Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Fosseptik tenyası

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:55 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:55

Kerem Esenoğlu'nun “Fosseptik tenyası” başlıklı yazısı 26 Nisan 2013 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Şu, Fehmi adlı pabucumun sosyoloğunun, otistik çocuklara ilişkin o meczubane düşünceleri iki üç gün içinde geliştirmiş olduğuna inanan yoktur umarım. Varsa çok şaşırırım doğrusu.

Şaşırırım, çünkü, bu, iki, üç günün meselesi değil. Uzun bir süreci kapsıyor. Bu garibe-i hilkat, biraz da olsa var olduğunu kabul ettiğimiz aklının ermeye başladığı zamanlardan, “kafasının” kıllarının ağırdığı şu yaşına kadar, gelenek, görenek, din adına ne varsa hepsini getirip serdi gözümüzün önüne aslında, ki, tüm bunların toplamı kibir, kendini Allah’ın özel kulu sanma tutumudur.

Buzata da, önce insanın “eşrefi mahlukat” (yaratılanların en hayırlısı) olduğu öğretilmiştir mutlaka. Bu gibi tipler sözkonusu olunca “en hayırlısı mıdır gerçekten?” diye kuşkuya kapılsam da, ne anlama geldiğini bilmeden, buna inandığını söyleyen bir dolu iman sahibinden haberdarım. Söylerler ama bu inanışın gereğini yapmaz bunların çoğu. Özürlüleri, otistikleri, akıl sağlığı sorunu olan bilumum hastaları, -ne kadar tersini iddia ederlerse etsinler-,“eşrefi mahlukat”tan saymazlar. Onlar, “sağlam kullar” için birer ibret gerekçesidir olsa olsa. Yani bu zat, otistiklere, özürlülere bakacak, haline şükredecek. Mesele budur. Böylelikle inandıkları Allahı, kimi kullarını, bir kısım kullarına ibret olsun diye, dezavantajlı yaratan bir ilaha döndürürler. Sağlam oluşlarını, bedensel bir engellerinin bulunmayışlarını allahın kendilerine bir lütfu kabul ederler. Haliyle özürlüler, otistikler, şizofrenler bu lütuftan payını alamamış talihsizlerdir bu durumda. İnandıkları Allahı getirip bıraktıkları nokta budur.

Aynı zamanda Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı da olan “Sosyolog” Fehmi, işte aynen böyle düşündüğünden, -haddi olmadığı halde- sorguladığı “farklı olan”a kibirle yaklaşıyor. “Bütün otistik çocuklar ateisttir. Otistik çocukların beyinlerinde inanç alanı olmadığı için Allah’a inanmayı bilmiyorlar” sözleri, Allah’tan sağlıklı kul olma şansını kapmış edepsiz kul davranışıdır. Sadece bu değil, otistik çocuklar için sarf ettiği bu korkunç sözler, adı geçenin teopatik, yani hastalıklı dindarlık çıtasını bir hayli aştığını da gösteriyor. Düzelmesine olanak yok. Bunun Allah tarafından kendisine bahşedilmiş bir “inanç alanı” mevcutsa da, “vicdan alanı” başta olmak üzere, bünyesinde bir hayli boşluk olduğu belli. Bilumum boşluklarının tez elden doldurulmasını diliyorum, tüm içtenliğimle.

Fehmi’nin “Otistik çocukların beyinlerinde inanç alanı olmadığı için Allah’a inanmayı bilmiyorlar” cümlesini okuduğumda, “ahan da Allah’a inanmayı bilen biri daha” demek oldu ilk tepkim. Bunların bir şeylere inanmaları, o inandıkları için de korkunç bir durum olmalı.
İnsanlar da dahil olmak üzere bir çok canlının “dezavantajlı” olması, doğanın eşitsizlik yasasının bir oyunu. Aklını hurafeden, dinin meseleleri ele alışındaki kolaycılıktan kurtarmış her kişi, bu “dezavantaj”lılığın, insanların birlikte yaşamalarına engel olmadığını bilir. Hele otizm gibi, mağdurunun, hem de bir hayli başarılıca eğitilebildiği bir sorunu düşünürsek Fehmi’nin “yok” dediği o inanç alanı da doldurulabilir kaldı ki. Ama, böyle bir durumda da otistik olan bireyin, Fehmi’ye benzemesi tehlikesi var ki, böyle olmayı kimse istemez.

Hıristiyanlık kaynaklı bir “hastalık ilahiyatı” vardır. Daha doğrusu Hristiyanlık büyük tıpçı Galenos’un öğretilerini kendisine mal ederek bu tür bir tıp anlayışı oluşturdu. Tıp tarihi, felsefesi okuyanlar bilirler. Bu anlayış doğrultusunda kurulan ilk hastane de Aziz Vasil hastanesidir ki, ta 369 yılında Kayseri’de kurulmuştur. Bu “ilahiyat tıbbı” dedikleri, hastalıkları doğadan gelen bir rahatsızlık olarak değerlendirmiştir ki, Fehmi için bakın bu büyük bir utanç olmalı. Son dinin mensubu olarak, önceki dinin bile gerisinde kalmış çünkü.

Yine de Fehmi’ye teşekkür ediyorum ben. Gereğinde hemen müdahale edilmesi koşuluyla, -çünkü endazeyi kaçırabilir- ona “kısmi konuşma özgürlüğü”nün tanınmasını da istiyorum. Konuşsun bunlar. Konuşsunlar ki, biz de “Allaha, kitaba inanmanın” kişiyi iyi insan yapmaya yetmediğini bunlar sayesinde anlatabilelim.

Çünkü Fehmigiller familyasının sadece “inanç alanı” dolu, öyle anlaşılıyor.

Geri kalanı külliyen “boşluk”.

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları