Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Zübük’ün yüzünü yıkayıp İzmir’e dönmesi

Zübük’ün yüzünü yıkayıp makamına dönmesini seyretmek zorunda değiliz. Düzen Zübük üretmeye devam edebilir; ama halkın bunları sineye çekmesi gerekmiyor.

Yayın Tarihi: 18.10.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 18.10.2026 , 00:09

Zübük, yalan söyler, çıkarı için insanları aldatır. Yalanları ve yalancılığı tescilli de olsa devam eder, saklamaz. Dün söylediğini bugün inkâr eder, dün sövdüğünü bugün öper, bütün bunları yaparken yüzü kızarmaz. Zübük’ün yüzü kasap süngeriyle silinmiştir. Karşısında kim varsa nabza göre şerbet verir, onun dilini konuşur, çıkarı neredeyse oraya döner. Ve hiçbir şey olmamış gibi insanların karşısına yeniden ve yeniden çıkar.

Aziz Nesin’in yazdığı, Kemal Sunal’ın unutulmaz biçimde canlandırdığı Zübük’ü hatırlamak için bu ülkede hiçbir zaman filmi yeniden izlememize gerek kalmadı. Her devirde bu unutulmaz karaktere nice isimler yeniden hayat verdiler. Ne büyük utanç, değil mi? İlk bakışta gerçek olamayacak kadar abartılı bulunabilecek bir tasvir, ne yazık ki Türkiye’nin bir gerçeğine dönüştü. Ve belki de en ağır örnekleriyle bugünlerde karşılaşıyoruz.

Cemil Tugay, Mart 2024’te CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak Erdoğan’ın iktidarına sesleniyordu: “Yalanınız, dolanınız, şatafatınız hepsi sizinle sandığa gömülecek.”

Ocak 2026’da AKP’ye geçeceği iddiaları gündeme geldiğinde bu partinin dünya görüşüyle uyuşmadığını, tek kişiye sorarak icraat yapan bir partide çalışmanın mümkün olmadığını söylüyordu.

Yetmedi; AKP’ye geçerse annesinin kendisini evlatlıktan reddedeceğini, eşinin boşayacağını anlattı.

Haziran ayında CHP’den istifa etti. Ama belediye başkanlığını bırakmadı. Temmuzda, “İzmirlilerin oyları bana emanet” diyerek AKP’ye geçmeyeceğini açıkladı. Ağustosta bağımsız kalacağını söyledi.

7 Ekim’de AKP’ye katıldı. Rozetini Erdoğan taktı. Dün yalan, dolan ve şatafatla suçladığı iktidarın saflarında bu kez “AK Parti kimsesizlerin kimsesidir” diye konuştu, Erdoğan’a “büyük liderimiz” diye seslendi.

Bir insanın fikir değiştirmesi elbette mümkündür. Ancak neden fikrinin değiştiğini buyursun, gerekçeleriyle anlatsın kamuoyuna. Ama anlatınca da iş bitmez. Fikri taban tabana değiştiyse, “Tamam, ben çok büyük bir hata yapmışım, bu saatten sonra siyasette yerim olamaz,” demelidir. Çok köklü biçimde değişmediğini iddia ediyorsa, yani susmayı bilmiyorsa, köşesine çekilmeyecekse de görevinden istifa etmeli ve yeni fikirleriyle yeniden seçilmeye talip olmalıdır. Hiç kimsenin kendinden menkul bir değeri yoktur.

Öyle ya, Cemil Tugay kimdir? Ona verilen oyun kendi kişiliğiyle ne alakası var? Bu adam seçime bağımsız mı girmiş, ayrı bir program mı koymuş, ayrı bir temsiliyeti mi olmuş?

Türkiye’nin üçüncü büyük kentinde, belediye başkanlığı makamında yapılanlara bakın. Cemil Tugay’ın bugün hiçbir şey olmamış gibi belediye başkanlığı yapabiliyor olması yalnızca İzmir’in değil, bütün ülkenin utancıdır. Bu utancın bir kişinin karakteriyle açıklanması mümkün değil. Çünkü bu bir istisna değil. Bir sürü taraf değiştiren isim çıktı muhalefet partilerinden. Bu partilerin bu meselede sorumluluğu var mıdır? Vardır. Ama onlar da yalnız değil; düzen siyaseti bütünüyle aynı çizgide.
Siyasetçiler arasında çoğu meseledeki fikir ayrılıklarını sayamayız. Tek başına adaletten yana olmak, bağımsızlıktan yana olmak, özgürlük istemek diye fikir olmaz. Lafta herkes bunlardan yana. Birisi adaleti, bağımsızlığı, özgürlüğü muhalefette görür, öbürü iktidarda. İdeoloji gerek, ilke gerek, bütün bunların oturacağı bir çerçeve, bir bağlam gerek. Partilerin programları yok; hepsi holdingler ve tarikatlar düzeninin hizmetkârı. Sömürüyü sorgulayan yok ama herkes toplumsal yozlaşmadan bahsediyor. Partiler arası geçişkenliğin sebebi işte bu fikirsiz, ideolojisiz, şekilsiz, sadece içi boş rekabete ve çıkara dayalı siyaset ortamı.

Bir bakın bakalım, hakikaten Türkiye’nin önündeki en önemli meselelerde partiler arasında ne tür ayrımlar var? Bunu daha önce de çeşitli vesilelerle ifade etmiştik: Türkiye’nin ana doğrultusu sorgulanmadığı sürece o doğrultuda en başarılı parti AKP’dir; bugün için Yeni Parti bir iktidar alternatifi değildir.

Doğrultuların aynı olması da bu keskin dönüşleri normalleştirmiyor elbette. Parti değiştirmek, partilerden de bağımsız olarak en başta onlara oy veren insanlar için ne insani ne de ahlaki görülebilir. Ama işte anayasa tartışmaları, işte Yeni Osmanlıcı politikalar, çözüm süreci, NATO üyeliği, ekonomi politikaları… Düzen siyaseti, yüzü kızarmayan herhangi bir siyasetçinin, “Ben olduğum yerdeyim, dün neye inanıyorsam bugün de aynı şeye inanıyorum ama inandığım şeyler Yeni Parti’de değil, AKP’de temsil ediliyor,” demesi için oldukça müsait!

Cemil Tugay’ın belediye başkanlığında geçirdiği her gün bu topluma hakaret. Bu kişi aktif bir biçimde, her yerde istifaya zorlanmalıdır. Bu yaptığının olağan kabul edilmesine, halkın iradesinin göz göre göre gasp edilmesine izin verilmemelidir. Türkiye Komünist Partisi’nin “Cemil Tugay, İzmirlinin iradesine rağmen başkanlık yapamaz! Derhal istifa et!” çağrısıyla başlattığı kampanya, bu itirazın somut bir örneği. İzmirliler, bu kampanyaya hem imza vererek hem de eylemle ve takiple iradesine sahip çıkmalı ve kirli siyaseti kabul etmediklerini göstermelidir.

Zübük’ün yüzünü yıkayıp makamına dönmesini seyretmek zorunda değiliz. Düzen Zübük üretmeye devam edebilir; ama halkın bunları sineye çekmesi gerekmiyor.

Yazarın Son Yazıları