Ölmek istiyorum, içeri almazlar değil mi?
Yayın Tarihi: 08.11.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 08.11.2026 , 00:02
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Biz bir bütün olsaydık; ülkemizin egemenliği büyük sermaye gruplarının değil halkımızın elinde olsaydı, gerçekten kaynaşmış bir toplum halinde yaşasaydık… İşte o zaman istisnasız bütün çocuklarımıza eşit fırsatlara sahip oldukları onurlu bir gelecek sunar, yaşlılarımıza olan huzur borcumuzu öderdik. Terazi şaşmazdı. Ama şimdi bu borç fena halde birikiyor.
Türkiye bugün, ömrünün son demine gelmiş insanlarına yaşama arzusu değil, sessizce ölme temennisi aşılayan vahşi bir sermaye düzenine sahip. Bu hafta bir sokak röportajında cebindeki 600 lirayla kalakalan 70 yaşındaki bir yurttaşın "Ölmek istiyorum" sözleri, kapitalist Türkiye’nin yalın gerçeği.
Muhabirin "Yeter mi?" sorusuna "Yeter mi?" diye soruyla cevap veriyor. "Ne olacak bu iş böyle?" deyince, "Ölmek istiyorum" diyor. Giderayak çekiniyor da söylediği şeyden. Gerçekleri dile getirmiş olmaktan endişe ediyor. "İçeri almazlar değil mi?" diye soruyor.
70 yaşındaki bir insanın açlığını dile getirirken bile arkasına bakması, "İçeri almazlar değil mi?" diye kısık sesle sorması…
Tenceren boş kalacak. Hakkını aramayacaksın. Bir çığlık dahi atmayacaksın. İtiraz etmeyeceksin…
Ülkemizin geldiği hâle bakın!
Yaşlısına pazarda ölüm dileten piyasa düzeni, ona sefaletini söylerken bile kendini suçlu hissettiriyor.
Onların kuşağı geçmişte de çok zor zamanlardan geçti ama şimdiki halden daha beterini kimse görmedi. Eskiden yoksulluğun köyden taşınan alışkanlıkları, kentlerde insanlara bir direnç ve dayanma gücü veriyordu. “Turşuluk alacağım" diyor ya zaten; turşu da yaparlar, salça da, tarhana da… Eve giren 20.000 TL’yi kıt kanaat de olsa geçim için döndürmeye uğraşırlar. Gerçi besbelli dönmüyor ya; yine de diyelim ki kira verilmiyorsa, takatleri yettiği kadar bir mücadele içine girebilirler, eski toprak…
Peki yeni nesillerin durumu ileride ne olacak?
Milyonlarca insanın çalışıp, üretip var ettiği değer, en fazla binlerle ifade edilecek bir grup para babasının elinde birikiyor. Türkiye’de kapitalizmin gelişmesiyle geldiğimiz nokta bu.
O kapitalist Türkiye’nin yeni nesillerinde artık tarhana, salça, turşu yapmak, kışlık hazırlamak da yok… Kentlerde toprakla bağı koparılmış milyonlarca mavi ve beyaz yakalı proletarya var. Ülkenin kaynaklarına çökmüş devasa holdinglerin çarklarında milyonlarca insanın suyu sıkılıyor; patronun meşrebine göre şırası ya da şarabı çıkarılıyor.
70 yaşında ölmek isteyenlerin torunları fabrika dişlileri arasında bir biçimde, gençlik sürerken hayata tutunuyor belki.
Peki, onlar da ses çıkarmadan, kurbanlık hayvanlar gibi bıçak altına yürüyecekleri ana kadar bu sermaye düzenini sorgulamazlarsa yaşlılıkta halleri ne olacak?
Direnmeden, mücadele etmeden... Kim böyle bir düzende, yüreğindeki yaşama arzusunu koruyup yetmişini görebilir ki?
Kurulu sömürü çarkına ses çıkarmadan katlanmak, gençlikte bile hayatı insan için taşınması ağır bir yüke dönüştürüyor. Ne yazık ki acı gerçek bu.
Kiminle beraberiz, kiminle karşı karşıyayız; bunları iyi tanıyacağız ki insan insanın kurdu olmasın verdiğimiz hayat mücadelesinde. Bizi aynı sınırlar içinde tesadüfen bir araya gelmiş edilgen bir kalabalıktan 'halk' olma vasfına taşıyacak olan da bu. Üretenler öfkelerini sömürücülere yöneltecek ki, pazarda cebindeki 600 lirayla kalakalan o 70 yaşındaki teyze, sömürü düzeninin sahiplerinden korkmayı bıraksın; her yeni güne yaşama isteğiyle uyansın.
Yüz dokuz yıl önce o büyük Ekim gününde olduğu gibi; sömürüsüz bir dünya ve insanca yaşam için yeniden ayağa kalkacağız.