haldun.

Artık Gezi’de mi görürüz onu, Başbakanlık önünde mi, bilemem. Yeter ki gelsin

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları