Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Cangül Örnek

Cangül Örnek

Türkiye’de çocukları taciz eden Hollandalı yetkiliye ne oldu?

Epstein belgelerinin yayınlanmasıyla birlikte daha önce Türkiye’de yaşanmış bir olay yıllar sonra tekrar gündeme geldi. Hollanda Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri Joris Demmink’e Türkiye ziyareti sırasında istismar etmesi için iki erkek çocuğu sunulmuştu.

Yayın Tarihi: 05.02.2026 , 23:44 Güncelleme Tarihi: 06.02.2026 , 12:06

Çağımızın pek çok ikiyüzlülüğü var ama son gelişmelerden sonra ikiyüzlülük listesinde ilk sıraya yazacağımız şeylerden biri “çocuk hakları” söylemi olmalı. Çocuklar tarih boyunca çok çeşitli istismar türlerine maruz kaldılar; fabrikalarda, madenlerde sömürüldüler; ellerine silah verilip asker yapıldılar; açlıktan öldüler... Ancak tarihin hiçbir döneminde çocuklara yapılan eziyete evrensel olarak bu derece vurgulanan bir “çocuk hakları” söylemi eşlik etmedi.

Çocuklar geçmişte hangi sınıf ailelere doğduklarına göre hayata eşit olmadan başlıyorlardı. Bugün de büyük çoğunluğu ailelerinin sınıfına, kökenine göre eziyet, taciz, sömürü, ölüm gibi türlü kötülükle karşı karşıya bırakılıyor. Bir yandan “Kırmızı Başlıklı Kız” masalındaki “kötü kalpli kurt”u sansürleyen bir “hassas kalpli orta sınıf pedagojisi” diğer yandan insanlığın bütün çocukları güvende, sağlıklı, sevgi dolu büyütebilecek büyük olanakları içinde eziyetlerin en ağırlarına layık görülen çocuklar...

Epstein dosyaları önümüze düştüğünden beri insanoğlunun basit bir ferdi olarak sormadan edemiyorum: En küçüklerimize ve savunmasızlarımıza bunları yaptıktan sonra bize insan denir mi! Çöken rejimlerin, savaşların, deprem gibi doğal felaketlerin yarattığı yıkımı, “çocuk avlamak” için kullanan örgütlü küresel çeteler bu kadar rahat hareket ederken bunu durduramayan bizler kendimize nasıl saygı duyacağız!

Çocuklara yarattığımız cehennemin, kapitalizmin zayıf gördüğü her varlığı para ve gücün hizmetine sunan, bir grup oligarka her şeyi hak sayan işleyiş mekanizmasından bağımsız olmadığını biliyorum. Ama insan aklının sınırlarını zorlayan bu gibi olaylar karşısında konuşmaya soğukkanlı analizle başlamamız gerektiğini düşünmüyorum. Kapitalizme rağmen insanız çünkü. 

Üstelik içinde yaşadığımız dünya öyle bir hale geldi ki; her bir evrensel hak söylemi o konudaki büyük istismarların, suçların, katliamların kılıfı olmanın ötesindeki anlamını yitirdi... Bildiğimiz evrensel insan hakları siyasetinin sonu bu.

Ama “evrenselliğin sonu değil”. Neden olmadığını bu yazının sonunda açıklayacağım.

Hollanda Adalet Bakanlığı’ndan gelen çocuk tacizcisi

Sadece Epstein suç ağının yaptıklarından bahsetmiyorum. Epstein belgelerinin yayınlanmasıyla birlikte daha önce Türkiye’de yaşanmış bir olay yıllar sonra tekrar gündeme geldi ve benim gibi bu olayı bilmeyenler için kan dondurucu detaylar birkaç gün içinde başımızdan aşağıya aktı. Olay, Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birinde, 1990’lı yıllarda gerçekleşmişti.

O sırada Adalet Bakanı olan Mehmet Ağar’ın da isminin geçtiği olay şu: Hollanda Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri Joris Demmink’e Türkiye ziyareti sırasında istismar etmesi için iki erkek çocuğu sunulmuştu. Epstein belgelerinin yayınlanması üzerine, sosyal medyada bir kişi bu olayı hatırlattı. Çocukların avukatlığını yapan Eren Keskin’in yaşananları doğrulaması üzerine konu yeniden gündeme geldi.

Çocuklara karşı işlenen bu suç, yine büyük bir emperyalist suçun işlenmesi sırasında gerçekleşmişti. I. Körfez Savaşı olarak bilinen BM kılıflı ABD müdahalesi sırasında oluşan mülteci akını Avrupalıları yine endişeye sürüklemiş, bu konudaki görüşmelere katılmak üzere Türkiye’ye gelen Hollandalı Demmink, söylenenlere göre, muhataplarından taciz etmek üzere çocuk talep etmişti. Demmink’in talebini yerine getirmek üzere o sırada koruma polisliğini yapan Mehmet Korkmaz, Sulukule’ye gitmiş bir erkek çocuk bulup Demmink’in oteline getirmişti. Ertesi gün ise Korkmaz’ın getirdiği iki çocuğu da yanına alan Demmink bu çocuklarla Bodrum’dan yatla açılmıştı.

Eren Keskin birkaç gün önce yaptığı son açıklamada, bu korkunç olayı bir MİT görevlisinin raporladığını ve suç duyurusunda bulunduğunu, bu suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlanması üzerine kendisinin de çocukların avukatı olarak suç duyurusunda bulunduğunu ancak sonucun değişmediğini açıkladı.

Öte yandan konuyla igili olarak 2012 yılında Habertürk gazetesinde çıkan bir habere göre, çocuklar için Rotterdam’da da resmi suç duyurusunda bulunulmuştu.1 Çocukların Hollandalı avukatı, bir MİT görevlisinin raporunda konunun geçtiğini söylüyordu. Rapora göre Demmink’e çocuk tacizi nedeniyle Türkiye’de şantaj yapılmıştı. Yine gazetede yer alan bilgiye göre, Demmink’in çocuklara karşı işlediği suç, o sırada uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı için Hollanda’da hapis yatan Hüseyin Baybaşin davası için kullanılmıştı.

Haberin tüm detaylarını buraya aktaramayacağım, anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak Baybaşin’in aynı haberde aktarılan iddiasına göre, Türkiye’deki uyuşturucu trafiğini ele geçirmek isteyen güçler, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller, kendisinin Hollanda’da ağır bir hüküm giymesi için büyük çaba gösteriyorlardı ve Demmink’in “zaafı” da bu süreçte kullanıldı. 1990’ların karanlık olayları denince akla ilk gelen ikili yine karşımıza çıkıyordu ve kimin kimi ne için kullandığını çözmenin zor olduğu bir suçun ağları örülmüştü. O dönemin yüzlerce suçu gibi...

Bu kirli ağ, arkalarında onların haklarını arayacak bir güç olamayacağını düşünerek Roman çocukları kurban olarak seçmişti.

Çocuklar iki ülkede birden başlattıkları hukuk mücadelelerinden yenik olarak çıkmış, aldıkları tehditler sonrası korkudan sinmiş ve hayatta kalmayı seçmişlerdi.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta tam da burası. Eren Keskin, olayı anlattığı son videoda Demmink’in Hollanda’da kınandığını, insan içine çıkamaz hale getirildiğini söylüyordu.

Eren Keskin’den aktarıyorum: 

“Tabii ki arada şöyle bir fark var. Bizim coğrafyamızda maalesef ki devlet görevlilerinin işlediği suçlarda büyük bir cezasızlık söz konusu. Ama Hollanda’da Demmink'le ilgili çok sayıda tartışmalar, suç duyuruları oldu. Orada özgürce bu konuyu tartıştılar. Demmink insan içine çıkamaz hale geldi. Ama bizim coğrafyamızda her zaman olduğu gibi üstü kapatıldı.”

Halbuki Hollanda’da da Demmink’e hiçbir şey olmamıştı. Adalet Bakanlığı’ndaki pozisyonunu kullanarak kendisiyle ilgili delilleri kararttığı ve bu nedenle hüküm giymediği söylenen Demmink 2012 yılında emekli olmuş, yapılacak törende Kraliçe Beatrix'in elinden takdirname alacağı açıklanmıştı. Bunun üzerine Hollanda’da kampanya başlatan bir grup vicdanlı insan, kraliçeye mektup göndererek ve konuyla ilgili bir web sitesi açarak videolarla, belgelerle, haberlerle çocuk tacizcisinin takdirname ile ödüllendirilmek yerine ceza görmesi için mücadeleye başlamışlardı.

O videolardan birinde polis memuru çocukları nasıl bulduğunu ve Demmink’e çocukları nasıl götürdüğünü açıkça anlatıyordu.

Sonuç yine değişmedi ve Demmink’e hiçbir şey olmadı.

Epstein dosyası açıldığında çok net olarak gördüğümüz bir şeyi, aslında Demmink örneğinde daha dar ölçekte görmüştük.

Liberal kapitalist devletler; eğer oligarklar, istihbarat örgütleri ya da diğer güç odakları arasında bir kapışma söz konusu değilse büyük suçları her zaman örtbas edebiliyor, büyük suçlular da aynı mekanizmalardan yararlanarak yollarına hesap vermeden devam edebiliyordu. Hesap sorma mekanizması çalıştığında bile bu dar ölçekte ve kısa vadeli bir sonuç üretebiliyordu. Özellikle suçun faili birinci dünyanın güçlüleri, mağduru ya da mağdurları ise azgelişmiş dünyanın yoksullarıysa...

Toplumun sadece bizden daha fazla konuşuyor olması, liberal ya da otoriter, kapitalizmin bu mekanizmalarını yıkmaya yetmiyordu.

Kapitalizmin evrensel kuralı budur.

Demmink de bu yüzden tek bir gün bile hapis yatmadan takdir edilerek emekli olmuştu.

  • 1

    Habertürk, “Türkiye’yi sarsan tecavüz iddiası”, https://www.haberturk.com/gundem/haber/788958-turkiyeyi-sarsan-tecavuz-iddiasi?page=5

Cangül Örnek 'ın Son Yazıları