Kerem Esenoğlu
Asıl
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03
Herkes sanırım çok kızdı onlara ama ben, şaka değil, çok ciddi olarak belirtiyorum, her ikisine de, yani başdanışman muhterem Yiğit Bulut ile Eskişehir Valisi muhterem Azim Tuna’ya, “yiğit”likleri, “azim”li tutumları için teşekkür borçluyum. Düşüncelerinin, tavırlarının toplumun aklı başında kesimlerince alay konusu yapılacağını bile bile ortaya atılacak kadar hem yiğit hem de azimli olmaları tuhaf mı tuhaf, ama olsun, ben yine de onlara teşekkür edeceğim.
Çünkü sayelerinde, az şey değil, ciddi ciddi bir “sosyal” Frenolog olup, çıktım ben. Kafa yapılarına bakarak kişiliği anlama bilimine deniyor Frenoloji diye. “Kafa yapısından” kastedilen de fiziksel özellikler tabii ama ben “kafanın kültürel, zihinsel vs. yapısına” bakarak kişilik çözümleri yapmada, - övünmek gibi olmasın- neredeyse uzmanlaştığım (!) için “sosyal” i kendimce uydurdum.
Yaşamımızı bilmece çözer gibi yaşıyoruz bu muhteremler sayesinde. Çözülecek önemli sırlar barındırıyor değiller ama onlara bakarak normalin ne olduğunu ya da olmadığını anlayabiliyoruz. Farkında olmadan bir deney canlısı gibi davranıyorlar. Sağ olsunlar. Toplumsal kategorilendirmede kendilerine bahşedilen başdanışman/Vali konumundan daha yararlı bir iş yaptıkları söylenebilir böylelikle. Ayaklı deney laboratuvarı gibiler, bak bak incele. Sonuç sevimsiz de olsa, ilginç insanları inceleyip, böyle olmamak gerekir diye düşünmemize yarıyor varlıkları.
Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna’nın, Ali İsmail Korkmaz davasının il dışında görülmesi yönünde görüş belirtmesini haberleştiren Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz’ı, bir e-postayla “Bir daha aynı şekilde yorum yaparak bu konuyu işlersen sen adi ve şerefsizsin. Yerin altı da var unutma, eninde sonunda orada görüşeceğiz” diyerek tehdit etmesi, bu ülkede üst düzey devlet memurlarının da hepsi birer “iktidar” sayılan az eğitimli küçük rütbeli devlet memurlarından farklı olmadığını göstermesi açısından çok ama yararlı bir çıkış olmuştur. “Koca Vali, bir suç örgütü mensubu gibi adam tehdit eder mi” inancını berhava etmesi, tatsızdır ama, bu konudaki saf bakışımızı değiştirmemize yaramıştır. Demek ki, zabıtadan kaçan seyyar satıcı gibi vali gördük mü tabanları yağlayacağız. Bu açık bir tehdit kuşku yok ki. Kimileri muhterem vali, “Saymaz’la hesaplaşmayı öbür dünyaya bıraktığını ifade ediyor bu cümleyle” dediler ama “yeraltı” ahiret değildir, malum. “Düpedüz götürürüm seni” demiş Azim bey.
Teşbihteki hatayı bir yana bırakırsak Yiğit Bulut muhteremin de, Başbakan Erdoğan’ın başarılı oluşuna vurgu yapmak ya da onu övmek için “asıl sosyalist Erdoğan”dır demiş olması, onca saldırıya, küfre, küçümsemeye rağmen sosyalist olmanın hâlâ bir itibar nedeni olduğunu göstermesi açısından çok çok iyi olmuştur. “Asıl Sosyalist”i araması Bulut’tan beklenilmeyecek bir tutum. “Gerçek müslüman”, “gerçek milliyetçi” yerine Erdoğan’ın gerçek bir sosyalist olduğunun vurgulanması, - her ne kadar sosyalist ruhumu zedelese de-, bir hayli dikkat çekicidir. Sağın, muhafazakarlığın Erdoğan’ı benzetecek tek bir değer yaratamadığını gösterir Bulut’un benzetmesi. Sağ olsun, var olsun.
Sosyalist mi Erdoğan? “Evet” diyenin ağzını yırtarım, değil tabii ki. Ama benzetme isabetli. Birisinin bize “şu aktör ya da aktrise benziyorsun” demesi, bizden çok o aktör ile aktrise yapılan övgüdür aslında. Sosyalizmin Erdoğan üzerinden övgüye ihtiyacı yok tabii ama iyi olduğuna inanılan her şeyin sosyalistin faaliyeti olarak bilinçlere yerleştiğinin belirtisi sayarım ben bunu.
Hep görüşeceğimizi, hep karşı karşıya kalacağımızı biliyorum bu muhteremlerle. Vali beyi geçelim, boşuna kükremiş, parmağıyla bile dokunamaz Saymaz’a. Ben Bulut’la ilgiliyim. Daha onunla işimiz var. Önce sosyalizmin ne olduğunu kavratacağız ona.
Sonra “asıl sosyalist” kimdir onu öğreteceğiz.
Öğrenecek. Çare yok.