Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Cumhuriyetçilerin ortadan yürüme vakti geçiyor

Ekmeğini bu topraktan çıkaran, buraya emek veren, bu ülkeyi seven herkesin başı dik, onurlu, güven içinde ve mutlu yaşayabileceği gerçek bir birliği, yurttaşların eşitliğini hangi zeminde inşa edeceğiz?

Yayın Tarihi: 25.07.2026 , 23:35 Güncelleme Tarihi: 26.07.2026 , 00:01

Bu dünyada antikomünist olmanın, servet sahibi olmak dışında hiçbir mantıklı gerekçesi yok. Ara ara siz de şahit oluyorsunuz malum. Bir çıkar ilişkisi bile olmaksızın servet sahiplerinin menfaatlerini kendi canları yanmışçasına savunanlar, hayatta yapabilecekleri en anlamsız, en değersiz ve en acınası şeyi yapıyorlar. Bu ruh halindeki insanlar, hayatlarının farklı dönemlerinde farklı isimlerle anılabilirler: Okulda ispiyoncu, ergenlikte yancı, yetişkinlikte kaypak, sinsi olabilirler… Hep birilerinin gölgesi, filancanın şakşakçısı olurlar. Büründükleri maske değişse de patronseviciler, her zaman aklı ve ruhu zincirlenmişlerden çıkar.

Eğer bir kişi patronun sahip olduğu sınıfsal çıkarlara sahip olmamasına rağmen komünizm alerjisi yaşıyorsa bunun sebebi ya yukarıda ifade ettiğim aşağılık kişilik özellikleri ya da başka dolayımlarla dolduruşa getirilerek ideolojik olarak zehirlenmiş olmasıdır. Yanlış anlaşılmasın; komünist olmayan herkes antikomünist değildir elbette. Zaten öyle olsaydı işimiz işti. İnsan bilmiyordur, bu fikir ona ulaşmamıştır, farklı hassasiyetleri vardır, kendisini başka bir yerde tanımlıyordur… Ancak vicdanı temiz, aklı yerinde olan hiç kimse için komünizm bir öcü değildir.

Çünkü esasında insan komünizme, kendi doğal düşünüşü içinde sanıldığından çok daha kolay bir şekilde de ulaşabilir. Dünyamızı sadeleştirip denklemdeki tüm yapay değişkenleri çıkardığımızda geriye en yalın gerçek kalır: Bir tarafta emek, diğer tarafta sermaye. Dünya bu ikisinin etkileşimiyle dönüyor. Ancak arada hayati bir fark var. Emek vermek hepimiz için kaçınılmaz bir zorunlulukken, sermaye sahiplerine aslında hiçbir ihtiyacımız yok. Bugün Türkiye’nin en yoksul mahallesiyle en zengin mahallesinde doğan çocuklar arasındaki uçurumun, bu düzen içindeki herhangi bir mekanizmayla kapatılabileceğini iddia eden varsa buyursun gelsin, tedavi ettirelim. Bu derin adaletsizliği hangi vicdan içine sindirebilir?

Şimdi gelelim sadede. Biz komünistiz. Bunu hiç saklamadık; saklamak şurada dursun, hep vurguladık, öne çıkardık. Ve biz cumhuriyetçiyiz. Dünyada cumhuriyet fikri ortaya çıktığında, bunun nasıl hayata geçirileceği konusunda da farklı akımlar oluştu. Çıkış noktamızda ortaklaşıyoruz: Egemenlik semavi yetki almış şahıslara, ailelere değil halka ait olacak. Tebaadan yurttaşlığa geçeceğiz. Yönetim işi meşruiyetini, kaynağını yurttaşlardan alacak.

Peki kimdir yurttaş? Bir araya gelerek oluşturduğu siyasal örgütlenmenin haklarına, sorumluluklarına ve geleceğine eşit oranda ortak olan kişi.

Siyasete gelince herkes birlikten, eşitlikten, kardeşlikten söz ediyor. İslamcısı, sosyal demokratı, milliyetçisi... Hepsi aynı ezgiyi mırıldanıyor. Ama içine bir bakıyorsunuz; NATO'cusunu, AB'cisini, iki yüz evi olan emlak zengini asalakla başını sokacak bir çatı bulamayan emekliyi aynı potada eritmeye çalışıyorlar. Bin tane tarikatın peşinden gidip başkalarını fişleyerek insanları bir arada yaşatmaktan bahsediyorlar. Kürt kelimesini duyunca ayağa fırlayanlar, bu ülkenin birliğinden dem vuruyor.

Gelin, bu denklemi de yeniden ve dürüstçe sadeleştirelim. Ekmeğini bu topraktan çıkaran, buraya emek veren, bu ülkeyi seven herkesin başı dik, onurlu, güven içinde ve mutlu yaşayabileceği gerçek bir birliği, yurttaşların eşitliğini hangi zeminde inşa edeceğiz?

Bu ülkenin birliğinin de yurttaşların eşitliğinin de temeli emekçilerin kardeşliğidir. Yaşayışları, arayışları, hassasiyetleri ile köprü olanlar, bu ülkeyi sırtında taşıyan işçilerdir. Chobani ile Kürt Ahmet'in, Ağaoğlu ile Türk Mehmet'in ne alakası, nerede ortaklığı var? Emekçinin ortaklığı kader arkadaşlığıdır. Patronlar ise görüyorsunuz, kimseyi ve asla çıkarlarına ortak edecek değiller.

Patronlar devreden çıkarıldığında, birileri birilerinin sırtından geçinmeyi bıraktığında “yurttaşlık” mümkün olabilir. Şimdi hakkını almak için bedel ödemek zorunda olan hep emekçilerdir. Meydanlarda cop yiyen, gaz bombasına göğüs geren bir patron gördünüz mü? Nerede yurttaşlık?

Bize "Ya onlar iyi, güzel insanlar ama komünistler işte!” diyenler, neden komünist olduğumuzu iyi anlasınlar. Biz her şeye rağmen, her türlü zorluğa karşın ve kim ne derse desin komünistiz. Biz neye rezerv koyuyoruz, hangi konularda sonuna kadar varız; nereleri tartışıp birleşeceğiz, nereleri tartışıp ayrışacağız? Cumhuriyet düzleminde konuşalım bütün bunları.

Bu ülke mutlaka kurtulacak. Ama kolaya kaçmadan; patronlara, tarikatlara ve emperyalistlere sıfır tavizle kurtulacak. Bu yoldaki çabaların bir varış noktası var. Bu yöndeki çabalar körlemesine gitmiyor, bir umuda uzanıyor. Emin olun ki ortadan yürüme vakti geçti. "Kötünün iyisine bakıyoruz" diyenler anlasınlar, belki de kötünün iyisi dediklerine de yer yok artık bu düzende. Ya kötüyle yaşamayı kabulleneceğiz ya da toptan yıkıp iyisini kuracağız.

Berkay Kemal Önoğlu 'ın Son Yazıları