Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Cangül Örnek

Cangül Örnek

Alternatif bir 28 Şubat yazısı

Taşrada ya da Gebze gibi büyük bir sanayi havzası olan ama kültürel dokusu itibariyle taşradan çok da farklı olmayan bu yerlerde gençlere; sinema, tiyatro gibi kültürel etkinlikler de, kendilerini ifade edebilecekleri sosyal-kültürel alanlar da layık görülmüyordu. Çünkü bu kadar büyük zenginlik üreten bir yerde yoksulluk ancak gericileştirerek ve lümpenleştirerek sürdürülebilirdi. Bu kuraklık içinde başarılı olan gençler ise cemaat ve tarikatlara yönlendiriliyordu.

Yayın Tarihi: 27.02.2026 , 10:13 Güncelleme Tarihi: 27.02.2026 , 15:54

28 Şubat olduğunda İslamcılar çok uzun süreden beri Türkiye’deki egemen bloğun bir unsuruydular. Türkiye’nin yönetici sınıfı, Milli Görüş İslamcılığının tek başına iktidar olmasından, ideolojik keskinliklerini kontrolsüzce sergilemesinden ve siyasal projelerini olduğu gibi hayata geçirmeye çalışmasından memnun değildi. Ancak siyasal İslamcılığı ne merkezde ne de yerelde egemen bloktan tamamen dışlamadığı gibi, pek çok noktada bu kesime ihtiyaç duyuyordu.  

Neyi kastettiğimi açıklayabilmek için bu döneme bir yerellikten bakmayı öneriyorum.

Yer benim de çocukluk ve gençlik çağımın önemli bir bölümünün geçtiği Gebze. Bir sanayi havzası olan bu önemli ilçede 1990’ların ortasında yaşananlara bakarak Türkiye’nin yönünü, siyasal İslamcıların sıkıştırdığı çerçevenin dışına çıkarak görebiliriz.

Gebze’de Refah Partisi’nin yerel seçimleri kazandığı 1994 yılından itibaren artan siyasal tansiyonu basından takip edebiliyoruz. 1994 yılında göreve gelir gelmez Refah Partili belediye başkanının ilk icraatlarından biri 750’ye yakın belediye çalışanını işten çıkarmak oldu. Bu, bir ilçe belediyesi için çok büyük bir sayıydı. İşçiler, aileleriyle birlikte aylarca sokaklarda işleri ve ekmekleri için mücadele ettiler. İlçe, uzun süre bu eylemlerle çalkalandı. Ancak Refah Partili belediye geri adım atmadı. Hatta arkadaşlarına destek veren 200’ün üzerinde işçiyi de işten attı. Sonraki süreçte Belediye yönetimi, mahkemelerin işten çıkarma işlemini iptal kararlarına uymayı reddetti ve davaları kazanan çalışanlar bile işe geri alınmadı..1

Gebze büyük çoğunluğu bu sanayi havzasına sonradan göç etmiş on binlerce işçinin yığıldığı, küçük bir merkezin etrafını saran büyük gecekondu mahallelerinden oluşan çok büyük bir ilçeydi; şu anki sosyal görünümü de, orta sınıfın daha belirgin hale gelmesi dışında, bundan çok farklı değil. Uzun yıllar bu gecekondu mahalleleri en temel hizmetlerin ulaşmadığı, yolları ve kanalizasyon altyapısı olmayan, büyük bir yoksulluk yaşanan yerler olarak kaldılar. İşçi sınıfı ne etnik ne de mezhepsel olarak homojendi. Yoksulluğu her etnik kökenden ve mezhepten insan birlikte yaşadı.

Gebze yıllar boyunca kültürel hayatın, özellikle gençlere yönelik sosyal ve kültürel altyapının neredeyse sıfır olduğu bir yer olarak kaldı. Az sayıdaki kültürel etkinlikten biri, belediye SHP yönetimindeyken düzenlenen kitap söyleşileriydi. Düzenli aralıklarla yapılan bu etkinliklere biz de liseli öğrenciler olarak katılıyor, söyleşilerde neyin konuşulduğunu pek iyi anlamasak da kitap satın alıyor ve sonra onları okumaya çalışıyorduk. Kitapçısı bulunmayan, kitap satın almak isteyenlerin bir kırtasiyeye sipariş verdiği şehir büyüklüğünde bir ilçede kitap söyleşilerinin öğrencilerin gözüne nasıl büyülü göründüğünü bir düşünün. Bunun dışında belediyeye ait salonlarda çok sık olmasa da tiyatro gösterileri düzenleniyor ve oyunlar mahallelerden bile izleyici toplayabiliyordu. Refah Partisi’nin belediyeyi kazanmasıyla birlikte bu etkinlikler bıçak gibi kesildi. Artık yeni etkinlikler Kudüs geceleri gibi ideolojik dozu yüksek siyasal faaliyetlerdi.

1990’lı yıllarda bu dev ilçenin kalabalık genç kitlesi için kitapla ve tiyatroyla tanışabilecekleri birkaç olanak da böylece yok edilmiş oldu.

İlçenin tek Anadolu Lisesi, eski tip başarılı bir Anadolu Lisesi’ydi. Okul müdürünün MHP çizgisinde bir milliyetçi, müdür yardımcısının İslamcı olduğu tipik bir 12 Eylül sonrası okul yönetimi modeliyle yönetiliyordu. Bu okul, okul idaresinin de işbirliğiyle, Fethullahçı örgütlenmenin hedef aldığı bir yer haline gelmişti. İdarenin işbirliğini vurgulamanın nedeni ilçedeki daha sonra Fethullahçı olduğunu öğrendiğimiz dershanenin öğrencilere yönelik okul içindeki faaliyetlerine izin verilmesiydi. Öğrenciler, hızla Fethullahçıların etkisinde olanlar ve olmayanlar olarak bölünmüş; okulda öğrenciler arasında ciddi bir gerilim başlamıştı. Tüm bunlar, idarenin desteğiyle ve dolayısıyla devletin gözü önünde gerçekleşti. 

Bu dershanenin Terminatör gibi o dönemin popüler filmleriyle başlayan film gösterimleri doğru düzgün bir sinema da olmadığı için gençler için başta cezbediciydi. Sonradan bu gösterimlerin sohbetlerle sürdüğünü, bazı öğrenciler için yatılı ders çalışma kampları düzenlendiğini öğrenmiştik. Bu öğrenciler arasından askeri okul sınavını kazananlar, yurtdışındaki Fethullahçı okullarda öğretmenlik yaptığını duyduklarımız olduğu gibi, başka tarikat bağlantılarıyla mülki amir olan ve hızla yükselen insanlar da çıkmıştı.

Ne il ne de ilçe milli eğitim bu gelişmelere karşı harekete geçti. Muhtemelen böyle bir rahatsızlıkları da yoktu.

Bu esnada Gebze Belediyesi yeni icraatlarını sürdürüyordu; kısa süre sonra mahalle, sokak, park isimlerini değiştirmeye başladılar. Çeçen cihadının liderlerinden Cahar Dudayev’in adını büyük bir parka veren Belediye Meclisi, Abdi İpekçi Mahallesi'nin ismini Fatih olarak değiştirmiş; suikast sonucu öldürülen Türkiye’nin bu önemli gazetecisinin isminin silinmesini eleştirenlere ise “Halka sorduk, ideolojik bulup istemediler” diyerek pişkinlikle yanıt vermişti.

Belediye Meclisi, Alevileri de unutmamış; Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Ulaştepe Mahallesi'nin adını ise Yavuz Selim olarak değiştirmişti.2 Tabii ki, bu değişiklik mahalle halkına sorulmamıştı. 1993 Sivas Katliamı’nın dehşetinin henüz çok yakıcı olarak hissedildiği günlerdi. Sivas’ta insan yakanların avukatlığını üstlenen Şevket Kazan, Refahyol hükümetinin Adalet Bakanı’ydı.

Yaşananların biz gençlerin hayatını nasıl değiştirdiğini bugünden bakarken daha net anlıyorum. Keşke her 28 Şubat yıldönümünde gençliklerinde bunları yaşamak zorunda bırakılan gençlerin hikayeleri de anlatılsa.

Taşrada ya da Gebze gibi büyük bir sanayi havzası olan ama kültürel dokusu itibariyle taşradan çok da farklı olmayan bu yerlerde gençlere; sinema, tiyatro gibi kültürel etkinlikler de, kendilerini ifade edebilecekleri sosyal-kültürel alanlar da layık görülmüyordu. Çünkü bu kadar büyük zenginlik üreten bir yerde yoksulluk ancak gericileştirerek ve lümpenleştirerek sürdürülebilirdi. Bu kuraklık içinde başarılı olan gençler ise devletin okul idarecilerinin işbirliğiyle cemaat ve tarikatlara yönlendiriliyordu.

Aslında asker de uzun yıllar bunu istedi. Belki kent merkezlerine müdahale edemiyorlardı ancak çeperlerde ve taşrada ortak bir kamusal hayatın oluşmasını, herhangi bir kültürel canlanma yaşanmasını tehlike olarak kodladılar. Bu tür faaliyetlerin solcu ya da sola meyilli kuşaklar yaratacağı, Cumhuriyet’in erken döneminde edinilmiş tecrübelerin bir sonucuydu. Üstelik Gebze gibi bir sanayi havzasında kısa süre sonra işçi ordusuna katılacak gençlerin aydınlatılması değil, itaat etmeyi bilmesi gerekirdi.

Refah Partisi egemen sınıfın bile isteye yarattığı bu koşulları örgütlenmek için kullanıp da, kontrol edilemeyecek düzeyde büyüyünce ve düzenin dışına taşmaya başladığında problem yaratır oldu.

28 Şubat sürecine yeniden bakıldığında aslında görülmesi gereken budur. Bu ülkede 12 Eylül’den itibaren ordu ve devlet bürokrasisi, özellikle işçi havzalarının kontrolünü böyle sağladı. Milli Görüş hareketi, bu açıdan onlardan ayrı düşmüyordu. Bu misyonu üstlenmeye, hatta daha kuşatıcı ve sert biçimde bu kontrolü sağlamaya her açıdan hazırdı.  

O hareketin içinden çıkan AKP’nin iktidar yıllarında bu gerçeği bütün çıplaklaklığıyla gördük. Eğitimde laiklikle kavgaları, MESEM’lerle çocuk işçiliği yasallaştırmaları, kültürel hayatın canlanmasına düşman olmaları hep bu misyonla ilgili oldu. 

  • 1

    “‘Belediye Başkanı yasalara uymuyor’”, Cumhuriyet, 09.06.1995, s. 3.

  • 2

    “Refahlı başkan isimlerden korkuyor”, Cumhuriyet, 19.02.1995, s. 4.

Cangül Örnek 'ın Son Yazıları