Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Cangül Örnek

Cangül Örnek

İktidarın ara sıra da olsa içimizi soğutan bazı işleri…

Atatürk anmasına ortak olmaya çalışan iktidarın gerici uygulamalarına, hak gasplarına, hukuku bir silaha çevirmesine karşı net olarak ayrışmak gerek.

Yayın Tarihi: 14.11.2025 , 11:47 Güncelleme Tarihi: 14.11.2025 , 14:07

Aslında böyle bir şey yok. Ama olduğunu zannedenler var. Konu, AKP iktidarının 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nde ve onu izleyen birkaç günde uygulamalarını gördüğümüz yeni bir konumlanma denemesi. Bu 10 Kasım’da bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın bir sosyal medya paylaşımı bu konumlanmanın sözel ifadesi oldu. Erdoğan, bu paylaşımında tarihin farklı yorumları olabileceğini ileri sürerek birlik mesajı veriyor, aynı esnada Cumhuriyetçilerle karşıtları arasındaki cepheleşmeye dikkat çekerek: “Gazi Mustafa Kemal’e yönelik hakaretamiz ifadelere” karşı olduklarını söylüyordu. AKP lideri böylece kamplaşmalar üstü birleştirici bir lider figürüne bürünerek başkalarını toplumu kutuplaştırmakla suçladı.

İş bu açıklamayla sınırlı kalmadı. Bu açıklamanın peşi sıra gelen adımlar planlanmış bir hamleyle karşı karşıya olduğumuzu gösterdi. Bu yöndeki gelişmelerden biri, sosyal medyada düşmanlaştırıcı paylaşımlarıyla tepki çeken Furkan Bölükbaşı adlı İslamcı kişinin Erdoğan’a Menderes göndermesi yapması nedeniyle tutuklanmasıydı. Normal koşullarda Bölükbaşı’nın Erdoğan’ı Kemalistlere karşı uyaran paylaşımının iktidarı rahatsız edecek bir tarafı yoktu. Tutuklama iktidar yanlıları için bile sürpriz oldu. Bir diğer örnekte ise, 10 Kasım’da Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi’ndeki törende saygı duruşunda bulunan kişilerin önünde telefonla konuşarak ileri geri yürüyen bir gencin gözaltına alındığını öğrendik. Üniversiteye Necmettin Erbakan Üniversitesi adını veren İslamcı siyasetin, bu siyasetin yetiştirdiği öğrenciyi yine kendi hesapları uğruna hedef alması iktidarın pragmatizminin tam bir resmiydi. Yine de yapılan yorumlardan anlaşılan o ki bu gözaltı pek çok kişinin içini soğuttu.

Son birkaç gün içinde buna benzer birkaç dikkat çekici gelişme daha gördük. Kocaeli Valisi’nin ildeki camilerde Atatürk için mevlit okutulması kararı da iktidarın oluruyla atılmış bir adım olarak görülmeli.  

Özellikle Erdoğan’ın sosyal medya paylaşımının ünlü bir gazeteci tarafından “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk konusunda gayet merkez sağ bir çizgiye geldi, hakkını teslim ediyor, hakarete göz yumamamayız diyor” diye yorumlanması, iktidarın yeni hamlesiyle vermeye çalıştığı mesajın bir örneği oldu. 

Durumu daha iyi anlamak için şu hatırlatmayı yapmak lazım: Erdoğan’ın Mustafa Kemal’e hakaret edilmesine müsaade etmeyeceklerini söylemesi tabii ki alışık olduğumuz bir açıklama değil. Çünkü biz Erdoğan’ın kurucu kadro için “iki ayyaş” dediğini hatırlıyoruz: 28 Mayıs 2013’te partisinin grup toplantısında alkol yasağına tepki gösterenleri hedef alan Erdoğan “İki tane ayyaşın yaptığı yasa sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek niçin sizin için reddedilmesi gereken bir olay haline geliyor?” demişti. 

Atatürk’e adını vermeden lanet edildiğini de duymuştuk. Erdoğan’ın Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş , Ayasofya’da elinde kılıç tutarak verdiği hutbede Ayasofya’yı müze haline getiren Atatürk’ü kastederek “Bizim inancımızda vakıf malı dokunulmazdır, dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir. Çiğneyen lanete uğrar” demişti. Erbaş hakkındaki suç duyurularına rağmen Cumhuriyet savcıları harekete geçmemişti. 

Çok ünlü gazetecimize inanacak olursak Erdoğan, Atatürk konusunda merkez sağ bir yaklaşıma yaklaşmıştı. Bu arada not edelim: Erdoğan, 10 Kasım tarihinde yaptığı sosyal medya paylaşımında kendi çizgisine sadık kalarak Atatürk adını kullanmamıştı. Üstü kapalı olarak, Cumhuriyet’in aşırı vurgulanmasıyla Osmanlı’nın küçültülmeye çalışıldığını, bunu da kabul edemeyeceğini belirtmeyi, milli manevi değerler hatırlatması yapmayı da ihmal etmemişti.

Uyanıklığımız için açıklamayı dikkatle okumaktan daha önemli olan, arkamızda bıraktığımız 23 yıllık AKP iktidarı yurttaşlık deneyimimiz. Bu 23 yılda AKP’nin farklı fazlarına, siyasal stratejilerine, ittifaklarına, taktiklerine tanık olduktan sonra bu deneyim bize ne söylüyor? Bence bu deneyimin bize öğrettiği temel ders, bu partinin siyasal iktidarı ele geçirmek ve elinde tutmak için her türlü manevrayı yapabileceği gerçeği.

Artık bu konuda kandırılmayı, bir zamanların liberal, sol-liberal entelektüelleri için kullanılan “kullanışlı aptallar” ifadesine göndermeyle söylüyorum; bugün artık aptallıkla dahi açıklayamayız. 

Üstelik artık iktidar stratejisinin bir unsuru olarak gündeme gelen farklı fazlar dönemi kapandı. AKP’nin “demokratik reformlar dönemi”, “otoriterleşme dönemi” gibi ayrımlar baştan sorunluydu ancak görünüş kalsa dahi böyle fazlara artık gerek duyulmuyor. Çıplak bir iktidara tutunma arzusunun, ideolojik dolayımlarla topluma ulaşarak toplumu ikna etme döneminin iktidar açısından kapandığını düşünüyorum. 

Birdenbire Atatürk nostaljisi üzerinden geliştirilmeye çalışılan bu “ortak değer” iddiasının arkasında günlük birtakım hesaplar var. Dikkat ederseniz bu mini “Atatürk açılımı” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları hakkındaki iddianamenin piyasaya çıkarılmasından hemen önce başlatıldı; birkaç gözaltı ve tutuklama ile sürdürüldü. 

Daha önce de iktidarın apolitikleştirilmiş bir Atatürk vurgusu yaptığına tanık olmuştuk. Ancak bu 10 Kasım’da gördüğümüz CHP’ye yönelik yeni saldırı etrafında gelişecek bir tepkiye hazırlık gibi görünüyor. Ayrıca Meclis içindeki Anayasa pazarlıklarının, AKP yönetiminin önüne gelen anket sonuçlarının da gözetildiğini düşünüyorum. 

Öte yandan iktidar, apolitikleşmiş bir Atatürk anmasından, nostaljik bir Atatürk sevgisinden rahatsızlık duymuyor. Kimilerinin “sivil Kemalizm” dediği son yıllardaki Cumhuriyetçi tepki, politik olarak kendine yol bulamadığı oranda iktidarı herhangi bir şekilde sıkıştırmıyor. 

Kimilerinin Atatürk’ün birleştirici bir ulusal figür olduğu, böyle anılması gerektiği fikrine hiç katılmıyorum. Atatürk anmasına ortak olmaya çalışan iktidarın gerici uygulamalarına, hak gasplarına, hukuku bir silaha çevirmesine karşı net olarak ayrışmak gerek. Unutulmamalı ki Milli Mücadele her şeyden önce uzlaşma ihtimalinin reddedilmesiyle başlatılabildi ve sürdürülebildi. 

Uzlaşma çağrılarının, siyaset üstülük iddiasının çekiciliği olabilir ama bugün bunun siyasi ahmaklıktan başka bir şey olmadığı tartışma götürmez. Çünkü bugünkü Türkiye’de siyasal düzlemde bu yaklaşımın güçlendireceği tek aktör, AKP iktidarıdır. 

Eğer sahici bir mücadele verilecekse özellikle son 20-30 yıldır siyasette yüceltilen; “sağduyulu siyaset”, “sorumlu siyaset”, “uzlaşma kültürü”, “ortak değerler”, vb., her türlü kavramı hızla terk etmek gerekiyor.

Cangül Örnek 'ın Son Yazıları