Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kerem Esenoğlu

Cellat

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:54 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:54

Kerem Esenoğlu'nun “Cellat” başlıklı yazısı 19 Nisan 2013 Cuma tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Dini, siyasi, sosyal yaşamdaki, olumsuz/uğursuz/dengesiz, nihayet şiddet dolu büyük rolünün yanı sıra çok da tuhaflıklar barındırdığı için, Papalığa da, papalara da özel ilgim vardır benim. Papalığın da papaların da tarihçesine ilişkin bilgilerim de fena sayılmaz, doğrusu. En son, nasıl atlamışım da daha önce almamışım bilemiyorum, John Julius Norwich yazımı hacimlice bir A History of the Papacy adlı yeni bir kitap aldım. Kütüphanemde hatırı sayılır bir papalık/papalar külliyatı oluştu böylelikle.

İlginç bir tarih tabii. 2 bin yıllık bir kurumdan söz ediyoruz. Bu papalar, gerçekten tuhaf adamlar. Yoksul imanlıya çok gördükleri zevki safayı sürenini mi ararsınız, genelev açanını mı, korsanlık yapanını mı, yerine geçsin diye kendisinden önceki papayı öldüreni mi? Ne ararsanız var. Ateist olanı bile, daha önce de yazmıştım, mevcut ki, düşünün artık. Hakkıyla saygınlık kazanmış olanlar da var ama, çoğunluğu için aynı şeyi söylemek zor. İmanlı yoksulun ensesinde boza pişirmiş çoğu. Aldıkları kararlarla nice hayatı da mahvetmişler.

Makyavel’i okuyan herkes, onun özellikle VI. Alexander adlı papaya pek bir hayran olduğunu bilirler. Kişiliğinden ötürü ama kişiliğine saygı duyduğundan değil. Ünlü kitabı İmparator’daki fikirlerinin tüm özelliklerini üzerinde taşıdığından. Hani Makyavel, hükmedenin/muktedirin yapıp ettiklerinde ahlakın önemli olmaması gerektiğini söyler ya, işte asıl adı Rodrigo Borgia olan bu papa ahlak kavramını takmayan bir muktedirdi. “İşi gücü insanları aldatmaktı” diyor Makyavel. Bu aldatma işini kutsallar üzerine yeminler ederek yaparmış üstelik. Yani, muktedirin amaçlar uğruna bunları yapmasını yanlış bulmayan Makyavel için ideal örnek haliyle.

1492’de papa olan VI. Alexander, katoliklerin evlenme yasağına uydu mu uymadı mı, dolayısıyla evli miydi, değil miydi bilinmiyor ama üç oğlu ile bir kızının olduğu kesin. Kızını, kendisi bir yerlere kaybolduğunda Vatikan’daki işleri çekip çevirsin diye görevlendirdiği de olurdu ki, günümüzün, kızlarını politikaya hazırlayan kimi muktedirlerini getiriyor akla. Kendileriyle, kendilerinden olanların çok ama çok “özel” olduğuna inanma tutumu beş yüzyıl önce de bugün de sürdürülen bir tutum demek ki kimilerinde. Muktedirlerin bu istikrarlı tutumlarına meftunumdur. Kuşaktan kuşağa, “kalıtım” yoluyla devralınmış alışkanlıklar bunlar.

VI. Alexander’in, özel bir celladıyla, zehirleyicisi vardı. Papalık kurumunun sanki resmi celladı, katili yokmuşcasına, yanıbaşında celladını da taşıyan bir muktedir 13. yüzyılda bile pek bir garip. O kadar çok kardinal götürmüştür ki bu papa, elinin altında neden bir cellat ya da zehirci bulunduğunu anlayabiliriz.

Demek ki muktedir, tepesinde oturduğu mekanizmanın cezalandırma aygıtlarına da güvenmeyebiliyormuş. Tamam, ciddi bir güvensizlik de taşıyordur bu tür zatlar herkese/herşeye karşı ama işini sağlama alma çabaları yanlış değil. Tek seçici, tek belirleyen, tek yapıp, eden sadece kendisi olursa kişi, bunu yapar haliyle.

Günümüz kudretlisinin özel celladı, zehirleyicisi yok tabii. Kendi partisinin “güçlüsü” Devlet Bahçeli ihtiyaç duyduğunda, muhatabına “al da as” diye uzatmak için idam ipini hep yanında taşıyor ama “püskevit” tadında bir gösteri onunki. İnandığını söyledikleri demokrasi bunu kaldırmaz.
İyi kötü demokrasisi olan bir ülkenin, “seçimle başa gelmiş mukteri”, işi kılıfına uydurabilirse de, bir papa gibi davranmaz herhalde diye inanılır. İnsan saftirik bir tabiat ürünüdür çünkü. Sayın Başbakan’ın, iktidarın başı olarak, icra mekanizmasının tepesinde olmasına rağmen, yine de kendine ait bir “adliyesi”, kendisine ait bir “medyası” olduğunu biliyoruz. Püskevit şovmeni Bahçeli’yi, açık açık “yargıya havele edeceğini” söyleyen bir başyargıç olduğunu da.

Bu da bir ihtiyaç. Başbakan’ı anlayabiliyorum. Bir araç olduğunu açık seçik söylediği “demokraside”, kendi “araçlarını” oluşturması en doğal hakkı. İtiraz gelmediğine göre kimseden, sahiden hakkı.

İtiraz etmeyenlere bakın. VI. Alexander’ı bile geride bıraktılar bunlar. Cellat taşımıyorlar yanlarında ama daha kötüsünü yapıyorlar. İtiraz etmiyorlar.

İtiraz etmeyenler kendi kendilerinin celladıdırlar.

Vesselam.

Kerem Esenoğlu 'ın Son Yazıları