Cangül Örnek
Cuntacı Cumhurbaşkanı nasıl protesto edilmişti?
Yayın Tarihi: 02.10.2025 , 22:10 Güncelleme Tarihi: 03.10.2025 , 00:05
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Çarşamba günü gerçekleşen TBMM yasama yılı açılış töreninde Genel Kurul’a seslenen Recep Tayyip Erdoğan’ın protesto edilmesine “Meclis protesto edilecek yer değil” diyerek itiraz etti. Bildiğiniz gibi CHP geçen yıl ayakta karşıladığı Erdoğan’ı bu yıl Meclis oturumuna katılmayarak protesto etti. Protesto karşıtı Dervişoğlu, açılış resepsiyonunda Erdoğan’ın etrafına dizi dizi dizilen liderler arasında da yerini aldı. Kahvelerin, çayların içildiği o anları ölümsüzleştiren fotoğrafları belleklerimizden uzun süre silemeyeceğimiz kesin. Ancak şimdilik tarihi önemdeki bu görüntüleri bir tarafa bırakarak Meclis nasıl protesto yeri olabiliyormuş, geriye gidip ona bakalım.
Geriye giderken 1940’ların ve 1950’lerin Meclis protestolarını da hatırlatabiliriz ama daha yakın bir tarihte yaşananlar bugünü anlamak açısından daha anlamlı.
Yıl 1987. Kasım ayında genel seçim yapılmış. Buna, 12 Eylül askeri darbesinden sonraki ilk serbest seçim diyebiliriz. 12 Eylül’ün yüzde 10’luk seçim barajı, 141-142’li Ceza Yasası, örgütlenme alerjisini yansıtan Siyasi Partiler Kanunu’nu bir tarafa bırakırsak 1987 Genel Seçimini, 1983’teki icazetli seçime göre daha hakiki bir mücadele olarak görmek mümkün. ANAP’lı, SHP’li, DYP’li bir Meclis yapısı olmuş. Turgut Özal, Erdal İnönü, Süleyman Demirel aynı genel kurul salonunda bir araya gelmişler.
14 Aralık 1987’de cunta lideri Kenan Evren cumhurbaşkanı sıfatıyla Meclis’te bir açılış nutku verecek. Kendisi hem TBMM’ye kilit vuran 12 Eylül cuntasının lideri hem de kendi cumhurbaşkanlığı seçimini Anayasa referandumuna yamayarak bu makamı elde etmiş, yani Meclis tarafından seçilmemiş bir cumhurbaşkanı. Üstelik DYP lideri Süleyman Demirel, Evren cuntası tarafından Zincirbozan’da hapis tutulmuş, uzun yıllar siyasi yasaklı ilan edilmiş. Daha önemlisi milletvekilleri arasında Evren cuntasının eziyet ettiği, özgürlüğünü elinden aldığı isimler var. Örneğin, eski DİSK Genel Başkanı yeni SHP milletvekili Abdullah Baştürk ya da Barış Derneği davası nedeniyle hapis yatan SHP milletvekili Kemal Anadol gibi. 14 Aralık tüm bu nedenlerle tarihi önemde bir gündü. Muhtemelen Evren de Genel Kurul’a gelirken nasıl karşılanacağı konusunda bazı endişeler taşıyordu.
Süleyman Demirel her zamanki pragmatizmi ile herhangi bir protesto örgütlememiş, parti grubunda Evren’e karşı takınılacak tavır konusunda önceden karar aldırmamıştı. Ama Genel Kurul’a girdiğinde fısıltı gazetesi hızla çalışmış, DYP milletvekillerine Demirel’in Evren karşısında ayağa kalkmayacağı iletilmişti. Milletvekilleri de Demirel’i takip ederek sıralarında oturdular, onun gibi suratlarına buz gibi bir ifade takındılar ve hiç ayağa kalkmadılar.
SHP, bir siyasi partiden ziyade bir tür koalisyon görünümündeydi. Bu yapısı cunta lideri Evren’e karşı nasıl bir tavır takınılacağı konusundaki tartışmalara da yansıdı. Partinin lideri Erdal İnönü, “cuntacı da olsa Cumhurbaşkanıdır” diye düşünerek Evren’i ayakta karşılayacağını parti grubuna iletti. SHP grubundan ortak bir protesto kararı çıkmadı. Ancak Evren, Genel Kurul’a geldiğinde basının verdiği bilgiye göre sayıları 30’u bulan SHP milletvekili oturumu terk ederek cuntacı Cumhurbaşkanını protesto etti. Bu grup Evren Genel Kurul’da konuşurken kuliste çay-sigara eşliğinde sohbet ederek konuşmanın bitmesini bekledi.1
Milliyet gazetesindeki bir haberde o gün Evren’i protesto eden, bugün takdirle andığımız milletvekillerinin isimleri şöyle verilmiş: Cüneyt Canver, Abdullah Baştürk, Hasan Fehmi Güneş, Veli Yıldırım, İstemihan Talay, Tekin İleri Dikmen, Tufan Doğu, Rıza Yılmaz, Kenan Sönmez, Halil Çulhaoğlu, Kemal Anadol, Fuat Atalay, Vedat Altun, Etem Cankurtaran, Erdal Kafkas, Mehmet Ali Eren, Kamil Ateşoğulları, Musa Gökberk, Ömer Çiftçi, Sedat Doğan, Neccar Türkcan, Cumhur Keskin, Veli Aksoy, İbrahim Aksoy, Hüsnü Okçuoğlu, Fehmi Işıklar, Eşref Erdem, Beşer Baydar.2 Haberde ismi sayılmamış ama Ahmet Türk de o gün Genel Kurul’u terk edenler arasındaydı.
Meclis bal gibi protesto yeri oluyor. Ancak soru şu: Bu protestonun sembolik olmak dışında bir anlamı var mıydı?
Bu sorunun iki yanıtı var. Birincisi yanıtı verirken sembolik olanın siyasette zannedilenin ötesinde önem taşıdığını belirtmek gerekir. Örneğin, meşruiyetin yaratılmasında sembolik olan çok önemlidir. Evren, yasal olarak cumhurbaşkanı ancak tarihsel olarak kanlı bir cuntacıydı. Meşruiyet, attığınız adımlarla ve -güncel olarak gördüğümüz gibi- verdiğiniz fotoğraflarla da üretilir. Evren örneğinde 14 Aralık 1987 günü bu iki kimlikten hangisini güçlendirdiğiniz önemliydi. Üstelik o gün Evren kürsüde konuşurken hapishanelerde 12 Eylül rejiminin işkence ve eziyet düzeni devam ediyordu. Halk ise televizyon başında bu tarihi oturumu izliyordu.
İkincisi, DYP’nin ayağa kalkmayarak tepki göstermesi ama daha önemlisi SHP sıralarındaki boşluklar, bu Meclis’in siyasette bir ağırlığı olacağını daha ilk günden hissettirdi. Türkiye 1987 yılında artık 12 Eylül’den çıkış işaretleri veriyordu. Öncelikle 12 Eylül rejiminin ekonomi politikalarının mimarı Turgut Özal ve partisi ANAP’ın iktidarı, emekçi düşmanlığı nedeniyle sarsılıyordu. Grevler yeniden ülke gündemine gelmiş, üniversiteler tekrar hareketlenmiş, hapishanelerde açlık grevleri gibi eylemlerle direniş sesini duyurmaya başlamıştı. Yükselmeye başlayan bu dalganın zirve noktası 1991 yılında Zonguldak’ta düzenlenen “Büyük Madenci Yürüyüşü” olacaktı. Bu gelişmelere ek olarak, “Körfez Savaşı” olarak bilinen ABD’nin Irak’a yönelik askeri müdahalesi, Türkiye’yi bir tercih noktasına getirmişti: Özal liderliği Ortadoğu’da ABD ile birlikte yeni maceralar istiyor, halk “savaşa hayır” eylemleri yapıyordu.
1987 yılında kurulan Meclis, ANAP iktidarının içine girdiği sarsıntının hükümeti devirecek şiddete ulaşmasında etkili oldu. Bazı SHP milletvekilleri Kürt sorununu, Doğu’da halka yapılan kötü muameleyi, siyasi cinayetleri, laikliğe karşı eylemleri gündemden hiç düşürmüyordu. Demirel’in DYP’si Meclis’i ekonomik kalkınma ve enflasyon gibi başlıklarda hükümeti sürekli olarak sıkıştıran popülist bir siyasetin kürsüsü haline getirmişti. Meclis muhalefeti 12 Eylül rejiminin sonunu getirmedi, getiremezdi. Bunun nedeni nasılı başka bir tartışmanın konusu. Ancak ANAP iktidarının sonunun gelmesini kolaylaştırdı.
Buradaki bir başka tartışma kuvvetler arasındaki üstünlük sorunuydu. TBMM, 12 Eylülcülerin ve Özal’ın tüm aksi yöndeki düzenlemelerine ve uygulamalarına rağmen yetkilerini ve saygınlığını koruyabilecek miydi?
Bu açıdan 15 Aralık 1987’de Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bir gün önceki Evren protestolarını yazan Cüneyt Arcayürek’in şu sorusu önemli bir soruydu: “Bakalım, canlı ve değişik hava veren bu Meclis, ‘irade üstünlüğü savaşımını’ kazanabilecek mi?”3
O Meclis’ten bugünkü Meclis’e gelelim. Çarşamba akşamı Erdoğan’ı ortada, kendisinin sağına soluna dizi dizi dizilmiş muhalefet liderleriyle birlikte gösteren fotoğraflar önümüze düşünce, bu sorunun bugün anlamını yitirdiği konusunda sanırım kimsede şüphe kalmamıştır. Aslında bu soru en az 2017’den beri gündemden düşmüştü. Fotoğraflar itibardan geriye kalan bir şeyler vardıysa onları da silip süpürdü. Protestoya gelene kadar…
- 1
Oturuma katılmayanlar ne kaçırdılar? Evren’in konuşmasında en ilginç bölüm en uydurma olanıydı. Evren, o günlerde tartışılan komünist parti kurma yasağının kaldırılmasına karşı olduğunu açıklarken komünist parti programında yer aldığını ileri sürdüğü şu gülünç ve uydurma satırları okudu:
“Burjuva parlamentarizmi ve burjuva demokrasisinin uzantısı olan cumhuriyet rejiminin nimet ve imkanlarından istifade ederek amaca ulaştıktan sonra, stratejik amaç ve görevlerin belirlenmesi temel ilkelerdendir.
Türk Milletinin bir bölümünün yaşadığı doğu ve güneydoğu bölgeleri, gerektiğinde misakımilli sınırları dışında da düşünülebilir. Bu amaç için dinin politikaya alet edilmesi ve silahlı kuvvetlerin doğrudan politika içine çekilmesi gereklidir.”
Kenan Evren’in TBMM açılış konuşması, 14 Aralık 1987, TBMM Tutanakları, Yasama Yılı 1, Dönem 18, Birleşim 1, s.4.
- 2
“Meclis olaylarla açıldı”, Milliyet, 15 Aralık 1987.
- 3
Cüneyt Arcayürek, “Tepki…”, Cumhuriyet, 15 Aralık 1987.