Türkiye’nin geleceğini sol belirlesin
Yayın Tarihi: 20.06.2026 , 23:21 Güncelleme Tarihi: 21.06.2026 , 00:06
Memlekette olası cumhurbaşkanı adayları neye göre tartışılıyor? Görülüyor ki, artık yıllar içerisinde bütün ana akım siyaseti program ve ilkelerden ayıkladılar; her kesimden, her yaştan yurttaşları maalesef o sonu gelmeyen kahraman beklentisi içine çoktan soktular. Artık kimin neyi savunduğu değil, imajı önemli hale geldi. Babacanlığı, güler yüzü, azmi, çalışkanlığı, vs… O da ekranlardan anlaşıldığı kadar!
Peki, bu isimler neye göre öne çıkıyor, neye göre arka plana itiliyor? Bu kahramanlar nasıl yaratılıyor? Kimi, hangi sebeple öne çıkarıyor ve insanların onlara güvenmesini istiyorlar? Kime, niçin güvenelim? Bu kadar hayati bir dönemde kime, ne yaptı diye bel bağlayalım? Yoksa televizyonlarda gördüklerimize mi inanalım, o kadar saf mıyız? Bugüne kadar güvendiklerimiz bizi defalarca yüzüstü bırakmadı mı?
"Cumhurbaşkanı adayı kim olsun?" sorusuna verilen ezbere cevabı biliyoruz: "Kazanacak aday olsun". İyi de niye ve nasıl kazanacak?
Asıl sormamız gereken soru şu: Biz nasıl bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz?
Emekten, bağımsızlıktan, laiklikten yana; amasız, fakatsız, devrimci ve cumhuriyetçi bir çizgiyi savunuyoruz. İnanın, bu toplumun en geniş kesimlerinin hayal ettiği ve savunduğu çizgi de budur. Peki, bu irade niçin siyasette hakkıyla temsil edilmiyor?
Neden tarikatlara şirin görünmek için bin takla atıyorlar?
Neden patronculuk yapıyor, TÜSİAD’ın günahlarını örtmeye kalkıyorlar?
Neden her şeyi sadece tek adama ve AKP’ye yıkıp sistemin diğer suç ortaklarını saklamaya çalışıyorlar?
Neden bağımsızlık deyince işi sulandırıp hem NATO’cu hem Deniz Gezmiş’çi geçiniyorlar?
Bunları görmezden gelebilir miyiz? Böyle bir anlayışla bir yere varabilir miyiz? Bu iktidar böyle değişir mi?
Değişse bile, asıl iktidar değişmiş olur mu? Yani bu iktidarı var eden, onun hizmet ettiği asıl egemen güçler, sermaye diktası, yerine gelecek olanı da tepe tepe kullanmaz mı? Onları da hizmetine almazlar mı? Kaldı ki egemenler neden iktidarı değiştirsin? Böylesine kritik bir eşikte, tabiri caizse "nehri geçerken at değiştirilir mi?"
Seçimler söz konusu olduğunda sağcılar; örneğin onların hassasiyetleri çıkar pazarlığıysa, paraysa, araziyse, rantsa, torpilse, her neyse... Bunları dayatıp alacak kadar kolları sıvama cesareti gösteriyor gibi görünüyor. Her çıkar grubu kendileri bir güç olmaktan, gerekirse ayrı aday çıkarmaktan asla geri durmuyorlar.
Peki, biz kendimizi değil memleketimizi düşünüyoruz diye mi bu kadar tutuk kalmayı, sessizliği, acziyeti içimize sindirelim?
Solcular neden kendi hassasiyetlerini dayatamıyor?
Neden bir müteahhidin peşinden her şeyi unutup, her şeyi geride bırakıp yarınlar yokmuşçasına koşturmak bu kadar kolay geliyor?
Ya da diğerleri… Bizim hayalini kurduğumuz bağımsız, sömürüsüz Türkiye ile, savunduğumuz değerlerimizle, önceliklerimizle uzaktan yakından alakası olmayan boş teneke siyasetçilerin ardında niçin bütün geleceğimizi adeta kumar masasına sürüyoruz?
Bizim bir güç olmamız lazım!
Emekten, bağımsızlıktan ve laiklikten taviz vermeyen bir çizginin, "Nasıl bir cumhurbaşkanı istiyoruz?" sorusunu siyasete dayatması gerekiyor. Türkiye'nin ezici çoğunluğunu oluşturan cumhuriyetçi ve emekçi kesimlerin gerçek bir temsiliyete ihtiyacı var.
Laf olsun diye değil; bunu cumhuriyetçi, devrimci, sosyalist sol bal gibi de yapar! İstediğinde, irade gösterdiğinde, bu ilkelerde ortaklık kurup topluma açık bir biçimde sunabildiğinde yapar. Daralmayalım, yolumuzu genişletelim. Gözümüzü daha geniş, ferah bir ufka dikelim. Ama bunun için, önce, belki ironik şekilde, "en geniş güçler" stratejisini bir kenara bırakalım. Ayrımlarımızı önemsizleştirmeyelim. Ancak bu şekilde kendi toplum projemizi gerçek bir alternatif haline getirebiliriz. Ve bu iktidardan kurtulmak için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz.
TKP tavrını açıkladı ve çağrısını yaptı. Bu tarihi çağrı, yalnızca bir sorumluluğu yerine getirmenin ötesinde, tüm dost çevrelerin bu zemin üzerinden kenetlenmesi ve süreci büyütmesi açısından büyük bir önem taşıyor. Sol, ülkemizin geleceğinin başka güçler tarafından belirlenmesine göz yummak ya da süreçte figüran olmak yerine, ülkenin geleceğinde başat bir rol üstlenebilir. Ve üstlenecektir de.
Bu çağrı, tarihin doğru tarafında yürüme çağrısıdır. Umalım ki bunu görmekte geç kalınmasın.