Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Cangül Örnek

Cangül Örnek

Mamdani’nin ‘Atatürk sevmezliği’ ve bizim Cumhuriyetçiler

Konu şu aşamada Mamdani değil; bizdeki Cumhuriyetçi kesimin içinde bulunduğu ruh hali.

Yayın Tarihi: 07.11.2025 , 08:56 Güncelleme Tarihi: 07.11.2025 , 10:49

New York Belediye Başkanı seçilen Zohran Mamdani’nin Gezi protestoları vesilesiyle yaptığı bir sosyal medya paylaşımı olay oldu. Bu paylaşımda Mamdani protestoları desteklediğini ancak Atatürk’ün mirasını sürdürme fikrinin kendisinde soru işaretleri yarattığını söylüyordu. Mamdani’nin Atatürk’le ilgili olumsuz görüşlerinin kaynağını bilmiyoruz. Babasının bir akademisyen olduğu düşünülürse ondan öğrendiği şeyler olabilir, Amerikan Demokratik Sosyalistleri çevresindeki Türkiyeli liberal sanatçıların ve akademisyenlerin post-Kemalist yorumları olabilir ya da Ermeni veya daha dar bir grup olarak Kürt diasporasının anlattıkları olabilir.

Açıkçası bu paylaşımın da, dünyanın öte yakasındaki bir belediye başkanının Atatürk yergisinin de övgüsünün de bir önemi yok. ABD yönetiminde kritik bir pozisyonda olup da benzer laflar ederse o zaman bunun Türkiye için politik sonuçları üzerinde kafa yorabiliriz.

Öyleyse Mamdani’nin bu yorumunu neden bir yazı konusu olarak seçtim?

Konu şu aşamada Mamdani değil; bizdeki Cumhuriyetçi kesimin içinde bulunduğu ruh hali.

Yazının yolunu temizlemek için şunu baştan söyleyeyim: Mamdani bir İslamcı değil. Onu İslamcı ilan ederek zaferinden yararlanmaya çalışan bizdeki siyasal İslamcılara bakmayın. Farklı kökenden bir insan olarak, özellikle Müslüman karşıtlığının yoğun olduğu bir coğrafyada kimliğini inkar etmiyor, onu kimliği üzerinden sıkıştırmak isteyenlere karşı geri çekilmiyor, tersine onları boşa düşürecek sembolik işler yapıyor, o kadar. Şii kökenli olduğu da düşünülürse, aslında bizdeki Sünni siyasal İslamcılığın Ortadoğu’da düşman bellediği bir mezhepten geliyor.

Mamdani’nin 2013 tarihli Atatürk’ün mirasına olumsuz baktığını ifade eden paylaşımı ile buna gelen pek çoğu küfürlü yorum ve yanıtlara geri dönelim. Neden okyanus ötesinde belediye başkanı olmuş genç bir adamın bundan 10 sene önce Atatürk hakkında olumsuz bir beyanda bulunması bu kadar can yakıcı bulunuyor? Türkiye’de bir kesim neden, Mamdani’nin kamucu vaatlerine değil de bu sözüne takıldı?

Liberaller gibi konuyu “Atatürk miti”ne bağlayıp işin içinden çıkamayız. Bunu onlarca yıl yaptılar ve bu noktadayız. Hakiki bir açıklama çabasına girmemiz lazım.

‘Bizim derdimiz kendimizle, Mamdani’

Bana kalırsa esas meselemiz, kapitalizmin mutsuz ettiği insanlığın bir parçası olarak ama bu yetmezmiş gibi Türkiye’de ve siyasal İslamcıların keyfi iktidarı altında yaşamanın yol açtığı çaresizlik hissi. Siyasal İslamcılardan bahsediyorum ama artık bu kavramı iktidar çevresini tanımlamak için kullanabileceğimizden o kadar emin değilim. Türkiye büyük bir sürpriz yapmazsa bu konuyu önümüzdeki haftalarda yazmayı planlıyorum. O yüzden devam edeyim.

Çaresizlik ve öfke politik bir tepkiye dönüşebileceği gibi apolitik bir tepkiselliği de besleyebilir. Burada apolitikliği, öncelikle siyasal mücadelede sizi hiçbir yere taşımayacak, hatta siyasal mücadelenizi zayıflatabilecek bir tavrı anlatmak için kullanıyorum.

Hollandalı aşırı sağcı lider Geert Wilders’in Atatürk’ü öven bir paylaşımına beğeni yağdırmak da aynı apolitik tepkinin ürünüydü. Hatta burada apolitikliği de aşan bir sorun olduğunu belirtmek lazım: Hollanda’daki göçmenlere duyduğu nefreti dışa vururken sizin duygusal tepkilerinizi okşayacak şekilde popülizm yapan bir ırkçının, İslamcı yermesinden ve Atatürk övmesinden gururlanmak sağlıklı bir tepki olmasa gerek.

Buradaki sorun tek başına semboller siyaseti değil. Atatürk’ün hatırası, Anıtkabir ya da başka bir sembolik varlık, bir politik ortaklaşmanın, en önemlisi iktidara karşı bir meydan okumanın merkezinde de durabilirler. Ama Mamdani ya da Wilders örneğinde bahsettiğim tepkisellik öyle değil. 

Cumhuriyetçi ya da daha dar anlamda Atatürkçü kesimlerin onları tutuculaştıran bir tür siyasetsizliğe mahkum olması üzerine düşünmek gerekiyor. Kuşkusuz hepsi için değil ama önemli bir kesimi için böyle bir siyasetsizlik belirleyici.

Bana kalırsa buradaki siyasi tıkanmanın ve onun yol açtığı siyasetsizliğin birkaç nedeni var.

Birincisi, yeni bir atılımın gerekliliğini hakiki anlamıyla kavrayamamak ve geçmişin ihya edilmesini yeterli görmek. Daha açık bir şekilde yazacak olursak; Türkiye’deki sorunların çözülmesi için Kemalist “Altın Çağ” politikalarına geri dönülmesi gerektiği inancının bu kesimlerin politik duruşlarını büyük oranda belirlemesi. “Altın Çağ” varsayımı tarihte hep muhafazakarlığın özelliği olmuştur: İslam toplumları bozulmuştur, öyleyse Muhammed Peygamber dönemine geri dönüş ya da Osmanlı dağılmaktadır, o zaman Klasik döneme geri dönüş… “Altın Çağ”ı ihya etmekle değil, geleceği kurmakla ilgilenenler, bunu ancak geçmişte başarılmış olanları yetersiz bularak yapabilirler.

Özlem duyulan geçmişin hatalarını görebilen ve her bir başlıkta daha radikal adımlar atmayı göze alan bir tavırdan bahsediyorum.

Bu adımlar atılmadığında, geçmişe bakış en fazla “nostalji” üretebiliyor. O zaman, Atatürk imgesi de bir nostalji ögesi oluyor.

İkincisi, eski kuşak yerine yeni bir politik aydın kuşağının yetişmemiş olması. 1990’ların ilk yarısındaki Kemalist aydın kırımı, bu kesimin politik damarlarını da kesmiş oldu. Bu kırım, geriye kalan aydınları da büyük oranda dönemin askeri bürokrasisine ve yargı bürokrasisine bağladı. Batı’nın müttefiki, kapitalist bir devletin kurumlarına siyasi olarak bağlanmak, bu kurumların kendi kimliklerinden ve siyasi pozisyonlarından bağımsız olarak tutuculuk getirir. Öyle de oldu.

Ama belki daha önemlisi, örneğin, Uğur Mumcu’da gördüğümüz halkçılığın, kamuculuğun ya da daha genel olarak onların kuşağında gördüğümüz farklı düzeylerde sermaye sevmezliğin sonraki kuşaklarda gözlemlenmemesi.

Bu politik damarlar yeniden canlanmadığı için, bugün bir siyasetçiye dair değerlendirme ölçütü “Atatürk’ü seviyor mu, sevmiyor mu” apolitizmi olabiliyor.

Başka noktalar da tartışılabilir. Ama ben Mamdani olayı özelinde ikinci noktayla bağlantılı gördüğüm şu üçüncü noktaya işaret etmek istiyorum: 

“Türklük” vurgusunun başlı başına bir muhalif tavır olarak benimsenmesi. Bunu bir reaksiyon olarak da görmek lazım. Son yıllarda Türklerin tarihinin utanç verici suçlardan ibaret gösterilmesi, Türk kelimesinin bazı kesimlerce her yerden silinmeye çalışılması, AKP’nin İslamcılaşma politikasının Anadolu Türk kimliğinin üstünü örten bir proje olarak görülmesi, vs.

Buna bir de geçmişten bugüne Batı karşısında hissedilen kompleksi eklemek gerekir.

Tepki bazı yönleriyle anlaşılır olmakla birlikte, sınıfsal ve halkçı bir kimlikle beslenmeyen “Türklük gururu” da en iyi ihtimalle apolitikleştiriyor. Bu gururun beslenmesi için de yine apolitikleştirilmiş bir Atatürk imgesine ihtiyaç var.

Zaten AKP Türkiyesi’nden gurur duyulası başka bir şey de çıkmıyor. (Tabii, bu arada bu gurur arayışı çoktan ırkçı bir politik hatta taşınmadıysa.)

O yüzden Mamdani’ye kızanların bazılarına göre, Mamdani Türklük gururunun baş köşesindeki Atatürk imgesine laf ettiği için bir ders almalı. Yarın çıkıp Atatürk överse aynı kesimden bu kez de büyük bir tezahürat alır.

Dediğim gibi burada mesele Mamdani değil. O olsa, kamuculuğunun, sosyalizminin sınırlarını konuşurduk. Ama Cumhuriyetçilerin önemli bir kesimi bu tartışmaların tarafı olamadan siyasetsizliğe takılıyor.

Peki, bu tuhaflık Cumhuriyetçileri ileriye taşıyabilir mi?

Cangül Örnek 'ın Son Yazıları