Cangül Örnek
İş bitirici bir vali portresi
Yayın Tarihi: 23.04.2026 , 23:05 Güncelleme Tarihi: 24.04.2026 , 00:00
Gülistan Doku cinayeti dosyasına altı yıl sonra el atılması üzerine eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, Türkiye’nin en çok konuştuğu isimlerden biri oldu. Bir yandan Sonel’in cinayetteki rolüne dair ifşaatlarla şaşkına döndük, diğer yandan kendisine dair önümüze konulan her ayrıntı ile birlikte bir bürokrat portresi ile karşılaştık.
Bu bürokrat portresi, Türkiye’nin yüksek bürokrasisinin özellikle AKP döneminde hızlanan dönüşümünün bir özeti gibi. Hızlanan diyorum çünkü bu dönüşümün yaklaşık 50 yıllık bir geçmişi var. Bu 50 yılın bürokrasiye kazandırdığı(!) temel özelliklerden biri, mevzuatı aşarak kestirme ve pratik yoldan iş görme alışkanlığı.1
Eskinin valisi, şimdinin tutuklu mülkiye müfettişi Sonel’in siciline dair öğrendiklerimiz ve görev yaptığı yerlerdeki “ünü”, kendisinin en önemli özelliklerinden birinin bu tür bir “iş bitiricilik” olduğunu gösteriyor.
“İş bitiricilik” devlet yönetimi lügatında özellikle Turgut Özal döneminde öne çıkmış bir kavram. Literatüre göre bu nitelik, devlet yöneticilerine neo-liberal dönemde musallat olmuş; daha doğrusu neo-liberal devlet yönetimi şirket yönetmeye dönüştükçe devlet yöneticilerinden ve yüksek bürokratlardan piyasa aktörü gibi hareket etmeleri beklenir olmuş.
“İş bitiricilik", özellikle bürokraside, öncelikle karar alma süreçlerinde kararların orta ve uzun vadeli etkilerinin göz önünde bulundurulduğu bir plan/program sürecini, işletilmesi gereken prosedürleri ve tabi olunması gereken hukuki çerçeveyi aşmak(!) anlamına geliyor. Bürokrata piyasa ile senkronize olacak bir hız anlayışı dayatılıyor. Bu anlayış, bürokratların kısa yolları ve kişisel ilişkileri devreye sokmalarını gerektiriyor. Böylece iş bitirici bürokratın hızlı karar aldığı, kararları uygulamak için her türlü yola başvurduğu, hukukun uygulamadan sonra geldiği ve hatta çoğunlukla uygulamaya uydurulduğu bir idari anlayış hakim kılınıyor.
Dahası, Türkiye’de bu iş bitiricilik tarzı, işlerin genellikle evrakta iz bırakmadan telefon trafiğiyle halledildiği, farklı kurum ve mevkilerdeki kişilerin yaptıkları iyilikler(!) nedeniyle birbirine borçlu kaldığı bir kültür üretmiş bulunuyor. Bu ilişkilerin özellikle taşrada kişiselleşmiş bir ilişkiler ağı yarattığı, bu ağları kullanarak yönetmenin sürekli bir yönetim tekniği haline geldiği görülüyor.
Kimi zaman “devlet ciddiyeti” olarak kodladığımız şey, aslında bürokraside yönetim anlayışının kişiselleşmemesi; hız yerine hukuki çerçeveye uymanın ve prosedürleri gözetmenin öncelikli olmasıydı. Bu tür bir bürokratik iş görme anlayışı, Türkiye tarihinde hiçbir zaman tam anlamıyla hakim hale gelmedi ancak bu kadar zayıfladığı da görülmemişti.
Tuncay Sonel’in kaymakamlık günlerinden itibaren nasıl övüldüğüne ve aldığı ödüllere bir bakın. Her işin içinde, sorun çözmek iddiasıyla yurttaşla ilişkileri kişiselleşmiş bir bürokrat portresiyle karşılaşıyoruz. Bu tipolojinin en önemli özelliklerinden biri, çıkarlardan ve şahsileşmeden uzak durmak için gerekli mesafeyi hemen aşabilmesi. Türkiye’deki yönetim anlayışı ise bu sınır tanımazlığı övgüyle karşılıyor ve ödüllendiriyor.
Üstelik şunu da vurgulamak gerekir: Bürokrasinin “iş bitiriciliği” en çok sermaye çevreleriyle ilişkilerin kişiselleşmesi anlamına gelir. Karşılıklı jestlerin, iyiliklerin(!) yapılması bir alışkanlık haline geldiğinde kamu çıkarı ile özel çıkar karışır.
Devletin zaten bir sınıf karakteri olduğu doğru. Ancak devletin mevcut sınıf karakterini “kamu çıkarı”yla, hukuki kaideyle, prosedürlerle biraz da olsa halk lehine sınırlayan her türlü engelin ortadan kaldırılması neo-liberal yönetim anlayışının bir gereği olarak gündeme geldi.
Bu yönetim anlayışında kimi zaman “benim memurum işini bilir” denir, kimi zaman “sen yürü, kanun arkandan gelsin” denir. Ama kamu çıkarı, plan, hukuk, denetim denmez.
Hatırlayalım: AKP’nin iktidara gelmesinin hemen öncesinde Refah Partisi’nin belediyecilik anlayışı tam olarak “iş bitiricilik ideolojisi”ni esas almaktaydı. İçinden büyük yolsuzlukların çıktığı icraatçı belediyecilik uzun süre “çalıyorlar ama yapıyorlar” koduyla meşrulaştırıldı. AKP kadrolarının sermayenin gözüne girmesi de bu süreçte oldu. Pragmatik, prosedürlere takılmayan, her işi kitabına uyduran bir tarzı sermaye de çok sevdi.
Dahası, bürokrasinin dönüşümü sadece tepede yeni ilişkilerin kurulmasını sağlamakla kalmadı. Aşağıda, kamu kurumlarında yurttaşla kamu görevlilerinin doğrudan yüz yüze geldiği her alanda çatışma üretti.
2012 yılında o dönemin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in öğretmenleri hedef göstererek “velimi üzeni ben de üzerim” dediğini ve bu “motto” ile Alo 147 şikayet hattının reklamını yaptığını hatırlayalım. Böylece iş halletmeyen(!) öğretmenler ile istek ve arzularının yerine getirilmesi gerektiğini düşünen öğrenci velileri karşı karşıya getirildi. Yine yakın dönemde sağlık sistemindeki randevu sorununu, muayene süresini kısaltıp muayene hızını artırarak çözmeye çalışmak aynı iş bitirici yaklaşımın bir sonucu. Bu iş yapma tarzının dayatılması ve yurttaşa propaganda edilmesi, yakın dönemde yapılan sokak röportajlarının birinde “eski dönem geride kaldı, artık doktor dövebiliyoruz” diyebilen bir insan tipi de yarattı.
Vali Sonel örneğine geri dönelim. Gülistan Doku cinayetinin şüphelilerinden biri olarak tutuklanan bu “iş bitirici” karakterin ve onun tek telefonuyla hastane kaydı silen başhekimin, kanıt yok eden emniyet yetkililerinin bir arada hareket ettiği bürokrasi kültürü bize tamamen yabancı mı? Yani bunun arizi bir yönetim tarzı olduğunu iddia edebiliyor muyuz?
İşte bu “iş bitirici” tipolojide bürokratlar, Tunceli’de büyük bir suça, hatta muhtemelen birkaç büyük suça imza atarken birbirlerini koruyup kollamış, birbirlerinin bir dediğini iki etmemiş, yapılan jestleri yanıtsız bırakmayıp karşılığını terfiler, ihaleler, hediyeleşmeler, referans olmalar şeklinde ödemiş.
“İş bitiricilik” ideoloji olunca devlet görevlisi için gelir artırıcı “yan faaliyet”lerde bulunmak da bir hak olarak görülmeye başlandı. Hakkını yemeyelim, AKP iktidarı bu konuda Türkiye tarihinde görülmemiş bir uygulamaya imza atıyor. Öyle ki AKP döneminde üst bürokraside “tek maaş” âdeta bir istisnaya dönüşmüş durumda. Kimisine birden fazla koltuk ve birden fazla maaş hak görülürken, kimisinin görevinin sağladığı olanaklar sayesinde gelir getirici başka işler yapması artık yeni normal olarak görülüyor. Öyle ki İçişleri Bakanlığı, kentte valiliğin yanı sıra Tunceli Belediyesi kayyumu olarak da görev yapan Sonel döneminde belediye ihalelerinde yolsuzluk yapılmasını olağan karşılayıp yargılama izni vermemiş. Sonel’in oğlu lüks içinde, ayrıcalıklı bir sınıf mensubu gibi yaşamış.
İşte bu bürokrat tipolojisinden, burada ele almaya yer bulamadığımız koşullarda (terörle mücadele bölgelerinde olağanlaşan olağanüstü yönetimler, paramiliter yapıların kalıntıları, bu bölgelerde düzenin her şeye rağmen, hatta kanuna rağmen sağlanabileceği fikri), Türkiye tarihinin en sarsıcı suçlarından birinin baş faili çıkabildi.
Bunun romanı yazılsa yeridir.
- 1
Bu konuyu daha önce bir kitap bölümünde ele almıştım. Merak eden okurlar şu linkten ulaşabilirler:
https://iupress.istanbul.edu.tr/book/faces-of-republican-turkey-beyond-the-modernization-hypothesis/chapter/the-bureaucracy-and-its-discontents-in-modern-turkey-liberalism-neo-liberalism-and-anti-intellectualism