Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gassal elindeki meyyit

İşte tarikatların insandan beklediği de tam olarak bu "ceset olma" hâlidir. Düşünmemeni, sorgulamamanı; bilime, hukuka ve insan onuruna sırt çevirmeni isterler ki, aklını ve iradeni bir şarlatanın hizmetine sorunsuzca sunabilesin.

Yayın Tarihi: 15.08.2026 , 21:28 Güncelleme Tarihi: 16.08.2026 , 00:00

Geçtiğimiz günlerde Süleymancılara yönelik başlayan operasyonlarda ortaya dökülenler kimseyi şaşırtmadı. Sayısız yurt, lüks özel hastaneler, gıda şirketleri ve milyarlarca liralık kapalı, karanlık bir ekosistemle karşı karşıyayız. Din kisvesi altında topluma ve kamu kaynaklarına sülük gibi yapışan bir başka organize örgüt daha...

İktidarın tarikatlar arasında ayrım yaptığı bilinen bir gerçek; kendi siyasi alanlarında kendilerinden olmayanların dolaşmasından rahatsız oluyorlar. Ekrem İmamoğlu’nun aslında Erdoğan’ı iktidara taşıyan çevrelerle benzer ilişkiler kurabilmesinin onu nasıl bir tehdit hâline getirdiğini daha önce de ifade etmiştik. Tarikatlar geleneksel olarak iktidarın siyasi alanındadır ve istisnasız bütün tarikatlar da yasa dışı örgütlenmelerdir.

Günümüzde maalesef tarikatların durumu kanıksatılmış, “ne yapalım bu toplumun gerçeği işte” denilerek iyi cemaat-kötü cemaat ayrımı yapılmaya başlanmıştır. Bu tamamen bir safsatadır ve tarikatların hepsi zararlıdır. İsimleri veya liderleri kim olursa olsun, insanın aklını, vicdanını ve özgür iradesini elinden alıp onu kayıtsız şartsız biat ettirme esasına dayanırlar. Sadece kapalı ve denetimsiz oldukları için değil, aynı zamanda çağ dışı oldukları için de yozlaşmaya, istismara ve dış güçlerin rahatça kullanabileceği birer aparata dönüşmeye mahkûmdurlar. Anayasa'nın 174. maddesiyle güvence altına alınan 677 sayılı Devrim Kanunu'na göre de Türkiye'de tarikat faaliyetleri tamamen yasa dışıdır.

Fakat ne zaman tarikatların devasa ekonomik ve siyasi yapılanmaları, işledikleri karanlık suçlar veya istismar vakaları gündeme gelse, birilerinin hemen durumu aklamaya soyunduğuna, sivil toplum edebiyatına giriştiklerine şahit oluyoruz.

"Ne var bunda? Tarikatların siyasi partilerden ne farkı var? İsteyen istediği yerde örgütlenir," gibi akıl dışı ama toplumda ne yazık ki karşılık bulan söylemler devreye sokuluyor. Siyaseti, toplumu, tarihi zerre kadar bilmeyenlerin cehaletinden faydalanılıyor. Bu cehaletle mücadele etmek ve buna yanıt vermek de bizim boynumuzun borcudur.

Bir siyasi partiyi, sendikayı veya derneği tarikatla aynı kefeye koymak; özgür bir insanla boynuna tasma takılmış bir köleyi eşit tutmaktır. Bu, bir şekilde örgütlenmek ile "mürit olmayı" birbirinin yerine kullanma gafletidir. Oysa örgütlenmek insanı zincire vurmaz. Bir partiye, sendikaya veya derneğe katıldığınızda aklınızı kapıda bırakmazsınız; bir hukukun parçası olursunuz. Alınan kararları eleştirir, süreçlere katkı sunar veya tepkinizi gösterirsiniz. Emek verir, fikirlerinizi özgürce ifade eder, birlikte ortak kararlarınızı hayata geçirirsiniz. İtiraz ettiğiniz için kimse sizi dinden çıkmakla suçlayıp cehennemle tehdit etmez. Modern örgütlenme biçimleri bireyi yok etmez, tam aksine onu siyasal ve toplumsal alanda özne haline getirir.

Tarikat ise bir birey öğütme makinesidir. İnsanı aklından, iradesinden ve onurundan mahrum bırakarak onu sadece bir dolgu malzemesine çevirmek üzere faaliyet yürütür.

Tarikatların dayandığı temel tasavvufi ilkeyi duymuş muydunuz?


Mürit, şeyhin elinde gassal elindeki meyyit gibidir.

Yani ölü yıkayıcının önündeki ceset.


Teneşirdeki bir ceset "Suyu sıcak buldum" diyebilir mi? "Beni sağa değil sola çevir" diyebilir mi? Şüphesiz ki hayır. İşte tarikatların insandan beklediği de tam olarak bu "ceset olma" hâlidir. Düşünmemeni, sorgulamamanı; bilime, hukuka ve insan onuruna sırt çevirmeni isterler ki, aklını ve iradeni bir şarlatanın hizmetine sorunsuzca sunabilesin.

Yaratılan bu iradesizlik hâli, bugünkü ağır sömürü düzeninde, AKP Türkiye’sinde masum bir maneviyat arayışı değil elbette. Bu bir uyuşturucu madde etkisidir adeta ve tarikatların hepsi de istisnasız olarak her gün suç işlemekte, toplumu zehirlemeye devam etmektedir.

Milyarlarca lirayı yöneterek holdingleşen tarikatlar, hem başka holdinglere hem de yabancı güçlere eşsiz hizmetler sunar. Milyonlarca insanın bu ağır sömürü koşullarında isyan etmemeleri için tarikatların rolü hayatidir. Sayelerinde holdingler büyütülür; devletin ihaleleri, arazileri ve kaynakları yağmalanır. İşi hak edenler değil, şeyhine biat edenler kazanır. Oy dahil her şey satılıktır, siyaset de kolayca dizayn edilir. Şeyhin yuları kimin veya hangi yabancı devletin elindeyse, teneşirdeki yüz binlerce ceset de sorgusuz sualsiz oraya döner. Böylece her şey çürür, adalet ölür ve yalnızca paranın egemenliği sürer.

Bugünkü sömürü düzeninin tepesindekiler, emekçi halkımızı tıpkı o gassal önündeki meyyit gibi tepkisiz görmek ve kuzu kuzu kasabın bıçağını yalamasını isterler.

Ancak gün gelir, baskı dayanılmaz bir noktaya ulaştığında emekçi halkımız kendi gücünü kolektif eylem içinde doğrudan keşfeder. Tarikat ve benzeri yapıların on yıllarca süren uyuşturucu etkisi, eski düzenin meşruiyetini bir anda yitirmesiyle tetiklenen kitlesel bir uyanış karşısında hızla yok olur. O gün geldiğinde halkımız, gerçeği bu ve benzeri yazıp çizdiklerimizden de değil, bizzat hayatta kalma mücadelesi içindeki kendi deneyimlerinden öğrenecek. Aklını bütün zincirlerden özgürleştirecek. Mutlaka!

Yazarın Son Yazıları