Kerem Esenoğlu
Eşşşşş..
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03
Kenya baskını, ABD’nin baskısıyla Somali’ye asker çıkaran dolayısıyla bir işgal gücüne dönüşen Kenya’yı cezalandırma eylemi. Eşşebab adlı gerici İslamcı terörist örgüt, tabii ki bir “vatan müdaafası”nda bulunuyor değil, böyle bir “müdaafa”nın yeri vatan toprağıdır. Gider orada savunursun vatanını. Bu yapılan düpedüz, işgalle de ilgisi olmayan masum sivilleri hedef alan kalleş bir eylem. Kaldı ki, islamcı ümmet anlayışında öyle vatan matan gibi kavramların da bir önemi yok.
Yani, ülkelerinin işgaline karşı savaşan soylu tipler yok karşımızda. İnsanlıktan nasibini almamış, kalleş bir güruh bu. İnsan yaşamı o kadar önemsiz ki bunlar için, ülkelerinin işgalinde doğrudan etkileri olmayan sivilleri öldürebiliyorlar. Kalleş bir zihniyetin doğal sonucu bu. Bir mücadele verilecekse bunun hiç değilse askeri hedefleri olur, bu durumu, hak verilmeze bile, anlaşılır kılabilir bir bakıma. Ancak kalleşlerin aynı zamanda büyük korkaklar olduğu anımsanırsa, bu alçakların kolayca girecekleri bir kamusal mekanda kolayca “cihadçı” kesilmeleri anlaşılabilir. Gücünün yetmediği muhatabının kardeşini bıçaklamak gibi bir durum bu.
Zihin haritalarında gayrimüslimin öldürülmesinin dinen uygunluğu yer etmiş olan kalleş güruhun, insan kıyımında “kafir” unsurları yok ediyor oluşu, kendileri açısından vicdan rahatlatıcı bir özellik taşıyor. Müslüman olmadıkları için o kurbanlar zaten ölümü hak etmişlerdi, işgali destekleseler de desteklemeseler de. Ki, desteklemeyen, ırkçılığa, faşizme, her türlü insanlık dışı uygulamaya karşı olan, ülkesindeki demokratikleşme mücadelesinin önde gelen aydınlarından dünyaca ünlü Gana’lı büyük şair Kofi Awoonor da ölenler arasında var. Bu İslamcı alçakların hepsini bir araya getirseniz bir Awoonor çıkaramazsınız onlardan. Kalleş güruh, dinin kullanılamaz hale getirdikleri beynini çalıştırıp Awoonor’un yaşam öyküsünü öğrenebilseydi, yabancı işgalci güçlere karşı mücadele etmenin nasıl bir şey olduğunu bu soylu şair sayesinde anlayabilirdi.
Kalleşler. Gerçekten, kalleşler. Kendi iğrenç yaşamlarını, kendi saçma sapan inançları için berhava etmeleri, başkalarınınkini de değersiz görme anlayışı üzerine kurulu. Hiç doğmaması gereken zavallılar bunlar. Doğdukları için, doğduklarına pişman olmuş zavallılar bunlar. Hiç gitmedikleri, görmedikleri bir “dünya” için, yaşamı kendileri için de zehir eden hastalıklı inançları dünya için artık ciddi bir sorun haline geldi. İnançlarında onları bu yönde durduracak değil, aksine Cihat gibi, daha da harekete geçmelerini sağlayacak bir anlayış var. Bir dinde Cihad gibi bir kavram varsa orada barış falan olmaz. Müslümanın kutsal savaşı kılıklı her saldırıya temel olan bir tutumdur bu. Bulunduğu her yerde sorun çıkaran, gelişmiş batı ülkelerinde bile büyük bir şımarıklıkla, sadece kendi dinini taleplerini dile getiren bu anlayış biliyorsunuz her zaman, her yerde, her an mağdur. Agfanistan’da ABD uşaklığı yaparken de, Pakistan’da, Irak’ta kendi dindaşlarını boğazlarken de hep bunlar mağdurdur.
Kalleş zihniyet, beslendiği kültürel ortamın gereğini yapıyor haliyle. Dolayısıyla bu kültürel ortam çökertilmeden, ortadan kaldırılmadan bu şiddetin çözülemeyeceği açık. Beslendikleri bu kaynağın çürütülmesi, şimdilerde kimsenin pek itibar göstermediği Aydınlanma’yla ilgili. Yeniden bir aydınlanma mücadelesinin gereği kaçınılmaz. Yani, döndük dolaştık başa geldik.
Alfabenin A’sından başlayarak Aydın-lanma’yı anlatmak, yaygınlaştırmak zorundayız. Bu kavramla bağı olan ne tür anlayış varsa kabulümdür. Bu kalleşlerin karanlık dünyasını dağıtmak için tek bir mum ışığı yeter.
O mumu yakanı başımda taşırım ben.