Kerem Esenoğlu
Dişe diş
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08
Montaigne’in büyük adam olduğunu söylemeye gerek var mı? Neredeyse beş yüz yıl önce yazılmış o muhteşem “Denemeleri’ni bugün bile okuyanlar “hakkımda ne kadar çok şey biliyor” sorusunu sormadan edemezler. Kişi o kadar tanıdık, o kadar kendisini de betimlediğini düşünmesine yol açacak tanımlar, değerlendirmeler bulur ki bu kitapta, gerçekten haklıdır bunu söyleyenler. İnsanlığın kimi tutumlarının çağlar geçse de değişmediğini gösteren, bu nedenle de dönüp dönüp hep okunması gereken baş yapıtlardandır Montaigne’in Denemeler’i.
Bu büyük gözlem ustasının şaheserini okuyalı uzun zaman oldu. Ama aklımda yine de vurucu kimi belirlemeler kalmış bu kitaptan. Bunlardan biri, çoğunluğun, tutumlarını, ülkenin içinde bulunduğu durumda öne çıkan değerlere göre ayarladıklarını saptayan şu cümlesidir, örneğin: “Tüm dişlerin karartıldığı bir ülkede en güzeli, simsiyah dişlere sahip olmaktır”. Böyle yazmıştır diye hatırlıyorum. Çoğunluğun dayattıklarını sorgusuz sualsiz kabul edenleri anlatmak istese de, tanımladığı toplumda yine de “beyaz dişlere” sahip olmak isteyenlerin varlığını da mücadelesini de küçümser gibi bir yanı da vardır ama değerlerin değişebilirliğine vurgu yapmaktadır aslında büyük usta. Tutumlarımızı içinde yer aldığımız toplumun genel eğiliminin belirlediğini anlatmak ister.
Sadece “meşru” olanın peşinde koşanları tanımlayan bir belirlemedir de bu tabii ki. Gerçekten de kimilerimiz, tutumlarını, ilkelerini, kendisine verilenin, o sırada sunulanın, yani “meşru olan”ın “en iyisini yapmak” üzerine kurmaz mı? Bu nedenle haklıdır Montaigne. Bir ülkede dalkavukluğun revaçta olması, en iyi dalkavuk olmak isteyenler arasında bir yarışın doğmasına yol açabilir. Herkesçe yapılan bir şey olduğuna inandıysa biri, hırsızlığın en iyisini yapmak zorundadır. Günümüzde buna “trend kuyrukçusu” olmak deniyor.
Ülkemizde şimdi, öne çıkan neyse, onun yarışı var. Hırsızlıkta yarışıyorlar, görüyoruz. En iyi, en başarılı olmak için çabalıyorlar. Çünkü böyle bir sistem oluşturdular. İmanla, ahlakla, milliyetçilikle gelen bir sistemdir bu. Toplumda zaten yer etmiş “bal tutan parmağını yalar” vecizesindeki o, devlet kapısında iş tutanlara, sorumlusu olduğu bal küpünden dilediğince tatma hakkını teslim eden kültürel onaylama var ya, bu sistemin “zihni” yapısını işte o oluşturur. Dolayısıyla devlet kapısından nemalananlar, toplumun büyük çoğunluğunun gözünde gayet “doğal” bir iş de yapıyor sayılırlar. Bir mevkiye gelir gelmez zenginleşenlerin, zenginleşmekten başka çareleri yoktur bu sistemde. Çünkü, başlamış olan bir yarışta, hele sonradan katılmışlarsa geri kalmamaları gerekecektir. Çünkü, herkesin dişlerinin siyaha boyandığı, bu nedenle olunacaksa en siyah dişlere sahip olmak gerektiğine inanmışların çok olduğu bir ülkedir Türkiye.
“Üzüm üzüme bakarak kararır”dan herhalde bunu kast etmemiştir bu vecizeyi ortaya atan ama, kendisine rol modeli olarak arsızı, uğursuzu seçenleri tanımlayan muhteşem bir belirlemeye dönüşmüştür zamanla bu. Hırsıza bakarak hırsız olmaya karar vermiş bir dolu insan var bu memlekette. O nedenle bu seçimde “hırsızla”, onun kurbanı olmuşların arasında bir tercih yapacak seçmen. Her ne kadar “bal tutan parmağını yalar”cılar çoksa da, bu ülkede haram lokma çiğnemesin diye dişlerini kıracak olanlar da mevcuttur bir hayli.
Japon estetik anlayışında gerçekten de dişlerin siyaha boyanması türünden bir gelenek vardı, derler. Şimdi ne durumdadır bilemem. Bütün dişlerin siyah olduğu bir ağızda en güzeli değilse de en sağlamı hangisidir dişlerin anlamakta zorluk çekebilir insan. Bu memlekette de hırsız, sağlamını, çürüğünü siyaha boyamışsa dişlerinin, onların sökülüp atılması gerekir. Çünkü bizi hangi dişle ısıracağını bilemeyiz soysuz semirgenin. Bu seçimler o “dişleri” söküp atacak seçimlere dönüştürülmelidir. Ülkemizde (eğer) çoğunluk hırsızsa, hırsız olmayanın da ortaya çıkması gerekir. Bu seçimler işte bu şansı da verecek bize.
Yoksa semirgen soysuz bütünüyle “dişleyecek” bizi. Engelleyemezsek kendimizi de değersiz bir lokmaya dönüştürmüş olacağız ki bakın bu çok fena bir durum olur.
Mideye indirilmeye razı olurum olmasına da soysuzun “dişiğinin kovuğuna” yetmezsem işte buna çok bozulurum.