Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Sultan’ın vezirleri

Projenin müteahhidi Türkiye sermaye sınıfı; en önemli mimarı ve imzacısı da AKP'dir. Peki ya muhalif partiler neye muhalifler? Onlar, AKP’nin mimarı olduğu bu yükselen “yenilikçi yapının” içinde kendilerine tahsis edilen yazıhanelerinde dükkâncılık yapacaklar.

Yayın Tarihi: 22.08.2026 , 23:09 Güncelleme Tarihi: 23.08.2026 , 00:08

AKP Türkiyesi’nde iktidarın takip ettiği ana doğrultuyu, Cumhuriyet düşmanı karşı devrimci çizgiyi, sermaye egemenliğini ve onun yayılma politikasını sorgulamayan hiçbir yapının gerçekte iktidara muhalefet etmediği artık açıkça görülmeli. Bu iddia lütfen kimseye çok büyük, zorlama veya abartılı gibi gelmesin. Sermaye karşıtı olmadan AKP ile mücadelenin yalan olduğunu ileri sürüyoruz, evet. Buz gibi gerçek budur.

“Rejim değişiyor mu?", "Türkiye otoriterleşiyor mu?", "Avrupa'dan uzaklaşıyor mu?" diye yıllardır boca edilen bir dolu boş laf, işin gerçeğini hep ıskaladı ve ne yazık ki bugün dahi pek çokları için süreci anlaşılmaz kılıyor. Sınıf gerçeği görmezden geliniyor. Rejim neydi, nereye gidiyor? Demokrasi ne, otoriterleşme ne? Hepsi Batı emperyalizminin mutfağından ithal edilen içi boş, manipülatif kavramlar. İçerik, doğrultu, hedefler; bunlar hep basitçe AKP'nin hükümet politikaları gibi anlatıldı. Siyaseti ve izlenecek ana doğrultuyu sanki sandıklardan çıkacak partiler belirleyecekmiş ve şu AKP bir gönderilebilse her şey tersine dönecekmiş gibi… Türkiye’deki karşı devrim süreci kimilerince anlaşılmadı, kimileri de bilinçli şekilde sürecin üzerini örttü. Oysa karşı devrimci güçler, yalnız iktidar partisiyle ilgilenmiyordu. İktidarıyla muhalefetiyle siyaset alanının tümüne ilişkin bir tasarımları vardı ve bu bağlamda karşı devrimin ana akım siyasette “muhalefeti” mevcut değildi.

Söyleyin nerede o “muhalif” partiler? Türkiye otoriterleşiyormuş, “Ee?” diyenlere ne cevapları var? Yeni Türkiye’ye ne itirazları var? Nedir sözde muhalefetin bu baş gündeme ilişkin itiraz noktaları? ABD uhdesinde Yeni Osmanlı’ya giderken ulus devletin tasfiyesi anlamına gelen her türlü adım karşısında ne söylemişler ve söyleyecekler?

“Efendim, bu yolu yürüyeceğiz ama öyle değil, böyle de yürünebilirdi.” diyecekler; yol aynı yol!

Geçmişte de böyleydi. Yol NATO'nun yoluydu ama sözde muhalefet, “Öyle değil, böyle yürüyelim; Meclis'te karar alalım, genel kurul toplayalım. Hayır dediğimizden değil, usulü hayata geçirelim…” diye mırmır ederdi.


Yıllarca sermaye diktatörlüğünü gizlemek için örttükleri örtü, doğal olarak AKP karşıtı mücadeleyi sakatlayan, karşı devrime direncin önünü tıkayan başlıca etmenlerden birine dönüştü. Fatura ucundan kıyısından da olsa patronlara değmesin diye, çok büyük bir manipülasyon yürütüldü. Kayıkçı kavgası, ekran önünde bağırış çağırış ama arka planda geniş sermaye mutabakatı ve her kritik dönemeçte karşı devrimci iktidarın koltuk değnekliğine soyunan sözde muhalefetle süreç bugünlere kadar getirildi.

Sermaye sınıfı, Cumhuriyet'in kuruluşundan kısa bir süre sonra kendi çıkarlarını halkın çıkarlarından ayırmış; devrimin ileri sürdüğü tarihsel iddiayı, toplumcu değerleri kendi büyüme, nüfuz etme ve yayılma hedeflerinin önünde bir engel olarak görmüştür. Emperyalist ağababalarının işbirlikçiliğine soyunmuş, bu topraklara sırt çevirmiş ve kendisinden beklenen tarihsel ihanetini gerçekleştirmiştir. Yaşanan karşı devrim sürecinin sahibi bu sınıftır ve devletin bugünkü ideolojik, ekonomik ve siyasi Yeni Osmanlıcı rotasını bizzat onlar çizmiştir. AKP iktidarı ise bu süreçte sermayeye yeni ufuklar açan, eşsiz hizmetlerde bulunan, özgün bir aracı misyonu üstlenmiştir.

Projenin müteahhidi Türkiye sermaye sınıfı; en önemli mimarı ve imzacısı da AKP'dir. Peki ya muhalif partiler neye muhalifler?
Onlar, AKP’nin mimarı olduğu bu yükselen “yenilikçi yapının” içinde kendilerine tahsis edilen yazıhanelerinde dükkâncılık yapacaklar. Çünkü ifade ettiğim gibi bunlar gerçekte muhalefet filan değil; farklı eğilimler olarak Yeni Osmanlı'nın çeşitli unsurları olacak, kapsanacaklar. Eski Osmanlı'da da işler böyle yürürdü. Farklı eğilimlerin ve söylenen mırmırların dışlanmak yerine emilerek sistemi daha da kökleştirecek işlevler kazanmaları, olağan yönetim stratejisiydi.

Eski Osmanlı'da padişahın evrensel hükmetme hakkı sorgulanamazdı; günümüz Yeni Osmanlısı'nda bu dokunulmazlığın sahibi doğrudan doğruya kapitalist sömürü oldu. 

O zaman tekrar altını çizelim:

“Yeni Osmanlı” ya da aynı anlama gelmek üzere “AKP Türkiyesi” ya da onların deyimiyle “Yeni Türkiye”de sömürü çarkını ve sermaye çıkarlarını temelden karşısına almayan hiçbir siyasi aktör iktidarın alternatifi değildir. Türkiye'de iktidarın uyguladığı politika, ana doğrultu itibarıyla sözde muhalefet tarafından açıkça benimsenmiş durumdadır.

Hâl böyleyken Abdullah Paşa, Devlet Paşa, Özgür Paşalardan bazıları bugün gözde olabilir, bazıları ise yarın gözde olurlar; bazıları gözden düşer, bazıları ipe gider, bazıları damat olurlar. Dönem değişir, ihtiyaçlar gelişir; Divanıhümayun buna göre şekil alır. Yarın emrihak vaki olursa padişah da değişir. Hanedanlar, soylular, ulemadan adamlar kendi aralarında yürütürler bu siyaseti. Yığınlar sadece üzerinde hükmedilen bir mülk, pasif izleyici konumundadır. Yeni Osmanlı'da siyaset, halksız bir güç mücadelesidir.

250 yıldır meşruiyetin tek kaynağı olan halk ortada yoktur. Güç herhangi bir sözleşmeyle dengelenmez, belirlenmez.
Yani gerçekte bizim bildiğimiz hukuk da yoktur; tarikatların, cemaatlerin, derebeylerin, eşkıyanın ne hukuku olacak? Bunlar, yeni Osmanlı sisteminde ana doğrultuyu kabul ettikleri sürece içerilmeye açık, göze girecek veya gözden düşecek, farklı eğilim ve çıkar gruplarını temsil eden "unsurlar" olarak kalırlar.

İyi mafya, kötü mafya; iyi tarikat, kötü tarikat…

Kanun olsa bunların iyisi kötüsü mü olur? Sizin bildiğiniz kanunlar burada artık geçmemektedir.

Sistemin kutsalına, yani sömürüye dokunulmadıkça; Cumhuriyet'ten kurtulma programını işleten baş aktörün sermaye sınıfı olduğu, onun egemenliğinin açıkça hedef alınması gerektiği görülmedikçe, ne yazık ki ABD egemenliği, emperyalizmin hareket mantığı, Türkiye-emperyalizm diyalektiği de kavranamaz. Kör kalmaya devam ederiz.

Bu iktidara bir alternatif yaratacaksak neyle karşı karşıya olduğumuzu doğru tespit etmek zorundayız.

Ve böylece amacımızı da ilan edelim: Bütün cumhuriyetçiler, devrimciler, yurtseverler, komünistler hep birlikte karşı devrimi yeneceğiz.

Yazarın Son Yazıları