Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Cangül Örnek

Cangül Örnek

Kemal Tahir’den tarih öğrenmek iyi bir fikir mi?

Edebi zevk için yapılan okumaları bir tarafa bırakacak olursak, Tahir’in ve kuşağının bazı tarihsel tartışmaları nasıl yorumladığını anlama çabası dışında Tahir’e bir öğretici misyonu yükleyebilir miyiz? Bugün tarihe ve topluma bakarken onun tarihçilik ve sosyologluğundan yararlanabilir miyiz?

Yayın Tarihi: 20.11.2025 , 23:23 Güncelleme Tarihi: 22.11.2025 , 17:32

Kemal Tahir belli aralıklarla yeniden keşfedilir. Bundan 5-6 sene önce de keşfedilmişti, bugün yeniden keşfediliyor. Bugünkü yeniden keşif genç kuşakta gözlemlediğimiz arayış haline de denk düşüyor. Arayan ruhlara alternatif bir tarih okuması ortaya koyan isimler çekici geliyor diye düşünüyorum. 

Hele Kemal Tahir gibi iri laflar edebiliyorlarsa… Uzun yıllar küçük şeyleri büyük anlatılara yeğleyen bir yaklaşımın oyalamaca tadındaki analizleriyle yetindikten sonra, bugün artık büyük sancılar içindeki yaşamımız ile bu oyalamacalar arasındaki uyumsuzluk katlanılmaz geliyor. Böyle devam etmek mümkün değil.

Arayış halinin Türkiye’de tetiklediği yönelimlerden biri, tarihin yeniden yorumuna dönmek oluyor. Tahir gibi kanlı-bıçaklı siyasi kavgaları estetik iştahı da doyuracak şekilde anlatan insanlar böyle bir ortamda yeniden okunuyor.

Tahir’in okunması gereken büyük bir isim olduğu kuşku götürmez. Kaleminin güçlü olduğu, birkaç cümleye bir dünya duygu ve düşünce sıkıştırabildiği de. Eleştirebilir, hatta şiddetle de eleştirebilir ancak “okunmamalı” diyecek aklı başında biri olduğunu zannetmiyorum. 

Başlarken kendi Kemal Tahir okuma deneyimime dair bir şey anlatmak istiyorum. Kemal Tahir’i Esir Şehrin İnsanları ile okumaya başlamıştım. Tahminen 15-16 yaşındaydım ve haliyle, pek bir şey anlamamıştım. Ama hayret verici bir şekilde, o gün bende bıraktığı izlenimin çok da yanlış olmadığını yıllar sonra Tahir’e tekrar döndüğümde fark ettim. Umutsuz ve yorgun, umutsuz ve yorgun olduğu için huzursuz karakterlerin peşi sıra giderken karanlık bir dünyada kaldığımız hissi ile insanlara karşı derin bir kuşku… Tahir bugün yeniden popülerleşirken arayış halindeki gençler üzerinde bıraktığı bu tür izler önemsiz sayılmamalı. Tabii yıllar sonra keşke beni doğru yaşta uygun eserler okumaya sevk eden insanlar olsaydı diye hayıflanmadım değil. Çünkü Tahir’i tartmak birikim gerektiriyor. Özellikle onun bir edebiyatçı olarak tarihçilik ve sosyologluk yapmaya soyunduğu 60’lı yıllardaki eserlerinde bunu basbayağı bir misyon edindiği düşünülürse. 

Bana bunları düşündüren bu yeniden keşif momentinde Yeni Şafak gazetesinin ismi lazım olmayan bir yazarı da konuya daldı. Solun Tahir’i sevmediğini söyleyerek ufak çaplı bir “solcuların Kemal Tahir’le derdi nedir” tartışmasının çıkmasına vesile oldu. Bu tartışmanın adeta bir sabiti olarak, Yalçın Küçük’ün Tahir’i sağcılara verip Peyami Safa’yı solculara alalım sözü yeniden gündeme geldi. Solun, Tahir’e, onun hangi iyi özelliği dolayısıyla katlanamadığına dair kanaatler paylaşıldı. Her yeniden keşfin bir özelliği olarak, keşfedilen bu büyük ismin hakkı yenmişliğinin vurgulanması da eksik kalmadı. Geçmişte solun Tahir’in tarih ve siyaset analizlerine duyduğu tepkiyi anlamak isteyenlere Halil Akkurt’un Türkiye Solunda Osmanlı Toplum Yapısı Tartışmaları kitabını öneriyorum. 

Biz bugüne gelelim.

Bugün edebi zevk için yapılan okumaları bir tarafa bırakacak olursak, Tahir’in ve kuşağının bazı tarihsel tartışmaları nasıl yorumladığını anlama çabası dışında Tahir’e bir öğretici misyonu yükleyebilir miyiz? Daha açık bir şekilde soralım: Bugün tarihe ve topluma bakarken onun tarihçilik ve sosyologluğundan yararlanabilir miyiz? 

Dediğim gibi okunması gerekli, hatta bir kuşağın neler tartıştığını anlamak için okunması elzem bir isim. Bazı eserleri, bence özellikle Devlet Ana, Osmanlı tarih teziyle olmasa da özgünlüğüyle etkileyici bir anlatı.

Ancak… 

Kemal Tahir’in bir süre sonra ciddiyetle soyunduğu tarihçiliğinden bugünkü siyasal felaketimize uzanan bir çizgi var. Kabaca ifade edecek olursak;  o çizgi Türkiye toplumunun sui generis, yani kendine özgü olduğu varsayımını takip ederek tarihimizde ilerliyor ve yakın döneme kadar geliyor. Bu kendine özgülük iddiası, bu ülkede devletin rolünü merkeze alıyor, hatta her şeyi “güçlü devlet miti” etrafında örüyor. Bilindiği gibi, geçmişte Sencer Divitçioğlu’nun Asya Tipi Üretim Tarzı çalışması da bu yaklaşımdan esinlenmiştir ve bu iki isim birbirine yakındır. Ancak bugün artık anlamını yitirmiş bir kuramsal yaklaşım üzerinde durmak istemiyorum.

Üzerinde durmak istediğim şu: Türkiye’deki sağ tarih okumasının –varyasyonları olmakla birlikte- ortaklaştığı tipik çarpıtma budur. Yani, güçlü devleti Türkiye tarihinin motoru saymak. Kimi bunu bir yüceltme olarak dile getirirken kimi bunu “Batılı norm”lardan kötü bir sapma olarak görür. Burada sağ tarih okumasından kastım, İslamcı bir takım deliler değil. Kemal Karpat, Şerif Mardin, Metin Heper gibi her biri bu sağ okumanın muhafazakâr ya da liberal kanadında yer alan isimler de esasında aynı şeyi, Marksist kavramları kullanmayarak ileri sürdüler. Başka türlü ifade edecek olursak, Tahir “kerim devlet” diyerek devletin rolüne olumlu anlam yüklerken bazıları için bu rol, Osmanlı-Cumhuriyet tarihini kesen bir otoriter izleğin baş sebebiydi, yani devlet “ceberrut”tu. Ama hepsi için bir diğer ortak nokta şuydu: Bu devlet sınıfsal bir karaktere sahip değildi. Bu yaklaşım, Birikim gibi dergiler aracılığıyla sola da sirayet etti. Ancak onlar, yaklaşık olarak aynı öncüllerle tarihe baktıkları halde Tahir’in “kadim devlet”e verdiği merkezi önemden rahatsızlık duydular. 1

Bilindiği gibi, Türkiye’de sivil toplumun gelişmesini engelleyen ya da çevredeki mütedeyyinin iradesini her daim bastıran güçlü bir devlet, askeri ve sivil bir bürokratik elit, bir merkez olduğu fikri, AKP’nin devleti ele geçirmeye odaklanmış iktidar yürüyüşü sırasında dillerden düşmüyordu. Bu iddia, mütedeyyin çevrenin temsilcisi ilan edilen AKP’nin, iktidara tırnaklarını geçirme sürecinin demokratikleşme olarak kodlanmasına yardımcı oldu. Tarihin yeniden yorumu bu iddia üzerine inşa edildi. 

Bunlara ek olarak, İslamcı kesim, Tahir gibi sola mal olmuş büyük bir ismin Batılılaşma alerjisinden de çok hoşlandı. Sınıflardan bahsetmeyi sürdüren Tahir’in devletçi, kültürel millici/yerlici söylemi onlara kendi banal Batı karşıtlıklarına Tahir’i kanıt gösterme olanağı sunuyordu. Aynı şeyi, misal, bu yönleriyle birbirlerine yakın düşen Attilâ İlhan ile yapamadılar. Bir kez İlhan, Atatürk ve devrimleriyle daha barışıktı. Ama olmasaydı bile, denebilir ki İlhan’ın kentli, umutlu ve yola gelmez şiiri İslamcılar tarafından ehlileştirilmeye uygun değildi. 

Bu yazıyı yazarken Tahir’in ölüm yıldönümü nedeniyle TRT’nin birkaç yıl önce yayınlamış olduğu kısa bir videoya denk geldim. Onunla yapılmış bir mülakattan şu sözlerini çekip almalarını şaşırtıcı bulmadım: 

“Bugünkü Türk insanın temsil ettiği insanlık değerleri dünyada çok az milletin insanlarına nasip olmuş güçtedir. Biz bugün bundan yararlanamıyorsak bu yakın bir gelecekte yararlanamayacağımız anlamına gelmez. O bakımdan Batılılaşmayı toptan inkar etmek yanlış olduğu gibi onu bütün sonuçları belliyken toptan kabul etmek de yanlıştır.”

Bugünkü Türk insanın sahip olduğu, dünyada çok az milletin insanlarına nasip olmuş insanlık değerlerinin ne olduğunu bilmiyorum. Kuşkusuz; bu güzel coğrafyayı mesken tutmuş, en iyi şekilde yaşamayı hak eden insanlar olarak herkes kadar iyi ve herkes kadar kötüyüz. 

Öte yandan bu tür bir batılılaşma alerjisinin ya da Tahir’in örneğin Osmanlı’ya başkaldıran Şeyh Bedrettin’i çapulcu örgütleyen bir “ajan” olarak suçladığı rivayetlerinin2 kime haz verdiğini bilecek kadar da akıllıyız.

Haftaya bir “sosyolog” olarak Kemal Tahir’den bahsetmek üzere burada bitirelim.

  • 1

    Murat Belge, “ ‘Hatasıyla sevabıyla’ Kemal Tahir”, Birikim 416, Aralık 2023, s. 7-11.

  • 2

    Bu rivayetler ve Tahir’e gösterilen tepki için bkz. Halil Akkurt, Türkiye Solunda Osmanlı Toplum Yapısı Tartışmaları 1960-1980, Ankara: İmge, 2020, s. 298. Cümledeki geri kalan fikirler bana ait. 

Cangül Örnek 'ın Son Yazıları