Cangül Örnek
İşe bak: Süleymancılar 'örgüt' kurmuş!
Yayın Tarihi: 14.08.2026 , 07:18 Güncelleme Tarihi: 14.08.2026 , 07:22
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
AKP iktidarı, Süleymancılara uzun süredir beklenen operasyonu dün başlattı. Operasyonun doğrudan Süleymancılara yönelik olduğunu söylemek aslında pek doğru değil. Burada Süleymancılar içerisinde AKP ile ters düşen yönetici ekip hedef alınırken, grubun lideri Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişiye “suç örgütü kurmak ve yönetmek” ile “örgüt üyeliği” gibi suçlamalar yöneltiliyor. Bu suçlamanın absürtlüğüne aşağıda değineceğim. Ancak önce şunu belirtelim: Bu ekibin AKP iktidarı ile arasının açık olduğu ve Ekrem İmamoğlu’na destek verdiği için hedef alınacağı zaten uzun süredir konuşuluyordu. Böylece, cemaat içinde AKP’ye yakın olan bir hizbin yönetime geçirilmesi hedefleniyor.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin Süleymancıları “akım” olarak nitelendirdiği; bu grup için “cemaat” ya da “tarikat” gibi meşrulaştırıcı örgütsel adlandırmaları kullanmaktan imtina ettiği açıklamasında dikkat çekici bir bölüm vardı. Bakan Çiftçi’nin açıklamasına göre cemaat, Almanya'nın Köln şehrinde devasa bir genel merkez inşa ediyordu. Bu yapı tamamlandığında tüm faaliyetlerin oraya kaydırılacağı düşünülüyordu.
Bu açıklama üzerine Deutsche Welle’de Süleymancıların Almanya’daki faaliyetlerine dair yapılmış kapsamlı bir haber yayımlandı.1 Bilindiği gibi Almanya’da Süleymancıların örgütlenmesi eskiden beri İslam Kültür Merkezleri Birliği (VIKZ) üzerinden sürdürülüyor. Süleymancılar, uzun yıllardır Almanya’nın en örgütlü İslamcı gruplarının başında geliyor. Habere göre Almanya genelinde bu kültür derneklerine bağlı 300’ün üzerinde ibadethane ve cami derneği faaliyet gösteriyor.
Haber; Almanya-İslamcılık ilişkisine dair yakın dönemde yapılan araştırmaların da vurguladığı çok sayıda ilginç noktayı doğruluyor.
Bu haberden öğreniyoruz ki Süleymancılar, Türkiye’de Cumhuriyet’in, kurucusunun ve eğitim sisteminin gayrimeşru olduğunu, hatta bunların “deccal işi” olduğunu ileri sürerken; Almanya’daki amaçlarını “İslam dininin ve Müslümanların Almanya’da kabulünün artması ile toplumun bir parçası olduğunun benimsenmesi” olarak açıklıyorlarmış. Yine habere göre hem federal hem de eyalet düzeyinde Alman hükümetlerinin çeşitli bakanlıklarıyla ve Alman vakıflarıyla iş birliği içinde çok sayıda proje geliştiriyorlar. VIKZ, Alman devletinden “kamu yararına çalışan dernek” statüsü de almış. Ayrıca Alman İçişleri Bakanlığı, VIKZ’nin Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamasından ve hükümetin Müslüman vatandaşlar ile diyaloğunun artmasına aracılık etmesinden oldukça memnunmuş. Alman İçişleri Bakanlığı ve istihbarat teşkilatları Süleymancıların derneklerine o kadar güveniyormuş ki 1980’lerden beri kendi ibadethane ve kuruluşları için din görevlisi yetiştirmelerine izin veriliyormuş. Özellikle gençlere dinî eğitim vermelerinden hiç rahatsızlık duyulmuyormuş.
Bu memnuniyetin bir göstergesi olarak derneğin 2023 yılında Köln’de düzenlediği 50. yıl kutlamasına çok sayıda üst düzey Alman politikacı katılmış. Hatta Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier de törende hazır bulunmuş ve VIKZ ile ona bağlı cami ve eğitim derneklerinin yürüttüğü faaliyetler nedeniyle kendilerine minnettar olduklarını ifade etmiş.
Süleymancıların Almanya’da resmî olarak örgütlenmeye başladıkları yıl 1973. 1960’larda ve 1970’lerde Türkiye’deki hükümetlerde de oldukça güçlüler. Bu yıllarda uzun süre iktidarda kalan Adalet Partisi’nde (AP) çok sayıda Süleymancı milletvekili bulunuyor. Bunların en önemlisi ise cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ın damadı Kemal Kaçar. Hatta sevgili Uğur Mumcu, AP içindeki Süleymancı, Nurcu ve Nakşilerin çokluğuna işaret ederek, mason Süleyman Demirel’in kurduğu çatı altında hiç gocunmadan bir arada bulunduklarını söyler.
Süleymancılar 1970’lerden itibaren, Türkiye’de iddia sahibi her dinî grup gibi Almanya’ya giden Türk işçiler arasında örgütlenerek hem büyük bir maddi kaynağa ulaşmayı hem de olası bir devlet müdahalesine karşı varlıklarını Almanya’nın kanatları altında sürdürme garantisi kazanmayı hedeflerler. Bu hedeflerinde onları hem Türk hem de Alman makamları destekler. Türkiye, Süleymancılar gibi grupların Almanya’daki Türk işçiler arasında örgütlenmesini, sol grupların bu işçileri örgütlemesine tercih eder ve bunu destekler. Alman devleti ise Türk işçilerin Alman işçi sınıfının bir parçası olarak etnik Alman işçilerle birlikte örgütlenmelerini ve hak aramalarını istemez. Türk ve Alman işçilerin birliğindense, Türk işçilerin gerek ülkücü örgütlenmeler gerekse cemaat ve tarikatlar üzerinden büyük bir kültürel gettoya hapsolmalarını tercih eder. Behlül Özkan’ın yakın zamanda çıkan bir makalesi, Alman devletinin ülkücü örgütlenmeyi neden ve nasıl desteklediğini ayrıntılı olarak açıklarken bu politikaya da işaret ediyor.2 Bir diğer deyişle amaç, iddia edildiği gibi entegrasyon değil; aksine Türklerin bazen Türk, bazen Müslüman kimliği üzerinden sosyalleşmesi ve diğer emekçilerle ortak bir aidiyet geliştirmesinin mümkün olduğunca önlenmesidir.
Süleymancılar açısından bakıldığında, her iki ülkede de resmî makamların desteğine sahip oldukları oldukça açık. Bu noktaya gelince insan; Türkiye’de devletin ezdiği gruplar arasında İslamcıların da sayılmasının cahillikten mi, yoksa bilerek yalan söylemekten mi kaynaklandığını düşünmeden edemiyor. Süleymancıların iki ülkedeki siyasi tutumları karşılaştırıldığında ise ortaya ilginç bir farklılık çıkıyor: Yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, Türkiye’de kendi ağları içinde Cumhuriyeti "küfür" sayarak radikalleşen bir cemaatin, Almanya’da bir “hoşgörü pıtırcığı” hâline geldiğini gözden kaçırmamak gerekiyor.
Öte yandan, Alman devleti ile kurulan bu muhabbetin daha eskiye, hatta Nazi yıllarına kadar uzandığı iddiasının da sıklıkla dile getirildiğini vurgulamak lazım. II. Dünya Savaşı yıllarında Nazi Almanyasını desteklemek için “Hitler’in Müslüman olduğu” iddiasını uydurdukları ve Nazilerden “dinsiz İnönü hükümetini” devirmesini bekledikleri de bu iddialar arasındadır.3 Böyle bir beklenti olmuşsa bile muhtemelen o yıllarda İstanbul’da gizlice Kuran eğitimi veren Süleyman Hilmi Tunahan’ın küçük çevresinde konuşulmuştur. Ancak tarihten çıkan net bilgi şudur: Türkiye’deki neredeyse tüm İslamcı ve Türk-İslamcı grupların yolları bir şekilde Almanya’da, Alman devleti ile kesişmiştir.
Son operasyona gelirsek... Yukarıda Süleymancıların “suç örgütü” kurmakla suçlanmalarının absürt olduğunu yazmıştım. Nedenine geleyim: Cemaat veya tarikat fark etmez, bu yapıların hepsi zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kanunlarını çiğneyerek örgütleniyorlar. Hatta bunların yasa dışı örgütler olarak devlet içinde kadrolaşmalarına göz yumuluyor. Dolayısıyla "örgüt suçu" vasfı zaten kökte başlıyor. Ülkenin kurucu hukukunu ve Anayasasını göz ardı etmezseniz, esasen bu şekilde “yasa dışı örgüt” kurma suçu işleyen çok sayıda cemaat ve tarikatın faaliyetlerini serbestçe sürdürdüğünü görürsünüz.
Bu yapılar tabii ki örgütlü faaliyetlerini cemaat ya da tarikat tabelası altında sürdürmüyorlar. Örgütlü varlıklarını yasallaştırabilmek için üç ayrı çatıdan yararlanıyorlar: dernek, vakıf ve şirket. Ancak kılıfına uydurmak için kurulan bu yasal yapılar, bunlara bağlı olarak yürütülen faaliyetlerin Anayasa’ya aykırı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Örneğin, eğitim faaliyetlerinizi dernek veya vakıf çatısı altında sürdürmeniz; size resmî eğitim silsilesinin ve müfredatın tamamen dışında bir tür “enderun” sistemi kurarak dilediğiniz içerikte eğitim verme hakkı tanımaz. Buna rağmen devletin eğitim faaliyetlerine paralel bir eğitim ağı, herkesin gözü önünde varlığını sürdürüyor. Üstelik bu ağ içinde çok sayıda çocuğun öldüğü, taciz edildiği sayısız örneğe rağmen...
Eğitim alanına üşüşen gruplardan Süleymancılar, Nurcular ve hatta İlim Yayma Vakfı arasındaki rekabet de yine devletin gözetiminde devam ediyor. Geçmişe dayanan bu rekabette Süleymancılar ile Nurcular pek çok örnekte karşı karşıya gelirken; yurtlar ve imam hatipler açarak devlete bürokrat yetiştirmeyi ana hedef olarak belirlemiş olan İlim Yaymacılar gibi İslamcı vakıflar da Süleymancıların dinî eğitimin dışına çıkarak alternatif bir eğitim ve barınma ağı yaratmasından hoşlanmıyorlar. Son operasyon, Süleymancıların rakipleri olan bu grupları kuşkusuz memnun etmiş olmalı.
Biz yine de ne varlığı suç olan bir cemaatin ya da tarikatın “başına iş gelmesine” hayıflanalım, ne de bu operasyonun cemaat ve tarikatlarla bir hesaplaşma değil, aksine pastayı yeniden dağıtma işlevi göreceğini unutalım.
- 1
“Süleymancıların Almanya’daki yapılanması nasıl?”, Deutsche Welle, 13 Ağustos 2026.
- 2
Behlül Özkan, “Reaping what was sown: ontological insecurity and the far-right consequences of anti-communism in Turkish–German Cold War relations", New Perspectives on Turkey, September 2025.
- 3
Süleymancılar tarikatının Almanya’daki ikinci Büyük Kurultayı’na çok sayıda AP milletvekili katıldı”, Cumhuriyet, 28 Mayıs 1980.