'FETÖ’nün siyasi ayağı'nı arayanlara
Yayın Tarihi: 08.08.2026 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 09.08.2026 , 00:00
Fethullah tarikatının siyasi ayağına ilişkin tartışmalar ve "üzerine gidilmediği” yönündeki değerlendirmeler yıllardır gündemde kaldı. Bu tarikat yargıda, askeriyede, emniyette ve daha birçok yerde devasa bir güce ulaşmıştı. Bunun siyasi bir iradeye yaslanmadan mümkün olamayacağı ortada olduğu için, “siyasi ayak” sendromu sürdükçe sürdü. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında devlet içinde geniş çaplı tasfiyeler ve yargılamalar yürütüldü. Ancak bu süreç; kararları alan, ön açan ve örgüte fırsat sağlayan siyasi kadrolara uygulanmadı. Bu yöndeki toplumsal kanaatin yanlış olduğunu kim söyleyebilir?
Yetkili merciler, bu konuda daha önce yaptıkları açıklamalarda sorumluluğu hep geçmiş dönemlere veya “aldanmalara” yıkma eğiliminde oldular. Kimi zaman da faturayı tarikatın zaten göz önündeki halkla ilişkiler figürlerine kestiler. Örneğin Numan Kurtulmuş, tarikatın devlet bürokrasisine sızma eylemlerini tamamen geçmiş hükümetlerin zafiyetine bağlamıştı. Veya Ahmet Davutoğlu'nu hatırlayalım. "FETÖ'nün siyasi ayağını açıklayacağım" diyerek tüm Türkiye'nin gözünü diktiği bir basın toplantısı düzenledi ve orada siyasi ayağın Hakan Şükür olduğunu söyleyiverdi.
Örgütsel niteliği itibarıyla Fethullahçılar; ordu, emniyet, yargı, mülki idare, eğitim, medya ve finans sektörleri başta olmak üzere ülkenin bütün kılcal damarlarına sızmıştı. Hiyerarşik ve hücre tipi gizlilikle çalışan bu yapı, "hüsnüniyet" ve "tedbir" kılıfı altında her türlü ahlaki ve hukuki sınırı çiğniyordu. ABD ve NATO himayesindeki Komünizmle Mücadele Derneklerinin, Ülkü Ocakları ile beraber en önemli iki uzantısından biriydi. Bu yapı tamamen emperyalizmin emellerine hizmet ediyordu. Kayıtsız ve şartsız işbirlikçiydi; yani manda zihniyetine sahipti. Cumhuriyet'in kurucu değerlerine yönelik derin bir düşmanlık üzerine inşa edilmişti. Mürit-mürşit ilişkisinin doğurduğu koşulsuz itaat mekanizmasını kullandılar. Bu sayede kendi vatanına ve halkına gözünü kırpmadan kurşun sıkacak, zihinleri iğdiş edilmiş kadrolar yetiştirdiler.
15 Temmuz sonrası bu tarikata karşı genişletilen mücadele, yalnızca biçimsel ve fiziki bir tasfiye operasyonu olarak kaldı. Zaten AKP’nin bu tarikatı var eden ideolojik, siyasal ve sosyolojik zeminle köklü bir hesaplaşmaya girişmesi de beklenemezdi, tabiatına tersti. AKP’nin bu tür bir hesaplaşma içine girmesi bizzat kendi varlığıyla hesaplaşması anlamına gelirdi. Zaten meselenin bam teli de işte tam buradaydı. Bugün aynı ideolojik kodlara sahip başka yapı ve cemaatlerin devlet içinde mevzilenmesinin önünde hiçbir engel yoktur. Bu yapılar da tıpkı FETÖ gibi Cumhuriyet karşıtı bir tarihsel pozisyona ve emperyalist merkezlerle bağımlılık ilişkisine sahiptir. Ortada ideolojik, siyasal, kültürel hiçbir ayrım yoktur. Yürütülen bu sözde mücadeleye ancak bir klik çatışması denilebilir. Zaten Türkiye’de ortalık bu türden klik çatışmalarından da geçilmemektedir.
Mevcut iktidarın ideolojik yönelimine, devlet mimarisindeki tercihlerine ve emperyalist odaklarla geliştirdiği ilişkilere bakalım. Bu tabloyu incelediğimizde ortada ideolojik, siyasal ve ilkesel ayrımlar görmek zordur. Ortada amansız bir çıkar çatışması vardır. Üstelik bu çatışma yalnız iktidar ile diğerleri arasında değil; iktidarın kendi iç unsurları arasında da kıran kırana yaşanmaktadır. Çünkü hepsi aynı kaynaklardan beslenen, zihinsel ve yapısal derin akrabalık ilişkileri içindedir.
Sonuç olarak, “FETÖ’nün siyasi ayağını” filmlerdeki gibi gizli ajanlar veya kod adları seviyesine indirgeyerek aramak meseleyi saptırıyor. Bu yapıyı ankesörlü telefonlardan emir alan takunyalı casuslar zannetmek, gerçeği gölgelemektir. Asıl siyasi ayak; ‘ABD hamiliğinde Türkiye’ için tüm devlet mekanizmasını bir siyasal strateji olarak işleten zihniyet ve kararlardır. Dolayısıyla çok da ayrı hedeflere yürünmüyor. Cumhuriyet'i tasfiye arzusunu paylaşan siyasal kararların toplamı, zaten bu siyasi ayağı oluşturmakta…
Emin olun, FETÖ’nün Türkiye vizyonu ile Yeni Osmanlıcı anlayış arasında bir kavgadan ziyade bir konsept uyumu söz konusu. Tarikatın geliştirdiği altyapı da zaten bu politika doğrultusunda kullanılıyor. Kurdukları altyapı kendilerine yâr olmadı o ayrı. Peki biz ülkemizi bu mankurt tarikatçı zihniyetten kurtarabildik mi?
Fethullahçılık bugün uluslararası tekeller, İngiltere, Almanya, ABD veya İsrail ile girilen karmaşık ve teslimiyetçi ilişkilerde vücut buluyor. FETÖ’nün emperyalist odaklara koşulsuz alan açma potansiyeli çok yüksekti. Bugün siyasetin ve ekonominin her köşesine sinmiş manda zihniyetli unsurlar da farklı davranmıyor. Onların ABD, İngiltere ve İsrail’e tanıdığı alan da gün geçtikçe daha da büyüyor. Bu iş adeta bir bayrak yarışına dönüştü.
Kurtuluşumuz ise bu holdingler ve tarikatlar düzenini yaratan her şeyle dövüşmekten, yeniden Cumhuriyet kavgasını güçlendirmekten geçiyor.