Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Fatih Yaşlı

Fatih Yaşlı

Trump İran’da nükleer silah kullanacak mı?

ABD, Soğuk Savaş’ı atom bombasıyla başlatmış ve bu bombayı yeni küresel efendiliğinin sembolü olarak kullanmak istemişti. Bugün ise yeni Soğuk Savaş’tayız ama bu sefer ABD gerileyen hegemon güç ve bu gerilemenin üstünü örtmeye çalışıyor. İran’a yönelik taktik bir nükleer bomba kullanımı, tam da bunun için, ABD’nin bir güç gösterisi yapması adına kullanılır mı bilemiyoruz ama giderek militarize olan dünyamızda nükleer silahların yeniden bir tehdit olarak insanlığın karşısına çıkacağını biliyoruz.

Yayın Tarihi: 04.11.2026 , 00:00

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil bu anılacak şey değil

Apansız geliyor aklıma

Melih Cevdet Anday, bu dörtlükle başlayan “Anı” adlı şiirini 1953 yılında yazdı. Anday’ın bu şiirin de içerisinde yer aldığı “Yan Yana” adlı kitabı ise 1956 yılında yayımlandı ve yayımlandıktan kısa bir süre sonra ünlü 142. madde uyarınca “komünizm propagandası” gerekçe gösterilerek toplatıldı.

Anday, yayımlandığı dönemde pek bilinmese de “Anı”yı, 19 Haziran 1953’te ABD’de idam edilen Julius ve Ethel Rosenberg çifti için yazmıştı. Rosenberg’ler, ABD’nin atom bombası sırlarını Sovyetler Birliği’ne verdikleri gerekçesiyle yargılanmışlar ve elektrikli sandalyede idam edilmişlerdi.

Dönem “McCarthycilik” dönemiydi ve ABD’de bir “cadı avı” başlatılmıştı. Toplumda yaratılan antikomünist histeriyle birlikte binlerce kişi sorgulandı, işinden atıldı, cezaevine konuldu; Soğuk Savaş’ın ABD içine doğrudan ilk yansıması bu oldu.

Peki Rosenbergler sahiden de kendilerine isnat edilen suçu işlemişler ve ABD’nin nükleer çalışmalarıyla ilgili bilgileri Sovyetler Birliği’ne sızdırmışlar mıydı?

Her şeyden önce şunu söylemek gerekiyor ki Julius da Ethel de Amerika Birleşik Devletleri Komünist Partisi üyesi iki inançlı komünistti ve inandıkları uğruna her şeyi yapabilecek insanlardı. Tam da bu nedenle Ethel’in atom bombası yapmak için uygulamaya konulan Manhattan Projesi’nde çalışan kardeşi David Greenglass’ın kendilerine ilettiği bilgileri Sovyetler’e aktarmakta en ufak bir tereddüt göstermediler.

Ancak Greenglass projede teknisyen olarak çalışıyordu ve verdiği bilgiler, bombanın formülasyonundan ziyade bombaya ve üretildiği tesise dair teknik bilgilerle sınırlıydı. Dolayısıyla Rosenbergler ölümü dahi göze alarak bunları Sovyetler’e aktardılar ama bombaya dair çok daha kritik bilgilere ulaşmaları mümkün olmadı.

Bunu yapacak olan ise Klaus Fuchs adlı Alman bir bilim insanıydı. Almanyalı bir komünist olan Fuchs, Nazilerin iktidara gelmesinden sonra ülkesinden ayrılarak İngiltere’ye gitmiş, burada fizik eğitimine devam edip doktorasını almış ve ardından da Manhattan Projesi’ne dahil olmuştu. Projeye dahil olmasının nedeni ise bombanın esas olarak Nazilere karşı kullanılmak için geliştirildiğini düşünmesiydi.

Ancak öyle olmadı; Naziler teslim oldukları halde bomba yapım süreci devam etti ve Fuchs, atom bombasının yeni hegemon güç olmaya hazırlanan ABD’nin savaş sonrası tasarımlarının ve yeni düşman olarak belirleyeceği Sovyetler Birliği’ne yönelik politikalarının bir parçası olduğunu fark ederek bombayla ilgili bütün bilgileri Sovyetler’e iletti.

Sahiden de ABD atom bombasını Japonya’ya attığında ve yüz binlerce kişiyi öldürdüğünde esas hedefin Sovyetler’e karşı hegemonya ilanı olduğu anlaşıldı. Çünkü bomba atılmasaydı da Japonya teslim olmanın eşiğindeydi. Dolayısıyla atom bombası aslında Japonya’yı teslim almak için değil, yeni bir çağın başlangıcının haberini vermek için kullanıldı.

ABD’yi yönetenler bombayı yapar ve Japonya’da patlatırken Sovyetler Birliği’nin uzun yıllar boyunca kendi bombasına sahip olamayacağını düşünmüştü. Bunun için en az on-on beş seneye ihtiyaçları vardı. Hatta Başkan Truman, Manhattan Projesi’nin başındaki Oppenheimer’a Sovyetler’in asla atom bombası yapamayacağını söylemişti.

Ama kısa süre içerisinde yanılacaklarını görecek ve anlayacaklardı. Sovyetler Birliği hem ABD’den sızan bilgilerle hem de bilim insanlarının çalışmalarıyla sadece dört yıl sonra atom bombasına sahip oldu ve bu ABD’de büyük bir şok etkisi yarattı. Sonrasında ABD korkunç bir silahlanma yarışı başlatıp farklı nükleer silahlar geliştirse de Sovyetler hepsine yanıt vermeyi başardı.

Bu başarı, Soğuk Savaş’taki “dehşet dengesi” durumunu beraberinde getirecek ve ABD, karşılık göreceğini bildiği için Japonya’dakinin benzeri bir saldırıya bir daha asla kalkışamayacaktı. Dolayısıyla bir Üçüncü Dünya Savaşı’nın yaşanmasının önüne bu denge sayesinde geçildi.

Sovyetler Birliği dağılıp Soğuk Savaş bittikten sonra nükleer alanda ciddi bir silahsızlanmaya gidildi ve nükleer silahların yüzde 80’ine yakını imha edildi. Bugün Soğuk Savaş dönemiyle kıyaslandığında dünyadaki nükleer başlık sayısı hayli azalmış durumda. Ancak “yeni Soğuk Savaş”la ve emperyalizmin kriziyle birlikte nükleer silahlar insanlık açısından yeniden bir tehdit haline gelmek üzere.

Emperyalizmin kriziyle kastettiğimiz şey, ABD hegemonyasının gerileyişi ve buna mukabil yeni hegemon güç olarak Çin’in sahneye çıkışı. Tam da bu krizin bir ürünü olarak iş başına gelen Trump, özellikle ikinci döneminde nükleer silahlanmayı yeniden başlatacak adımlar attı ve buna gerekçe olarak da açıkça Çin’in yükselişini gösterdi.

Trump’ın talimatıyla ABD, Ekim 2025’te yaklaşık 30 yıldır durdurulmuş olan nükleer silah testlerini yeniden başlattı. ABD ile Rusya arasındaki nükleer silahlara ilişkin START anlaşmasının süresi Şubat 2026’da bitti ve Trump anlaşmayı yenilemedi. Mayıs 2025’te de bir Trump projesi olan “Altın Kubbe” adlı yeni hava savunma sistemleri kapsamında nükleer teknoloji alanında yapılan çalışmalar hızlandırıldı.

Bu durum ABD’nin yeni güvenlik belgesine, yani “Trump doktrini”ne de yansıdı ve hem Rusya-Çin işbirliği hem de Çin’in Asya-Pasifik bölgesinde nükleer silah kullanma olasılığı ulusal güvenlik tehdidi olarak kodlanıp nükleer silahların bir caydırıcılık unsuru olarak kullanılacağı açıklandı.

Bugün gelinen noktada henüz stratejik nükleer silahların kullanılmasını gerektirecek yoğunlukta bir kriz durumu yok. Ancak İran’a yönelik savaşta her zamankinden daha çok “taktik nükleer silah” kullanımından söz edilir hale gelindi.

Yakın zamana kadar Trump’ın çok yakınında bulunan ve ABD sağının en popüler figürlerinden biri olan, ancak İran savaşıyla birlikte Trump’a karşı sert bir muhalif tutum alan Tucker Carlson, ara seçimlerden sonraki birkaç gün içerisinde İran’da uranyum geliştirdiği iddia edilen tesislerin nükleer silah kullanılarak vurulacağını öne sürdü ve bu iddia çok ses getirdi, çok konuşuldu.

İçinde yaşadığımız dünya düzeninde, nükleer silaha sahip olmaya çalışarak insanlığı tehdit ettiği söylenen bir ülkeye karşı, sözde bu ülkenin nükleer silah sahibi olmasını engellemek için nükleer silah kullanılabilir. Yani son derece trajikomik bir şekilde.

Trajikomik olması durumun ciddiyetini değiştirmiyor elbette. İsrail seçimlerinden Netanyahu hükümet kuracak çoğunluğu sağlayarak çıkamadı. Bu yazı yazılırken henüz başlayan ABD ara seçimlerinde ise Trump’ın çok ağır bir yenilgi alacağına dair güçlü bir kanaat var. İran savaşının yarattığı hayat pahalılığı, bir bumerang misali dönüp Trump ve Cumhuriyetçi Parti’yi vuracak büyük ihtimalle.

Bu durum her ikisinin de çok daha pervasızca hareket edip saldırganlaşabileceği bir pozisyona işaret ediyor. Zaten seçimler sonrası İran’a yönelik yeni ve çok daha geniş kapsamlı bir saldırıya girişileceği konuşulurken şimdi buna bir de taktik nükleer silah kullanımı eklendi. Bu ise zaten içerisinde olduğumuz bu kaotik dönemde işlerin çok daha karışması, insanlığa yönelik tehdidin çok daha artması anlamına gelecek.

ABD, Soğuk Savaş’ı atom bombasıyla başlatmış ve bu bombayı yeni küresel efendiliğinin sembolü olarak kullanmak istemişti. Bugün ise yeni Soğuk Savaş’tayız ama bu sefer ABD gerileyen hegemon güç ve bu gerilemenin üstünü örtmeye çalışıyor. İran’a yönelik taktik bir nükleer bomba kullanımı, tam da bunun için, ABD’nin bir güç gösterisi yapması adına kullanılır mı bilemiyoruz ama giderek militarize olan dünyamızda nükleer silahların yeniden bir tehdit olarak insanlığın karşısına çıkacağını biliyoruz.

Bunun için bir barış mücadelesine ihtiyaç var elbette ama apolitik ve sınıfsal temellerinden koparılmış, soyut bir barış mücadelesine değil; emperyalizme karşı mücadeleyle iç içe geçmiş, politik ve adı açıkça konulmuş sınıfsal bir barış mücadelesine…

Yazarın Son Yazıları