Kerem Esenoğlu
Demir... neydi?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:54 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:54
Kerem Esenoğlu'nun “Demir... neydi?” başlıklı yazısı 12 Nisan Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Çok nefret edeni vardı, bilirdim, ama artık küllenmiş, yok olmasa bile hafiflemiş bir nefrettir hissedilen diye düşünmüştüm, felaket yanılmışım oysa. İngiliz yoksulunu perişan ettiği iktidar döneminin üzerinden onca yıl geçmesine rağmen, hiç ama hiç dinmemiş bir öfke, bir nefret hâlâ canlılığını koruyormuş meğer. Londra’nın, benim de pek çok zaman geçirdiğim, siyah ağırlıklı semti Brixton’da sokak partilerinde kutlamalar bile yapılmış. İskoçya’nın Glasgow kentindeki kutlamalar ise iki gün boyunca sürmüş.
Demek ki Margaret Thatcher, sınıf(ının) düşmanı karakteriyle Birleşik Krallık’ın bir ucundan öteki ucuna kadar kendisinden nefret eden kitleler yaratmada bir hayli başarılı olmuş. Bunun için ne kadar çaba gösterdiğinin tanığıyım. Yıllar yıllar önce genç bir “öğrenci/siyasi sürgün” olarak ayak bastığım İngiltere’de iktidardaydı Thatcher. İki yıl sürmüş büyük madenci grevinin ikinci yılına denk gelmişim meğer. Bulunduğum kafeye ellerinde bildirileriyle gelen İngiliz sosyalistlerine kendimi, Türkiyeli bir sosyalist olarak tanıtmış, onlarla birlikte grev çalışmalarına katılıp, köy, kasaba, mahalle dolaşmıştım neredeyse tüm İngiltere’yi. Büyük deneyimdi. Unutmama imkan yok.
Halkın da büyük destek verdiği greve karşı aldığı o sert tavrın tanığıyım. Nasıl olmam, üzerimde patlamış İngiliz polis copunun sayısı az değildir. Hiç acıması yoktu Thatcher’ın. O kadar acımasızdı ki, grevcilerin üzerine orduyu sürmekten bile söz etmişti. Maden ocaklarını kapatıyor, kapatılan her ocağın bulunduğu köyde işsizlik patlamasına yol açıyor, başta Fransa olmak üzere başka ülkelerden grev kırıcı işçiler getiriyordu. Hayatımda görüp görebileceğim en büyük sosyal kargaşaydı o dönemler yaşadığım. Kapitalist bir ülkede işçi mücadelesi de, işveren azgınlığı da neymiş tanık oluyordum. Çok gençtim.
Kendisi de emekçi bir aileye mensup birinin bu kadar acımasız olabileceğine akıl sır erdirmek mümkün değildi. Ama, Margaret Thatcher, sınıf olarak emekçi kesime mensup olsa da egemenlerin (de) muhafazakarlığının temelini oluşturan dinin katı bir imanlısıydı. O yüzden, tutucu görüşlerinden ötürü ilerici sayılacak her türlü gelişmenin karşısında bir anlayışla yetişmişti. Sınıfı adına yapılan her ileri talep onun dindar, tutucu tavrına tosluyordu. İmanlı tavrı, sınıfına duyduğu büyük nefretin de nedeniydi aslında. Sınıfının emekçilerinin din, dil, cinsiyet ayrımı gütmeyen tutumuna, İngiliz değerlerinin aşınacağı kuruntusuyla hep karşı olmuş bir fanatikti Thatcher. İngiliz yüksek sınıflar katında kabul görmesinin nedeni, emekçilerin talepleri karşısında kararlılıkla durabilmesiydi.
Sadece zenginleri, sadece muhafazakarları, sadece İngiliz olanı sevdi. Onun kadar monarşiye bağlı bir başka başbakanı olmadı İngiltere’nin son yıllarda. Dini tutuculuğunun siyasi ifadesi, Tanrı’nın Yeryüzündeki Elçisi Kraliçe’ydi. Yoksula öfkesinin psikolojiyi ilgilendiren bir tarafı vardır mutlaka. Çünkü, akılla, mantıkla açıklanabilecek bir nefret değildi onunki.
En çok Reagan’ı, en çok Papa II. Jean Paul’ü sevdi. Her ikisinin aşşağılık planlarına teşne, Mihail Gorbacov adlı politikacıya muhabbeti ise bambaşkaydı. Tek kutuplu hale getirdikleri dünya haritasının karşısında bu üçünün, yanlarında Mihail oğlanla birlikte kadeh kaldırdıklarını görür gibi oldum hep. Başkalarının kazancına el koyup, her el koymada bunu kutlayan uğursuz karaborsacılar olduğunu düşünürdüm ben hep bunların.
Demir Leydi lakabını, sanırım kendisi de sevdi. O kadar şaşkındı ki, bunun aslında bir hakaret olduğunu hiç kavrayamadı. Soğukluğunu, acımasızlığını, inatçılığını bu kelimeyle ifade eden de, azılı düşmanı Sovyetler’de yayınlanan bir gazeteydi. O gazetenin taktığı bir lakaptı bu. Bir insana yapılacak en ağır hakareti, övgü sanan tek insandı Thatcher. Demir Perde, nasıl sosyalist ülkeler için bir övgü değilse, Demir Leydi de Thatcher için değildi. Sınıfdaşlarını yarıp geçen bir baltaydı bu kadın. Sapı, kestiği ağaçlara ait olan bir balta tabii.
İmanlı gitmiştir herhalde. Muhafazakarlığının temelini oluşturan dini için yaptıklarından ötürü, kendi dininin yoksul imanlısını perişan etse de, herhalde bir ödülü hak etmiştir öbür tarafta. Cezası ise, kendisiyle başbaşa kalmasıdır.
Ölümünü Brixton’da dans ederek kutlayanların sayısı nedir diye düşünmedim değil. Hatırı sayılır bir kalabalıkmış yazılanlara bakılırsa. İyi ki diğer nefret edenler de dansla kutlamaya kalkmadılar bu ölümü.
İyi ki olmadı. Thatcher’ın işsizliğe mahkum ettiği 3 milyon kişiyi barındıracak meydan ne gezer İngiltere’de.