Kerem Esenoğlu
Aşırı William
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
Bunca yıl neredeyse burun buruna yaşamışım William Morris’le de haberim yokmuş meğer. Noel’i geçirmek üzere bulunduğum Londra’da etrafı dolaşıp hasret gidereyim derken 14 yaşındayken ailece taşınıp uzun süre yaşadığı söylenen evin önüne geldiğimde fark ettim bunu. Burada yaşadığını bilmiyordum. Evime ne kadar da yakınmış. Şimdi bir müze/galeriye dönüşmüş bu tarihi yapı gerçekten muhteşem. Morris’e yakışan, onun çağının çok çok ilerisindeki sanat anlayışını yansıtan eserlerle dolu duvarları.
Bu Morris, benim çok ama çok sevdiklerimdendir. Keşke akrabam olsun diye dilediğimiz kişiler vardır ya, onlardandır. Bir “zihniyet akrabalığım” var elbette, bir de komşum çıkınca çok mutlu oldum, ne yalan söyleyeyim. Zengin, çok zengin bir ailenin çocuğu olarak rahat büyümüştür ama elli yaşında sosyalist olmuş, bunun da hakkını vermiştir doğrusu. “Mücadelem kapitalizmi sona erdirmektir” deyişiyle de bilinir.
İngiltere’deki tasarım anlayışını toptan değiştiren, kendisinden sonrakileri de etkileyen bir büyük sanat adamıydı. Ortaçağ sanatlarına düşkündü, bu yüzden de eserlerinde o dönemin esintileri görülür. El sanatları uzmanı olduğu kadar şairliği de vardı. Politikacılığı ise dillere destandır. Kurucusu olduğu Sosyalist Lig’in faaliyetlerine aktarmıştır tüm parasını. Marks’ın kızı Elenora’nın da kendisine yardım ettiği bilinir. Beni en çok “sadece birkaç kişi için sanat yapılmasına, sadece birkaç kişi için eğitim ya da özgürlük istenmesinden daha fazla karşıyım” deyişi etkiler. Sanatta estetiğin zevklerin gelişkinliğiyle ilgisi olmadığına inanırdı. Güzelliğin de estetiğin de gündelik yaşama sokulması gereken olgular olduğuna inandığı gibi. Bu kavramları halklaştıran kişi sayılır bir anlamda. Kendi eserlerinde bu “gündelik yaşama uyarlamayı” çok iyi becermiştir. Basit ama zevkli mobilyalar tasarlamasının nedeni budur. Şimdi bu galeri/müzede o mobilyalardan örnekler de var.
Binaya giriş ücretsiz. Dileyen bağış yapabilir. Tüm bozuk paralarımı verdim. Binanın alt katındaki şirin kafeye oturup kahve içtim. Hakkında yazılmış yazıların bulunduğu kitaba göz attım. Bir insan hakkında bu kadar mı güzel şeyler yazılır? Üniversite öğrencisi iken giydiği giysilerle dikkat çekmiştir hep. Mor pantolon bunlardan en garibidir. Büyük romancı Henry James onu “iri yarı, şişman, çok dikkatsiz ve doğru dürüst dikilmemiş elbiseli” diye tanımlar. Bir dükkan sahibi onu polise “şüpheli bir karakter” olarak ihbar da etmiştir, giysisinden ötürü. Uçuk kaçıklık için değil, dönemin abartılı burjuva estetik bakışına itirazındandır böyle olması.
Sosyalist Lig adına çıkardığı derginin sayıları da var galeride. Birkaçına göz attım. Nasıl heyecanlı, nasıl ateşin bir üslubu var. Kendisini yoksulluğu ortadan kaldırmaya adamış bir sanatçı olarak, düşüncelerinin yaşamda da karşılığı olmuştur. Yardım etmediği kimse yoktur denir. Yetenekli olup da olanağı olmayanlar için sanat kursları açması, ama bunu yaparken asıl çözümün sosyalizmde olduğuna hep inanması hayran olunası yanıdır. Öncüsü olmadığı şey yok gibidir. Kadınların özgürlüğü de bir sosyalist olarak gündemindedir hep.
Rahat bir yaşam sürecek olanaklara sahipken, tercihini sosyalizmden yana yapmasından ötürü hep sempati duydum Morris’e. Bu tür tercihler kolay yapılmaz. Asıl dünya “öbürüdür” deyip de bu dünyada gayrimenkul zengini olma, “gemicikler” edinme hırsının revaçta olduğu günümüzde hiç yapılmaz. Morris “cemiyetin” yoksulluğu karşısında kendi zenginliğinden -adeta- mahcubiyet duymuş iyi bir insandı. İyi olmak kilisede, havrada, camide kazanılan bir özellik değil.
Galeriden, bir kez daha onunla aynı “zihniyet akrabalığından” memnuniyet duygularıyla dolu ayrıldım. Aklıma doktorunun, hayatı boyunca on kişinin yapacağı bir çok işi tek başına yapan bu büyük adamın ölüm raporuna düştüğü şu not kazıldı: “William Morris, fazla William Morris olmaktan öldü.”
“Aşırı insanlıktan” ölen tek kişidir.
Ne soylu hastalıklar var.